Çok tuhaf bir ülkede/dünyada yaşıyoruz her yeni güne bir tuhaflığın ardı ardına yaşandığı, sözlüklerdeki kelimelerin her gün yeni bir anlam kazandığına şahit olmamak elde değil. Ama ne yazık ki bu değişimler hiçbir zaman bizim için geçerli olmuyor. Bizim için dediğim Müslüman kesim için.

Hep beraber bu çarpık sistemin birkaç çelişkisine göz atalım isterseniz ilk önce daha taze olduğu için 2011’in ilk gününe ilk dakikalarına bir dönelim.

Günler öncesinde hazırlıklar yapıldı, emniyet müdürlükleri önlemler aldı, sokak başlarına caddelere mobese kameraları takıldı, vatandaşın rahatça eğlenmesi(!) için uygun ortam hazırlanmış oldu. Hepsi ne içindi ithal edilen Hıristiyan’ların bayramı için… Peki ya Müslümanların önderi, sevgilisi, ümmetin göz bebeğinin Kutlu Doğumu için böyle bir hazırlık yapılıyor mu dersiniz? Aksine dernekler programın yapılacağı yer için izin almaya gider, çeşitli bahanelerle yer verilmez, birkaç polis gönderilir sözde güvenlik kontrolleri için ancak onlarda baştan savma bir şekilde milleti kontrol eder gönderir. Tabi işin bir de sivil polis bölümü var onlarda programın tamamını kayda geçer, milletin fotoğrafını çeker. Umurlarında mı hırsızlık yapılmış onlar öküz altında buzağıyı arama derdinde.

İkincisi; demokrasi palavraları ki bunda çok malzeme var. Yeni yıl kutlamalarında içkicisi, hapçısı, eroincisi, tacizcisi, hırsızı, kapkaççısı elini kolunu sallayarak gezer TEBLİĞCİSİ gözaltına alınır. Her kes istediğini rahatça konuşabiliyor. Okullarda istediği gibi davranabiliyor, istediği kıyafeti giyebiliyor, istediği şekilde kendini ifade edebiliyor… Evet, bu kısmen de olsa doğru. Kısmen diyorum zira okullara, kamu sektörüne, hatta özel sektörde başörtüyle girmek neredeyse mümkün değil. Ancak başörtünü indirirsen girebilirsin, hatta ve hatta PORNO film dahi çekebilirsiniz. Zira demokratik bir ülkede yaşıyoruz, ifade özgürlüğümüz var. Nerden çıktı yahu bu muhabbet olur mu öyle şey demeyin.

Yıllarca başörtüleri, iffetleri için mücadele eden gençleri terörist ilan eden zihniyet, yumurta atanları, toplum ahlakını ifsat edenleri birer demokrasi kahramanı olarak göstermeyi ihmal etmiyor. Radikal gazetesi haberine göre bir öğrenci bitirme tezi için porno film çekmek istemiş karşı çıkan hocalarına da “Hani nerede demokrasi, ifade özgürlüğü, burası nasıl üniversite” gibi sözlerle karşılık verince, hoca mecburen(!) izin vermiş. Mecbur çünkü izin vermezse Demokrasimiz(!) gelişmez.İzin vermezse çağdaş bir toplum olma yolundaki istikrarlı yürüyüşümüzü baltalamış olur. Mecbur çünkü izin vermezse birileri ona postayı koyabilir onu, gericilikle, örümcek kafalılıkla, anti demokratik olmakla itham edebilir…

Üçüncüsü; Her fırsatta İslam’a saldırmayı ihmal etmeyenlerin, İslam ile savaşmayı kendilerine vazife bilenlerin İslami terimleri kullanması, onları sahiplenmesi.  Bunu en güzel örneği şehitlik kavramını toplum nezdinde farklı insan grupları için kullanılması bunun örneklerini sıralamak benden yorumu sizden.

Tansu Çiller mecliste bir kavga sırasında partisinden ölen bir vekil için “demokrasi şehidimiz” kelimelerini sarf etti. Demokrasi ve şehit ne kadar uyuşmaz kelimeler.

Hangi görev başında olursa olsun ölen bütün polisler devlet nezdinde “şehit” olarak anılır. Bu polisler bazen “genelev” kapısında bazen de “bar” kapısında nöbetteyken öldürülebiliyor.

Asker ocağında namaz kılınmaya izin verilmez, ancak ölenlerin hepside “şehit” olarak söylenir. Mezarlarına da şehit yazılır.

Emine Ayna ve diğer partilileri İslam’ın düşmanlığını üstlenmiş birer asker pozisyonunda durur, ancak onlarda ölülerine “şehit” der.

Abdullah Öcalan İslami camialara karşı mücadele eder, İslami değerlere saldırır ancak dağda ölenlerin çoğu “şehit” olarak yâd edilir.

İslam için mücadele edenler ölür, hapishanelerde çürür, işkenceler altında öldürülür, camilerde bombalanır “terörist” olarak anılır.

Örnekler daha da arttırılabilir ancak sözü fazla uzatmanın manası yok. Sözün özü şudur ki bu ülkede ve dünyanın bu bozuk sisteminde sadece bir kesimin sözü geçmez hakkı verilmez,oda biz Müslüman toplumuz ki; bizler böyle pasif olduğumuz sürece içimizdeki Ali’yi, Ömer’i ,Hamza’yı, Hüseyin’i uyandırmadığımız sürece biz sürekli vebalı muamelesi görür, sürekli toplumdan dışlanır,hakkımız her alanda çiğnenir.

Abdulhak Saruhan