Yorgun bir haldeydi, üzerine biriken tozlar yağan yağmurun da etkisiyle çamur hale gelmişti. Vücudundaki yaralar çok zahmetli bir yolculuktan geçtiğinin delilleriydi. Bazı yaraları hala tazeydi ve kan akıyordu. Son bir umut ayağa kalktı, sendeleye sendeleye birkaç adım atabildi, sonra olduğu yere yıkılıverdi.

Bir evde gözlerini açtı, yaraları sargılanmış, temiz elbiseler üzerin de görünce başından geçenleri hatırlamaya çalıştı. En son yağan yağmuru, ayağa  kalkışını hatırladı ve ondan sonrasını hatırlayamıyordu. Hafızasını zorladı ancak hiçbir şey hatırlayamıyordu. Bu hal içinde bir müddet bocaladı. Bu sırada evin sahibi Mustafa Amca elinde bir tepsi içeri girdi.
Mustafa Amca 60 yaşına merdiven dayamış, geniş omuzlu insana güven veren bir simaya sahip köylülerin yaşlılarındandı. Ayrıca köyün en zengin adamıydı. Çocukları yoktu, hanımı da birkaç yıl evvel vefat ettiğinden evinin tüm işlerini kendisi görürdü. İlerlemiş yaşına rağmen bağa-bahçeye, hayvana tek başına bakıyordu.

Yabancı, elinde tepsiyle Mustafa Amca’yı görünce önce bir süzdü, sonra doğruldu yatağında. Mustafa Amca tepsiyi getirip yatağına bıraktı.

“Hadi kalk evladım, biraz yemek yede kendine gel, yoksa bu yaraların iyileşeceği yok. Bugün çok iyi görünüyorsun.” Yabancı  konuşmadı.

Mustafa amca devam etti;

 “Bak evladım nerden geldin bilmem ancak gidecek bir yerin olmadığını sanıyorum. Başından neler geçti onu da bilmiyorum, ama şunu iyi biliyorum ki yardıma ve kalacak yere ihtiyacın var.”

Yabancı adam başını önüne eğmiş, Mustafa amcanın söylediklerini pür dikkat dinliyordu.

Mustafa Amca; ”Ben yaşlandım, ardımda bunca malı mülkü bırakacak bir ardılımda da yok. Hem artık eskisi gibi burayı çekip çeviremiyorum da. Ben istiyorum ki benim yanımda kalasın, bana yardım edersin, hem böylece sende sıcak bir yuvaya kavuşmuş olursun ne dersin?”

Yabancı başını “evet” anlamında salladı.

Mustafa amca;

“Ancak senden birkaç isteğim olacak, bunu bir anlaşma olarak ta kabul edebilirsin. Birkaç yaşlı hayvan var, sabah erkenden kalkıp onlara bakman gerekiyor, çok dikkatli olman gerekli bi de tarlalar var sürülmesi/çapalanması gereken onları yapacaksın.”

Adam her söylediğini başıyla tasdik etti.

”O halde hoş geldin evladım” dedi Mustafa Amca.

Birkaç ay böyle geldi geçti, ilk başlar gayet güzel geçiniyorlardı, adam işini yapıyor, başka bir şeye karışmıyordu. Ancak biraz geçip de köye alışınca iyiden iyiye yaşlı adamı dinlememeye başlamıştı. Öte yandan köylüler ona ”ihtiyarı öldür, zaten kimsesi yok, bütün serveti sana kalır” demeleri iyiden iyiye kafasına yatmış. Yaşlı adamı öldürecek bütün bağ-bahçe, hayvanlar kendisine kalacaktı.

Yaşlı adamı öldürmek istiyordu. bunun için planlar yapıyordu en sonunda bir gün dayanamadı, yaşlı adam bahçedeyken eline bir kazma alıp üzerine yürüdü, yaşlı Mustafa Amca, geldiğini görünce başını kaldırıp acı acı gülümsedi.

“Ne yapıyorsun evlat, beni öldürecek misin yoksa?”

Yabancı burnundan soluya soluya;

“Evet” dedi.

 “Tamam. Gel öldür beni o zaman, mezarımı da hazırladım zaten” dedi Mustafa amca.

Yabancı kazmayı kaldırdı Mustafa Amca hareketsizdi. Tam vuracağı sırada Mustafa amca;

“Yalnız” dedi.

“Şunu bilmen gerekiyor, kaç zamandır beni öldürme planları yaptığını biliyorum, o yüzden bütün bağı. bahçeyi. hayvanları satıp fakir fukaraya dağıttım.” deyince yabancı başından sıcak sular dökülmüş gibi elleri yere iniverdi.

“Sen benim sana sunduğum şartları yerine getirmedin evlat. Eğer getirmiş olsaydın bugün bunların hepsi senindi. Ancak sen kendi nefsine uyup bunları heba ettin ve bunları hak etmediğini gösterdin. Şimdi geldiğin yere geri dön. Seni zelil bir yaşamdan kurtarmak istedim ama sen zelil bir yaşamı tercih ettin. Şimdi tercih ettiğinle baş başa kal.”

Adam ne yapacağını bilmez halde kaçıp terk etti. Ve hayatının sonuna kadar bu sefalet ve zillet içinde geçiriverdi.

Hepimiz bu dünyaya bir yabancı olarak gözlerimizi açtık. Yetişip büyüdüğümüzde bu düzenin sahibinin bazı istekleri olduğunu müşahede ettik. Baktık ki, tercihi bize bırakmış. Ya şartları yerine getirir mirasa konarsın, veyahut asilik eder zelil bir hayata kendini sürüklersin denildi bize.

Ancak bizler hep kolay yolu seçiyoruz. Bunca mala mülke servete hemencecik konu vermek istedik. Ve şeytanların sözlerine kandık, her şeye ‘hemencecik sahip olalım’ derken elimizdekilerden olduk.
 
Bu düzenin bir sahibi var ve kuralları o belirliyor. Madem hal böyle biz ademoğullarına bu kurallara uymaktan başka çare kalıyor mu?

Bence başka çaremiz yok. Madem başka çaremiz yok, o halde şeytanlara neden hala kulak veriyoruz ki?

Esenlikle kalın…

ABDULHAK SARUHAN / YÜKSEKOVA AJANS