Libya’nın durumu, Tunus ve Mısır’ın durumundan çok farklı. Tunus ve Mısır’da, rejimlerin baskısına rağmen bir Sivil Toplum vardı.

Tunus’taki sivil toplum sinmişse de kendisini bir şekilde konumun en ünlü ismi Abdülfettah Moro, Bin Ali rejiminin yıkılmaya yüz tuttuğu günlerde eski liderleri arasında yer aldığı En Nahda ile yeniden buluştu. Bu buluşmanın Nahda’ya Tunus’un üniversite çevrelerinde büyük bir güç kattığından kuşku yok.

Mısır’da ise İhvan, Tunus’a göre çok daha aktif bir direniş içindeydi; baro, tabibler odası, eczacılar odası gibi neredeyse bütün özerk kurulşlar İhvan’ın elindeydi. Sistem, parlementodan uzak tuttuğu İhvan’ın bu kuruluşlarda varlık göstermesine katlanmak durumunda kalmıştı. İhvan’ın bugün bir güç olmasında o kuruluşların çok payı var.

Libya’nın durumu sadece petrol geliri açısından değil, sivil toplum açısından da Irak’ı andırıyor. Hatta Irak’ın durumundan da kötü. Irak’ta Saddam’ın tüm imha politikalarına rağmen Şiiler ve Kürtler kendi yapılarını korumuşlardı. Dışarıda pek bilinmese de Saddam’ın Şii ve Kürtlere yönelik baskısının hiçbir zaman altında kalmayan baskısına maruz kalan Irak’ın Sünni Arap İslamî hareketleri ise tek kelimeyle tükenmişlerdi.

Sünni Araplar içinde Baas’tan başka bir güç bırakmak istemeyen Saddam, İhvan’a yakın alimleri hunharca katletti. Onların şehadet hikâyeleri, belki İslam dünyasının en acı şehadet hikâyeleridir.

Bu korkunç tutum karşısında Irak’ın Sünni İslamî hareketi ya varlığına son verdi ya da şuanki Sünni politikacı Haşimi gibi Amerikan güdümündeki isimlere kaldı.

Libya’da da tam anlamıyla böyle bir tablo var. Kaddafi, kendisinde direnme çekirdeği bulduğu her alim bir yana her genci, daha iktidarının ilk 15 yılında şehid etti.

Bugün Libya’da (eğer içeri, dışarıdan göründüğü gibiyse) sadece Suudi-Katar destekli kimi aşırı mezhepçi, dolayısıyla potansiyel bir fitne ayağı grup var, onlrda aynen Iraklı Haşimi gibi doğrudan NATO güçleriyle birlikte hareket ediyorlar. Kaddafi’nin Libya halkına en büyük kötülüğü budur. Libya halkının gönlü İslam sevgisiyle dolu; Libya halkı İslam Şeriatına hasret... Ama başlarında “adam” yok.

Batılılarsa petrol peşinde... Libya’yı petrol ihtiyaçlarına göre dizayn etmenin yollarını arıyor. Sivil toplumun en pasifinin bile değeri, Libya’nın bugünkü durumu incelendiğinde ortaya çıkıyor.

Libya halkı isteğini nasıl dillendirecek? Aşiretlerden başka, elde kurum yok. Aşiret liderlerini dünyanın her yerinde potansiyel bir işgal işbirlikçisi olduğu malum. En iyi becerdikleri iş, aşiret gücünü birkaç konak karşılığında işgalcilere satmak...

Libya’dan Türkiye’ye getirilen Libyalıların hali basına yanıdı: Onların parası kalmadığında, onlara vadedilen koşullar oluşturulmadığında onları adamakıllı temsil edebilecek kimse çıkmıyor.

Bir Kaht-i rical (adam yokluğu) ortamı oluşturmuş Kaddafi. Aşiret liderleri dışında konuşacak adam bırakmamış.
Batı, için muazzam bir ortam... Takdir-i ilahi ne yönde olur, bilinmez. Ama görünen koşullarda Libya halkının şu an için sözcülerini yetiştirip sivil toplumunu inşa etmekten başka bir çıkar yolu yok, bundan acil bir yol da yok.
İtalyanlara karşı destansı bir savaş vermiş, Ömer Muhtarları yetiştirmiş bir ülke... Bugün, bir dönüşümün, yeni bir sömürgeciliğin eşiğinde ama içinden sesini duyurabilen bir tek islamî hareket yok.

Halkın belki yüzde doksanı böyle bir harekette yer almaya aday. Ancak onlara bu kapıyı gösterecek bir ses duyulmuyor.
Belki başka bir yazının konusudur. Ama mevcut durumda galiba, Libya’yı bekleyen iki büyük tehlike var:

1-Libya’nın ikiye bölünmesi

2-Libya’da İslamî bir yönetime özlem duyan halka adres olarak Suudi ve Katar güdümündeki kimi isimlerin gösterilmesi.
Birinci tehlikenin sinyalleri alınıyor. İkinci tehlkenin ise tohumları atılıyor.

Afrika kıtası, Fatimilerin yıkılmasından bu yana bir Sünni-Şii ihtitafı yaşamadı. Afrika’da böyle bir ihtilaf için mezhebi renklilik de yok. Şiilerin adı bile kalmamış Afrika’da.

Buna rağmen Libya, bu konuların konuşulduğu bir üs haline gelirse şaşmamak gerekir. Libya halkı her yönden duaya ve ilgiye muhtaç... (Dogruhabergazetesi)