Tanzimat şairlerinden Ziya Paşa`nın yaklaşık yüz elli yıl önce "Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm/Dolaştım mülk-i İslam`ı bütün viraneler gördüm" dizelerini söylediği günden bu yana hepimizin zihninde "mamur bir gavur dünya" ve "harap bir İslam dünyası" vardır.

Hatta Afrika bile söz konusu olduğunda bunun böyle olduğunu, Afrika’daki gayrimüslimlerin refah içinde yaşadığını, Müslümanların ise hep acılar içinde kıvrandığını sanıyoruz.

Bir ülkenin bugünü anlamak için dününe bakılır. Bugün, dünün hasılatıdır. Dünün Afrika’sında sadece Batı vardır. Kendisini Batı’nın oyunlarından ve ahlakından kurtaran Afrikalılar huzuru buldu, onların oyunlarına dahil olan, onların din ve ahlakına tabi olan harap oldu.

Afrika, dünya üzerinde sömürgeciliği en çok yaşayan ondan en çok acı çeken kıtadır. Afrika’nın neredeyse her noktası, sömürge çağında Batılı güçlerin işgaline uğradı. Batılı ülkeler, orada taş üzerine taş koymadı; aksine tarımda, madencilikte, insanî ilişkilerde üst üste, yan yana bulunan taş bırakmadı. Koca bir kıtayı tarımda, madencilikte, insanî ilişkilerde darmadağın etti. Gemilerle insan taşıdı Amerika’ya. Herkes kölelik olarak sadece onu gördü. Halbuki asıl kölelik iki türlüydü:

1. Batı çıkarları doğrultusunda kendi halklarına zulmeden ulusalcı general köleler

2. Erkek veya kadın fuhuş köleleri

Ulusalcı generaller, Batılılar oradan kaçtıktan sonra da orayı Batılıların elinde tuttu. “Köle efendiden daha zalim olur” kuralınca Batılılardan daha çok katliam yaptı, daha çok işkence yaptı, zulüm görmemiş bir tek insan bırakmadı.

Batı ahlakının ve cehaletin doğurduğu fuhuş köleleri ise kıtayı AİDS gibi hastalıkların hızla yayıldığı bir alan hâline getirdi. 

Afrika’daki İslam toplumu, bu iki kölelik türünden birincisinden emin olmadıysa da ikincisinden iman sayesinde, İslam ahlakı sayesinde emin oldu.

Müslümanlar, diktatörlerin dipçikleri altında ezildi ama AİDS felaketini yaşamadı. Halbuki Afrika’nın gayrimüslim toplumları, kendi iç savaşlarında hem Müslümanlardan kat kat daha çok katliama uğradı, hem de AİDS hastalığının katliamına.

Müslümanların yanı başındaki gayrimüslim kabileler birbirini hunharca katlederken Müslümanların kendi aralarındaki çatışmalarda katil olayı, savaş günlerinde bile asla katliama dönüşmedi.

Yakın bir dönemde israil ve Amerika’nın Sudan’dan kopardığı Güney Sudan gibi Müslümanlarla Hıristiyanların iç içe yaşadığı yörelerde AİDS, Hıristiyanları kırıp geçirirken hiçbir Müslüman bu habis ahlak düşüklüğü hastalığına yakalanmadı.

Müslümanları ilgilendirmeyen Ruanda iç savaşında Hutu kabilesi, Tutsi kabilesi ve diğer kabilelerden sadece 1994’te bile 800 bin kişi katletti. Sosyalist kafalı Ruanda Vatansever Cephesi, Ruanda’yı kan gölüne çevirdi. Afrika İslam toplumu tarihinde asla böyle bir vaka yoktur.

2002’de son bulan Angola iç savaşında 500 bin insanın öldürüldüğü düşünülüyor.

Eski adı Zaire olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti iç savaşında ölen insan sayısı 3 milyon olarak tahmin ediliyor.

Bir de Güney Afrika’daki iç savaşı hatırlayın. Mandella öncesinde Hıristiyan beyazlar, sadece azınlıktaki Müslümanlara değil, ülkenin ezici çoğunluğunu oluşturan Hıristiyan siyahlara dünyanın en ağır zulmünü uyguluyordu.

Buna bir de AİDS cephesinden bakalım. Güney Afrika Cumhuriyeti, daha bu yıl 15 milyon insanını AİDS testinden geçirdi. Bu ülkede yaklaşık 6 milyon insan, AİDS hastası olarak biliniyor.

2000 yılı verilerine göre her yıl 2 milyon iki yüz bin kişi Afrika’da AİDS’ten ölüyordu, bunların tamamı Hıristiyan ve putperest toplumlardandı. Bugün başta Güney Sudan olmak üzere bu rakamlar pek deşifre edilmiyor. Çünkü bu konudaki her veri İslam’ın toplumları korumasına delil oluyor.

Afrika toplumu bunu anladı, Hıristiyanların bütün çabalarına rağmen yüzünü İslam’a çevirdi, selameti, İslam’da arıyor. Gayrimüslim nüfus iç savaş ve ahlak düşüklüğü hastalıklarıyla yıldan yıla azalırken İslam nüfusu hızla artıyor.

Batılı güçler, bunu sekteye uğratmak için ulusalcı sosyalist uşaklarını devreye soktular, onların eliyle katliam yapmaya çalıştılar, tutmayınca Müslümanlar arasında yeni sorunlar çıkarma yoluna gittiler.

Somali’de yaşananlar, bu politikanın ürünüdür.

(Doğruhaber Gazetesi)