Geçen hafta Van’ın Müküs (Bahçesaray) ilçesinde “Bahçesaray Saklıkent Kültür ve Sanat Festivali” çerçevesinde Fekîyê Teyran sempozyumu vardı. Sempozyumu TRT 6’dan izledim. Konuşmacıların önemli bir bölümü, Kürt edebiyatı üzerine araştırmalar yapan sol görüşlü yazarlardı.
Edebiyat ve kültür, ortak bir alandır. Kimseyi Kürt edebiyatını araştırmaktan alıkoymayız. Ancak, her edebiyat ait olduğu dünya içinde anlaşılır.
Kürt edebiyatı, İslam’la başlamıştır; İslam kaynaklı bir edebiyattır. Bilinen şairleri birer İslam alimidir.
İslam düşmanı bir araştırmacı olan Amir Hassanpour bile “Kürdistan’da Milliyetçilik ve Dil” adlı eserinde, Kürt şairlerinin yüzde yetmişi “Mele”dir, demekte; şeyhleri de geriye kalan yüzde otuz içinde saymaktadır.
Böyle bir edebiyatı İslam’a inanmayanlar, İslam’a düşman olanlar doğru yorumlayamaz. Onun vermek istediği mesajı doğru iletemez. Kürt solcu araştırmacılardan Kürt edebiyatını İsmet Zeki Eyüboğlu denen mürtedin Türk Divan edebiyatını bütün yönleriyle çarpıtıp ona ahlak dışı yorumlar getirmesi gibi yorumlayanlar var mıdır, bilmiyorum.
Ama önemli bir bölümünün, Kürt şiirinde tasavvufi bir yaklaşımla simgeler üzerinden işlenen ilahî aşkı beşeri aşk olarak yorumlayıp saptırdıklarını biliyorum. Dahası aralarından Ethem Xemgin, “Kürdistan Tarihi” adlı uyduruk kitabında Şeyh Ehmede Xanî hazretlerinin Nubihar’ında Kürt çocukları için söylediği “Wekî ji Quran’ê xilas bin/Lazim e li siwadê çavnas bin(Kur’an-ı Kerim’i hatmettiklerinde okuryazarlıklarını geliştirsinler diye)” dizelerini “Kur’an’dan kurtulmaları/Gerçeği görmeleri” diye çevirecek kadar alçakça bir tutum sergileyebilmekte; Şeyh Ehmed’in İslamî gayretini tam zıt bir yöne çekip İslam’a karşı bir silah olarak kullanabilmektedir.
Edebiyat da tarih gibi bir hazinedir, bir sermeyedir, yerine göre bir silahtır. Sahip çıkılmazsa düşmanın eline geçer ve bizzat sahiplerine karşı kullanılır.
Kürt edebiyatının İslam’a karşı kullanılmasının önüne geçmenin yolu, bu edebiyatı oluşturan Fekîyê Tayran, Melayê Cezîrî gibi büyüklerle aynı ruh atmosferine sahip Müslümanların Kürt edebiyatına sahip çıkmasıdır.
İslamî Kürt edebiyatı, bizden önceki büyüklerin mirasıdır. İslam’da miras, mürtet evlada kalmaz. İslam’a inanmayan sosyalist kafaların bu mirasta hakkı yoktur. Bu miras, bizimdir; onu sahiplenmemek redd-i mirastır ki bu da manevi de olsa haşa babalığı rettir.
Edebiyat için dergiler, birer vitrindir ve denebilir ki bugüne kadar bir edebiyatı tanıtmanın en yaygın aracıdır. Özellikle tanıtım aşaması palazlanma çağındaki edebiyatlar ve edebi akımlar için dergiler, okuyucuyu en kolay yoldan bulan, onu en çok edebi ortamın içine çeken, onda şiir ve diğer edebi ürünler yazma hevesi oluşturan araçlardır.
Kürt edebiyat ve kültürünü İslamî bir şuur çerçevesinde işleyen Kelhaamed’miz geçtiğimiz günlerde yayımlanan beşinci sayısıyla bir yılını doldurdu. Kelhaamed, bir İslam kalesidir. Bu kalede bize ait edebiyat hazinesi, kültür hazinesi Rabbimizin emrettiği üzere dosdoğru bir şekilde aktarılıyor. Kelhaamed, İslam’a ait bir sermayeyi İslam için derliyor ve okuyucuya ulaştırıyor. Kelhaamed, yaşlısından gencine okuyucusunu Kürtçe üzerinden İslam atmosferi içine çekiyor; dolayısıyla bir tebliğ ve irşad görevi görüyor ki Fekîyê Teyran’ın, Melayê Cezîrî’nin, Şeyh Ahmed’e Xani’nin amacı da sadece budur.
Kürt edebiyatı, vicdansız mürtetlerin eline kalsın istemiyorsak, İslam’a ait bir sermayenin İslam’a karşı kullanılmasından memnun kalmıyorsak Kelhaamed gibi yayınlara sahip çıkmak zorundayız.
Gelin, Kelhaamed’in son sayısında yer verilen ve Fekî’nin ölümü hatırlatıp bizleri gaflet uykusundan uyanmaya çağırdığı şu dizelere kulak verelim; Kelhaamed’in bir sahibi de biz olalım:
“Dilo rabe dilo rabe
Veke çava, ku êvar e
Nezan û bes di xew da be
Bi newmê ra mebe yar e”
(Kalk ey gönül kalk
Gözlerini aç ki akşam olmakta
Ey kendini bilmez, yeter artık uyku hâli
Uykuyla dost olma)
DOĞRUHABER GAZETESİ