Akıl ümitsizlik yolunu tutar mı hiç?
Aşk gerek ki o yana başını ayak etsin de koşup gitsin,
Hiçbir şeye aldırmayan Aşktır, akıl değil...
Akıl, fayda elde edeceği şeyi arar,
Aşk yılmaz, yanar-yakılır, erir, utanma-sıkılma nedir, bilinmez...Mevlana Hazretleri
“Aşıklık töresi maşukun rengine bürünmeyi gerektirir.”
Ey divane nefsim! Hakka aşık olduğunu söylersin madem nedendir bunca istek bunca kendinden geçmişlik? Nedendir dünyaya adlanılmışlık? O Maşuk değimlidir ki “Ben dünyaya sivrisinek kanadı kadar ehemmiyet vermem…” diyen. Madem ki Hakk’a aşıksın onun rengini bürünmen,onun gibi kokman,onun yansıması olman gerekmez mi? O nu okuman O nu bilmen O nu kendinden daha öte tanıyıp yaşaman gerekmez mi?
Ey zalim nefis! Madem aşıksın neden heybende maşuka yaraşmayan şeyler bulundurursun? Neden aşkını kirletecek maşukundan uzaklaştıracak yollara girersin? O değimlidir ki,bütün güzellikleri seven,bütün çirkinliklerden yüz çevirip yasaklayan. Madem hal böyledir neden inat eder dur demezsin kendine?...
Bak Aşık Yunus’a haykırınca aşkını Hakka, gönlü titrer dizilir kelimeler dudağına ve başlar zikr ile yakarmaya. Bak O Can nasılda oturmuş Amed kalesine, gönlünü açar amed kalesine. Nasılda mezarlarla,mezardakilerle konuşur ses veremeyeceklerini bilmesine rağmen. Neden susar Sevgiliye aşk nağmeleri yazmazsın Ey divane gönül. Yoksa birkaç güzel nağmeyi çok mu görürsün Maşuka kalk Ey aşık! Maşuka haykır Yunus misali aşkını, birkaç kırık,birkaç mahcup kelime ile...Yoksa sen bülbülden daha yanık değil misin? O bülbül ki başladı mı gül için türkü çığırmaya susar alem kulak kesilir bülbülün şakırdamasına. Duymasada gül, bülbülün yanık sesini,bülbül vazifesini icra eder, Aşıklık töresinin. Ey deli divane nefsim! bülbül misali ol! sanma ki Maşukun duymaz seni,sen yerine getir vazifeni,sesin güzel olmasa da…
“Aşıklık töresi maşukun peşinden gitmeyi gerektirir.”
Ey nefsim! Gurur ve kibirle dolu bir kalpte aşk bulunmaz. Gururun seni Aşkının peşinden gitmekten alıkoymasın. Bırak alem divane desin,mecnun desin,çıldırmış desin. “Mecnun Leylaya o kadar aşıktı ki bir gün o diyardan gelen bir köpeği tutmuş öper dururmuş gözlerinden. Ey Mecnun adam bu köpektir karşındaki,Leyla değil. Ne yaparsın neden öpersin bu köpeğin gözlerinden diye alay etmişler. Mecnun cevaben;”Bu köpek Leylamın diyarından gelmiş onun kokusunu taşır .Onun gözleri Leyla mı gören mübarek gözlerdir.” Der…Senin Maşukun Leyla kadar değerli değil midir ki; Mecnun gibi ithamlara göğüs germezsin?
Ey nefsim! Bırak artık kibrini ayakların altına koy.mecnun ol! Senin Maşukun Leyla’dan daha değerl,daha layıktır aşka. Kalk ve huzuruna var O Yüce Sevgilinin. Belki sana ikram eder; kokusundan koku,cemalinden güzellikler ihsan eder.Aşk ile dol Mevlana misali. Ki o neyle birleştirdi nefesini,haykırdı aşkla. Ney nefesiyle,aşkının kokusuyla şekillendi geldi dile. Bağrından zikirler fışkırdı. Sen de ey divane kalk ve ney gibi bağrından aşklar,zikirler yak. Biraz yanık,biraz mahzun… belki ney gibi bağrın açılır göz göz. Hakk’ı görürsün Maşuku seyreylersin…
İşte Ey nefis! Dinlersen aşk kulağıyla,yüreğin açılır ferahlarsın. Aşkına sadık olursan, Maşuka vuslat anını bekler, Mevlana misali vuslat günü olan ölüme “Şeb-i Aruz” (Düğün gecesi) dersin. Mecnun gibi;
"Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez."
Diye haykırırsın…
Selam ve Dua ile
Abdulhakk Saruhan
Abdulhak Saruhan
17.01.2010 00:00