Türkiye kesin bir ayrışmanın eşiğine gelmiş bulunmakta. Saflar iyiden iyiye berraklaşmaya başlıyor. Hepimiz iyi biliyoruz ki şu bu cemaat değil hedefte olan. Hedef sesini çıkarmak isteyen İslam âlemidir. Sus pus olmuşlar şimdilik onlar için bir tehlike sayılmayabilir, ancak ne zaman onlarda sesini çıkarmaya çalışsalar onlarıda susturmaya çalışacaklardır.

Neden diğer dinlere mensup olan insanlara bir şey yapılmıyor da Müslümanlara bunca baskı, bunca zulüm reva görülüyor. Kürtlerde eskiden beri anlatılan bir hikâyecik vardır;

İki adam, birisinin üzerine çökmüş ha bire dövüyorlar başına karnına, neresi denk gelirse tekme tokat vuruyorlarmış. Bir ara iki adam karnına yumruklar sallamaya başlamış, adamın hali perişan ah sırtım, vah sırtım diye inlemeye başlar. Adamlar hayretler içinde karnına vurdukça adam ah sırtım diye inler. Adamı dövmeyi bırakır karşılarına alırlar ve sormuşlar, “Hey akılsız adam, biz senin karnına vuruyoruz sen neden sırtım diye inliyorsun?”. Adam acı içinde başını kaldırır ve şu tarihi sözü söyler, “Eğer benim sırtım olsaydı ( arkam kuvvetli olsaydı, bana destek çıkan birileri olsaydı) bugün benim karnıma da, başıma da vuramazdınız.”

Bu gün Müslümanların özellikle Hizbullahi Müslümanların içinde bulunduğu durum budur. Onlar sırtımız olmadığını sandıkları için ha bire başımıza tokmaklarla vuruyorlar bizi susturmaya çalışıyorlar. Sandıkları için diyorum çünkü bizim arkamızda, bizim sırtımızda öyle bir güç var ki; “Şayet O bir kuluna bir musibet verirse bütün dünya bir araya gelse, onun üzerinden o musibeti/felaketi alamaz.”  İşte, Müslümanlara zülüm etmekte sınır tanımazların dikkat etmedikleri nokta tam da burası.

Türkiye kesin bir ayrışmanın eşiğine gelmiş bulunmakta dedik. Evet, saflar iyiden iyiye berraklaşıyor. Kimler Müslümanların yanında, kimler değiller, kimler Müslümanlardan Müslümanlıktan rahatsız hepsi bir bir yüzünü gösteriyor ve göstermeye devam edecektir de.

MÜSLÜMAN GENÇLER OLARAK NE YAPABİLİRİZ?

Müslümanlar olarak üzerimize çok büyük vazifeler düştüğünü biliyoruz. Ancak Müslüman genç kardeşlerimiz, ağabeylerimize haddimiz olmadan bir çift nasihatte bulunacağım.

Görüyorsunuz ki kalemlerimiz susturulmaya kırılmaya çalışılıyor, demek ki bu sistem kalemlerimizden rahatsız bizim konuşmamızdan rahatsız, anlatmamızdan rahatsız. O halde hepimiz kaleme sarılmalıyız elbette hepimizin yazacak bir şeyleri vardır, elbette hepimizin anlatacak bir kaç anısı vardır. Neden bunu içimize sindirelim ki, neden kendimizi yazma konusunda daha iyi bir duruma getirmeyelim, neden millet saçma sapan şeyler yazan,ortalıkta yazarım diye geçinenleri okusun ki. Neden bizlerde gazetelerde dergilerde yazmayalım, televizyon kanallarında konuşmayalım. Bunların hepsini yapabiliriz hatta en iyi şekilde yapabiliriz. Belki ilk başlarda gülünç duruma düşeriz, ilk başlarda sıkılırız, acımasızca eleştirilere tabi tutuluruz. Ancak birkaç denemeden sonra bunun meyvesi mutlaka alınacaktır. Bir de şu husus unutulmamalıdır ki iyi yazmak için daima okuyup cümle kurgusunu ve kelime haznemizi geliştirmemiz gerekiyor.

Sizleri Kalemin sahibine Emanet ediyor dualarınızda unutmamanızı temenni ediyorum.

Selam ve Dua ile…