Bazı olaylar vardır, tarihte görülür ama aslında bugün gibi yaşanır, bazı olaylar da vardır, uzaktadır ama aslında yakındadır.

Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılması vakası…

Pakistan ve Bangladeş; Hindistan sınırları içindeydi. Muhammed Ali Cinnah’ın önderliğindeki kurtuluş hareketi kanlı bir savaşın ardından 1947’de sonuç verdi. Pakistan; bugünkü Pakistan ve kendisine çok uzak Doğu Pakistan adı altında iki parça halinde Hindistan’dan ayrıldı.

Doğu Pakistan denen yer, etnik olarak Urdu Pakistanlılardan farklı, Bangel etnik unsuruna mensup Müslüman halkın yaşadığı Bangladeş’ti.

Pakistan’ın Hindistan’dan ayrılmasının ne kadar doğru olduğu bugün hâlâ tartışılıyor. Müslümanlar, Hindistan’ın içinde kalsalar mıydı daha güçlü olurlardı? Yoksa bugünkü Pakistan’la mı daha güçlüler? Ne yazık ki ibre gittikçe birinci seçenekten yana dönüyor.

Çünkü Pakistan’ın ayrılmasıyla sadece Müslümanlar, Hintlerden ayrılmadı. Ana Müslüman kitle, zengin Hint kıtasının dışına çıktı ve Müslümanların bir kısmı Hindistan’ın içinde kaldığından Müslümanlar, Müslümanlardan da ayrılmış oldu. Bugün ulaşılan görüş, bunun bir İngiliz projesi olduğu yönündedir.

Asıl sorun ayrılıktan sonra başladı: Batı Pakistan ile Doğu Pakistan arasında devasa Hindistan toprakları vardı ve bu engelden dolayı kara yolu bağlantısı yoktu. Bu iki coğrafyanın tek ülke halinde yaşama imkanı bulunmuyordu. Yönetim merkezi Batı Pakistan’daydı ve Batı Pakistan, Bangladeş’e hava yoluyla hizmet götürebilme kabiliyetinden yoksundu.

Çok geçmeden Bangladeş’te ayrılık fikri oluştu. Mucib-ür-Rahman liderliğindeki Avami Partisi 1969’da özerklik çağrısı yaptı. Bangladeş’te yerleşik Pakistan ordusu buna şiddetle tepki gösterdi. Buna tepki duyan ikinci bir kesim de vardı: Tüm Pakistan’da önemli bir güce sahip Cemaat-i İslamî…Üstad Mevdudi’nin önderliğindeki hareket…

Cemaat-i İslamî, Bangladeş’in ayrılmasını ümmetin parçalanması olarak gördü. Ne var ki Pakistan ordusu, zulmüyle yürekleri parçalamıştı, yüreklerin parçalandığı bir yerde yönetimin bir olması anlamsızdı.

Pakistan ordusu, zulmünü şiddetlendirdikçe Cemaat-i İslamî güç duruma düştü, onun “bütünlük” tezleri zayıfladı ve gittikçe Bangel halkı arasında Cemaat aleyhinde bir tepki oluşturdu.

Bangladeş’in ayrılması mukadderdi, bu iki coğrafyanın bir arada tutulması, mevcut Pakistan yoksulluğu içinde imkansızdı. Ama Cemaat-i İslamî, idealle gerçek arasındaki zorlukta kendince ideali tercih etti. Batı Pakistan gerçeğiyle Bangladeş gerçeğinin ayrıştığını görmek istemedi. Başında olmadığı bir yönetimle bütünlüğü savundu.

Neticede 22 Aralık 1971’de Mucib-ür-Rahman’ın liderliğinde Bangladeş Müslüman Halk Cumhuriyeti kuruldu. Ama Cemaat-i İslamî, bunun karşısında yer alan güç olarak hafızalara kaydedildi. Ülke halkı Cemaat-i İslamî’ye karşı olumsuz bir düşünceye sürüklendi; Cemaat, hiç hak etmediği halde Pakistan ordusunun zulmüne ortak görüldü.

Bugün hâlâ Bangladeş’te siyaset laik kesimlerin elindedir. Halkın en çok yüzde otuz beşinin okuma yazma bildiği, günlük gelirin günde bir doların altında olduğu, zayıf kişilerin kiliselerden aylık almak için kimliklerine Hıristiyan yazdıkları Bangladeş’te laik ulusalcılar, hâlâ kurtarıcı sınıftır. Cemaat-i İslamî ise ne yazık ki bütün yardım çalışmalarına, ilim hizmetlerine ve yolsuzluklardan uzak, temiz yapısına rağmen hain sınıfındadır. Selefi grupların güçlenmesiyle mevcut Pakistan’da öne çıkamıyor; “Bangladeş Cemaati İslâmî” adı altında örgütlendiği Bangladeş’te ise üyeleri sürekli izlenen, tutuklanan bir camiadır.

Camia “2001-2006 yıllarında ülke yönetiminde koalisyonla kurulan hükümetin bir parçası oldu. Partinin başkanı Mevlana Rahman Nizami bakan olarak o Bangladeş hükümetinde görev yaptı.” Ama bir türlü laik-ulusalcı kesimi alt edecek bir konuma çıkamadı.

Üstad Mevdudi’nin kızı Hamira Mevdudi’nin deyimiyle bugün Bangel çocukları “Pakistan” adını duymak istemeyecek şekilde yetiştiriliyor ve Mazlum-Der’in Temmuz 2010 raporuna göre geçen yıl 4 bin Cemaat-i İslamî üyesi tutuklandı. Suçları mı? Oradan gelen avukatların anlattıklarına göre 40 yıl önce Pakistan-Bangladeş birlikteliğini savunmuş olmaları… Mahkeme onları “1971’deki insanlığa karşı suçlara” iştirak etmekle suçluyor. Cemaat lideri Rahman Nizami hâlâ bu suçtan hapiste.

Bu elbette düzmece bir suçlamadır. Ancak Bangladeş yönetimi bu tutuklamaları halkın gözünde meşrulaştırmak için en kolay yol olarak bunu bulmuş.

Çünkü halkın gözünde Cemaat-i İslamî’nin Pakistan’la birlikteliği savunmaktan daha büyük bir suçu yok.

(Doğruhaber Gazetesi)