Sosyal mühendislik bir uydurma mı? Ya da bütün insî şeytanlar “pasif eylemci” midir?

Sosyal mühendislik, toplumu etkileyerek olduğundan farklı bir yöne sürüklemektir.

Olayın birinci kısmında hepimiz anlaşıyoruz: Şehirlerimizden köylerimize bir değişim var. İstenmeyen bir değişim, zararlı bir değişim, tehlikeli bir değişim: Gençlerin ahlaki yapısı değişiyor, açıklık yayılıyor, içki neredeyse normalleşiyor...

Asıl mesele, bunun nasıl gerçekleştiğidir? Kim yapıyor bunu? Bu değişim, sadece dünyanın birbirine açılmasının, adeta bir köye dönüşmesinin neticesi midir? Yoksa birileri dünyadaki “birbirine açılma” gelişmesinden yararlanarak toplumsal yapımızı planlı olarak mı İslam’ın aleyhine döndürüyor?

Batman’ın kenar mahallesindeki kızımız, sadece televizyona baktığı için mi ya da hiçbir dış müdahale olmadan “Başını açmak da iyiymiş” diyerek mi başörtüsüzlüğe karar veriyor? Gizli bir güç, televizyonla sağladığı ortamı bir adım daha götürerek açıklığı yaymak için uğraşmıyor mu?

Şehirlerimizde barların, içki dükkânlarının artması sadece birkaç kafadarın, bu şehirde de içki olsun, içkili eğlence bulunsun, demesinin neticesi midir? Derin bir güç, o kafadarların zihnindeki bu eğilimden yararlanıp da memleketimizdeki içki tüketimini veya içkili eğlence mekânını artırmaya çalışmıyor mu?

Her şey bir zehrin, kendiliğinden sızmasının bir sonucu mudur yoksa zehrin kaynağından “aile bahçemiz”e doğru gizli kanallar açan bir el var mıdır?

Bu soruyu cevaplamak için iki farklı örneğe gidelim:

1. Eski Türk filmlerinin neredeyse her sahnesine içkinin yerleştirilmesi, birkaç sarhoş sinemacının hem içelim hem film çekelim eğiliminin bir sonucu mu yoksa,

a. Eskiden TEKEL kapsamında devletin elinde olan içki üreticiliğinin buna reklam adı altında doğrudan müdahalesi var mıydı?

b.Film sektörü, aynı zamanda devletin teşvik ettiği kültürün en çok öne çıktığı sektördür. Acaba, içkisiz bir film, devlet teşviki görebilir miydi ya da eskiden resmi veya gayri resmi sansürün hışmından kurtulabilir miydi?

c. Neredeyse her töreni içkili düzenleyen devlet kurumlarıyla Türk filmlerindeki içkili eylem birlikteliği bir gücün ortak hareketi miydi yoksa bir rastlantı mıydı?

d. Film sektöründeki Yahudi ve diğer gayrimüslim katkısının Müslüman Türkü içkiye alıştıralım eğiliminin bunda etkisi söz konusu muydu?

2. Son zamanlarda Batman gibi şehirlerde DTP’li belediyeler tarafından, başörtüsüz “geleneksel” Kürt kıyafeti defileleri düzenleniyor. Olayın “Kızını sergiye çıkarmak, Kürt gelenekselliğinin neresinde var?” sorusu kapsamına giren bölümü bir yanda dursun, gerisini soralım:

a. Şırnak-Hakkari belediyelerine kadar sıçrayan bu eğilim, birkaç belediye memurunun basit eğilimlerinin bir neticesi midir?

b. Özellikle Hakkari düğünlerinde, “başı açık-kıyafeti geleneksel kızlar” yan yana getirilerek görüntüleri ajanslara servis ediliyor. Kızların, bu kıyafet tercihleri sadece basit iradelerinin, daha doğrusu toplumdaki genele uyma “nefsanî isteğin” bir yansıması mıdır?

c. Türkiye başta olmak üzere, İslam dünyasındaki bütün ulusalcı güçler, başörtüsünü İslam’ın simgesi olarak görüp ona karşı programlı bir mücadele veriyorlar. Bu mücadelenin bizim memleketimize düşen payı yok mudur? (Dış güçler de İslam dünyasındaki gelişmeden söz ederken fabrika sayısına değil, başı açık kadınların genele orantısına ve kimi zaman yıllık içki tüketimine bakıyorlar.)

d. Derin devletin başörtüsüne karşı mücadelesi-belediye etkinlikleri-Batman’ın arka sokaklarındaki kızların başlarını açmaları-Hakkari düğünlerinde sıralanmış kızların fotoğraflarının basına servis edilmesi bir eylem tesadüfleşmesi midir?

Şimdi aslı sorumuzu soralım:

İslam dünyasındaki medenileşmenin, özgürleşmenin “açıklık ve içki” simgelerine indirildiği günümüz dünyasında “Bütün insî şeytanlar, birer pasif eylemcidir, onlar asla şeytani toplumsal planlar yapmazlar” dersek kendimizi kandırmış olmaz mıyız?

DOĞRUHABER GAZETESİ