Bir elde kadeh! bir elde Kur’an!
Ne helaldir işimiz, nede haram!
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne de tam bir Müslüman!
Evet, şu hayatı dünyeviye de bir saatimiz bir saatimize uyuşmaz, öyle bir zamandayız ki konuştuğu zaman İslam’dan imandan insanlıktan dem vuran, öte yandan içki sofralarında sabahlayan yılın belli günlerinde namaz kılan ara sıra da Cuma namazlarına giden ama eğlencesinden geri durmayan insanlar zümresiyle dolu bir dünyadayız.
Müslüman halkı mayınlarla dolu bir tarlanın içine gözleri kapalı olarak sürmek isteyen düşmanlarla dolu etrafımız. Müslüman gençliğe her yandan ateşli oklar fırlatılmakta önlerine birçok tuzaklar kurulmaktadır. Her gün sayısızca komplolar hazırlanmakta sayısız senaryolar üretilmekte. televizyonları, filmleri reklamları, müzikleri ve programlarıyla halkı şehvet ve nefislerinin kölesi haline getirmekteler, duyarsızlaştırmaktalar.
Bir de senenin belli günlerinde insanın nefsi arzularına hitap eden günler var ki; insanımızın gençlerimizin ve çocuklarımızın hayatlarını tam bir Müslüman olarak geçirmesine, kendisini dinini tanımasına fırsat vermeyecek derecededir. Bu felaketlerin başında “Noel/Yılbaşı” denilen Hristiyan’ların Hz. İsa’nın doğumu olarak nitelendirdiği yıl vardır.
Öyle bir felaket ki ecdadın örtüsü için, namusu için harp/savaş ettiği bacısını kızını ,eşini süsleyip aç maymunlar gibi bekleşen onlarca erkeğin arasına götürmekten zerre haya etmiyor. Kızının gecenin bir yarısı yarı çıplak şekilde meydanlarda çoğu içkili esrarkeş ve ayyaş insanların arasına gitmesinden zerre rahatsız olmuyor. Küçük çocukları yanında içki masasını kurup televizyonda bayram havasıyla kutlanan orasını burasını açmış kasap dukanı önündeki koyundan farksız kadınların göbek atışını izler fütursuzca…
Öyle bir felaket ki tonlarca içki bir gecede tüketilir nüfusunun %99 u Müslüman olan bir coğrafyada. Hem de Müslüman’ın kanının oluk oluk akıtıldığı bir zamanda. Kardeşi öldürülürken, süründürülürken ve de izzet ve şerefi çiğnenirken düşmanıyla kol kola kendinden geçer sabahlara kadar.
Bütün suç sokaklara dökülen çıldırmış bir şekilde bağıran halkta mı? Hayır elbette. Hepimiz bu suçun ortağıyız milletçe, devletçe ve İslam ümmeti olarak suçluyuz ki bu güne kadar işlenen bu cürüm karşısında somut bir tepki ortaya koymadık.
Halkının %99 unun Müslüman olduğu bir ülkenin DİYANET işlerinden sorumlu başkanlık bu olanlar karşısında çıkıp da “Evrensel kültürün bir parçası Dinsel değil kültürel anlam taşıyor” her yıl başında oluşan taşkınlıkları tüketilen içkileri etrafa verilen rahatsızlıkları israf edilen milyonlarca paranın göz önünde tutmadan “…bütün insanlığa mal olan olumlu bir davranış biçimidir” ifadelerini kullanıyorsa suçu başkasında değil ilk önce kendimizde aramalıyız Alimlerimizde aramalıyız…
Bunların hepsi gözlerimizin önünde gerçekleşirken bizler ne yapıyoruz acaba? diye soruyorum. Kaç kişiye anlatabildik bunların dinimizde yerinin olmadığı kaç kişiyle oturup konuştuk, kaç kişiye söyledik söyleyebildik. Okulumuzda, işyerimizde, bulunduğumuz mahallede, oturduğumuz apartmanda, kapı komşumuza kaç kişiye söyledik söyleyebildik İslam’ı, Allah’ı ve bizden istediklerini…
Selam ve Dua ile…
Abdulhak Saruhan
Abdulhak Saruhan
02.01.2010 00:00