Mezhepler Tarihi araştırmaları ile bilinen Muhammed Ebu Zehra, Haricileri anlatırken meşhur bir hikayeyi aktarır:
Hariciler, bir Müslümana denk geldiklerinde “Sen kimdensin?” diye sorarlar.
Müslüman, Hz. Ali (ra)’in taraftarıyım dese vuracaklar, Muaviye’den yanayım dese gene vuracaklar. Çünkü iki tarafı da mürtet görüyorlar.
Müslüman ince düşünür ve “Ben Ehl-i Kitabım” diye cevap verir. Hariciler, “Öyleyse git, çünkü sana eman verilmiştir” der.
Çok hazin bir durum…
Ama Harici yaklaşımının ne yazık ki özeti budur.
Hariciler, varlıklarını sürdürdükleri Miladi 10. yüzyıla kadar tarihlerinin hiçbir aşamasında, (bildiğim kadarıyla) enerjilerini kafirlerin üzerine boşaltmadılar. Hiçbir zaman şöyle bir Kafkas ötesine geçsek de bir devlet kursak ya da Bizans topraklarına açılsak veya Hint yarımadasında kendimize bir dünya kursak diye düşünmediler. Haklı veya haksız, zalim veya adil daima Müslümanlarla uğraştılar.
Enerjilerini kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları eleştirmek, onları güç durumda bırakmak ve kendilerince düzeltmek için tükettiler.
Şimdi sormak gerekiyor: Bugünün şartlarında “Kimdir Harici?”
Toplumu dinsizlik çukuruna sürüklemek isteyen Marksistlere bir kez olsun yanlış yoldasınız demeyen…
Batı Hıristiyanlığını neredeyse öven…
Amerika ve israil’i eleştirmekten korkan, hatta onları haklı çıkarıcı açıklamalar yapan…
Buna karşılık kendisinden olmayan Müslümanlar hakkında her kim olursa olsun, akla hayale gelmedik iftiralar uyduran, kendisinden olmayan Müslümana hiçbir hak hukuku reva görmeyen, doğrudan veya dolaylı olarak tekfir eden mi?
Yoksa, bütün enerjisini daima küfrün şu veya bu türüne karşı tüketen…
Daima küfrün hedefi olmuş ve daima küfrü hedefine koymuş…
Küfrün lehinde kendisine saldıran, kendisine şu veya bu sebepten hakaret eden Ehl-i Kıbleyi her kim olursa olsun asla hedef tahtasına koymayan, belki sadece aciz durumda kaldığında ondan kurtuluncaya kadar onunla mücadele eden Müslüman mı?
Türkiye’de yepyeni bir Harici tipinin var olduğu aşikârdır? Bu Harici giysisinin kime uyduğu da ortadadır.
Şu veya bu kimlik altında faaliyet gösteren bu Harici kesimlerin bugüne kadar küfrün hiçbir türüyle bir sorunları olmamışken, küfrün neredeyse her türü ile masa arkadaşlıkları varken İslamî kesimle daima sorunlu oldular.
Müslümanları eleştirmek için adeta çukurlarda beklediler. Ellerine geçen her gücü, önce ve sonra daima Müslümanları bastırmak için kullandılar.
Tarih boyunca Haricilerin rolü bunun ta kendisi değil midir?
Ama Müslümanlar tarih boyunca Harici belasına asla takılmadılar. Onu asla “asıl düşman” olarak görmediler. Onların belalarını bertaraf etmeye ve onlardan kurtulduklarında mümkün oldukça onlarla zaman öldürmemeye çalıştılar.
Düşünceleri yanlıştı, küfür dururken Müslümanlara saldırdıklarından İslam’a zararları büyüktü. Gün geldi, yanlış ve zararları içinde tükendiler.
Tarihteki Haricilerin bugünkü Haricilerden farklı yanı, tarihteki Haricilerin küfürle doğrudan bir ilişki kurmamaları, sadece eylemleri ile İslam düşmanlarının işini kolaylaştırmalarıdır.
Buna rağmen, bugün bu modern Haricilere takılmak, onlarla zaman öldürmek beyhudedir. Onlar, Müslümanların haklarını hak bilmeyecekler, evlerini mukaddes saymayacaklar, dedikodularını, onlara iftira atmayı mubah, belki de sevap sayacaklar ve buna rağmen yok sayılacaklar.
Buna tahammül zordur. Ama geçmişte İslam orduları onlarla uğraşırken küfür gelip İslam topraklarını işgal etmiştir. Bugün de aynı tehlike vardır.
Bir halkın zihni çeldirilirken bunlara cevap yetiştirmeye kalkışmak o zorluktan daha kötüdür.
(Doğruhaber Gazetesi)