Allahın selamı rahmeti bereketi hakkı söylemekten geri durmayan yıldırmalara, komplolara,tehditlere rağmen doğruluktan şaşmayan emir olundukları gibi dosdoğru olan gönül erlerinin üstüne olsun.

Ortalık o kadar berrak hale geliyor ki bu bulunduğumuz zaman içerisinde, bunları görüp de midemizin bulanmaması elde değil. İslam üzerinde oynanan oyunlar, yapılmak istenen komplolar ve hizmet aşıkları üzerinden İslami hassasiyeti olanlara verilmek istenen mesajlar “BALYOZ” gibi düştü açılımların, demokrasinin! Beynine.

Günlerdir üzerinde türlü türlü yorumlar yapıldı yazıldı çizildi. İhya-Der yönetici ve üyelerine verilen cezaların hukuki boyutunu anlatmayacağım. Zira bir hukuk adamı değilim. Ancak neden böyle bir ceza reva görüldü ve bizlere düşenin ne olduğunu âcizane birkaç cümleyle belirtmeye çalışacağım.

Herkesin malumu bu ülkede rejim terörden, ahlaki yozlaşmadan, çetelerden hatta Ergenekon dan daha çok İslami kesimlerden camialardan çekinmekte, onlardan korkmaktadırlar. Sebebi İslami camianın onlara bir baskısı mı? Yoksa bu camiaların anarşist tavırları mı? Yoksa toplum yararına olan işlerde devlete engel olmak mı? Yoksa yoksa yoksa… Hayır, hiçbiri değil. Aksine İslami camialar saydıklarımızın hepsinden beridir. Bunlara karşıdır. Peki nedir bu rejimin İslam’dan, İslami camialardan bu kadar korkusu. Ebu Cehil’in korkusu neyse rejiminde korkusu odur. Ebu Cehil gerçektende atasının dininin onuru için mi Resulullah (S.A.V)’e düşmanlık yapıyordu. Mekke müşrikleri toplum düzeni için mi bu kadar işkenceyi reva gördü Müslümanlara. Hayır, onlar biliyordu ki Hz.Resulullah (S.A.V) onların mazlumların kanı üzerine kurulan tahtlarını yıkacak, mazlumun hakkını zalimden alacak ve ikinci sınıf muamelesi görenler ile kölelere kol kanat gerecek. Bu da onların bulundukları makamlarına, koltuklarına ve de sömürü üzerine kurulan düzenlerine son verilmesi anlamına geliyordu. Bu günde aynı senaryolar asrın Cehilleri tarafından sahnelenmekte. Korkuları bu yüzdendir ve haksız da sayılmazlar bir bakıma.

İHYA-DER bu bağlamda sadece bir gözdağı amacıdır. İslami camialara değil sadece. Bu camiaların etkinliklerine katılan ve gönülden destek olan halkın tümünedir. Yani anlayacağınız “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” mevzusudur. Çünkü birileri afyonlanmış milletin uyanışını görüyor ve bundan rahatsız. Haliyle buna tepki olarak birileri üzerinden gözdağı verecek. Bu da göz önünde bulunan, kitleleri bir araya getiren bir kuruluş olması gerekiyor.

Âcizane bu hafta başımdan geçen bir olayı aktarayım sizlere. Geçen haftalarda üniversitede insan hakları haftasıyla ilgili bir konferans düzenlendi. Ben de iştirak amacıyla insan haklarıyla ilgili bir kompozisyon kaleme aldım. Vakit darlığından konferans organizatörü hocaya internet üzeri bu yazıyı gönderdim.(Ayrıca bu yazı www.hurseda.net adresinde de “İNSAN HAKLARI HAFTASI ÜZERİNE” başlığı altında yayınlandı) Birkaç hafta sonra beni odasına çağırıp yazı hakkında konuştu. “Bu konular saçma sapan konular” deyip müdür beyin benle görüşmek istediğini iletti. Ben de karşılığını verip ayrıldım. Ertesi hafta müdürün yanına gittim. Yazı hakkında biraz konuştu bana dönüp. Çatışmacı bir ruh halin var dedi. “Hayır yanılıyorsunuz öyle bir yapıya sahip değilim. Ama insan hakları çiğnenirken oturup da bunun mimarlarından bahsetmem, tarihçesini anlatmam mantıklı değil dedim.” Yazıda ülkemizde başörtüsü zulmünü de kalem almıştım bu konuda da “baş örtüsü savunucularının hepsi provokatör. Merve Kavakçı bir ajan provokatördür.” Deyince cevaben “okulda şortla gelen oluyor, diz üstü etekle gelen oluyor, vitrin camlarından fırlamış gibi dekolteli olanlar geliyor dedim” evet dedi.”Peki benim başörtülü kardeşim başörtülü girmek isteyince mi provokasyon oluyor?” deyince bocalayıp birazcık nasihat vari beni uyardı. Odadan çıktığımda çok sinirliydim. Eve kadar hep söylediklerini düşünüp sinirlendim. Sonra düşündüğümde bunların normal olduğunu anladım. Nasıl mı? Bu ülkede mazlumun sesi olmak suç sayılıyor da ondan. Amma abarttın diyenler vardır belki. Eğer diyen varsa İHYA-DER yönetici ve üyelerine biçilen cezalarını açıklasın yada insan haklarının hiçe sayıldığını vurgulayan, Filistinli bebeklerin kanlarının akıtıldığını, başörtüsünü yasaklayan zihniyeti sorgulayan bir yazının saçmalığını bana açıklasın lütfen!

Verilen cezalar aslında İHYA-DER e değil İslami camiaya verilmiş bir gözdağı mahiyetindedir. Bu nedenle bütün kardeşlerimiz, İslam’ın endişesini taşıyan her bir fert bunu kınamalı ve bu yanlıştan dönülmesi yolunda adımlar atmalıdır. Aksi takdirde suskun kalırsak İHYA-DER e biçilen cezalar bizleri de saracaktır.

Son olarak diyorum ki hizmet yolunda bizlere türlü türlü iftiralar atılacak, önümüze kapanlar kurulacak, bu hizmetleri engellemek için önümüze setler çekilmeye, bazen de “BALYOZ” larla başınıza vurmaya çalışacaklardır. Şunu bilmeliyiz ki bizler ne kadar kabuğumuza çekilip aman şöyle olmasın, aman zaten bizlere gıcık kapmışlar, aman şöyle yaparsak bize ceza verirler böyle yaparsak bize ceza verirler dersek onlar üzerimize geleceklerdir her fırsatta. Ve de Üstadın şu sözünü unutmayalım “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var?...

Selam Ve Dua ile…

Abdulhakk Saruhan / HÜRSEDA HABER