Türk tarihinde birçok dönüm noktası olabilecek tarihlere rastlamak o kadar zor olmasa gerek. Ama ne yazık ki bunların çoğu millet menfaatine değil belki çoğu milletin zarar gördüğü, ezildiği, yüzlercesinin mahkum, binlercesinin sanık kürsüsüne oturması, yüz binlercesinin fişlenmesi toplumun azımsanmayacak kadar çok bir bölümünün de mağdur duruma düşmesine sebep olmuştur.
 
Bu tarihi kavşaklardan biri de şüphesiz “28 şubat post modern darbesi” ile halka reva görülen zulümdür. Türkiye bu darbeyle önceki darbelerde yaşandığı gibi, geriye dönüş sürecine girmiştir. İslami hareketlere taarruz niteliğinde, medyadan ve bir takım çevrelerden baskılar yapılmaya başlanmış, İslami camiaları karalama kampanyaları başlatılmıştır. Bir takım sözde şeyhler, sahte müridler ve Fadime Şahin, Ali Kalkancı gibi kuklalar sahne önlerine sürüklenmişti. Belki en büyük etkisi başörtüsüne dolaylı değil doğrudan doğruya bir savaş açılmasıydı 28 Şubatın. Bugün de Laiklik elden gidiyor diye feryat figan vaveyla eden bazı kesimler, nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olduğu bu ülkede kendi insanlarını kendi dindaşlarını kendisinin vekili olarak atadığı kişilerce bir parya muamelesine tabi tutulmuştu. Ve öyle de devam etmektedir.
 
28 Şubatı anlatmak benim ilgi alanıma girmiyor zira bu konulara pek vakıf değilim ancak sıkça karşılaştığımız “laiklik” terimine değinmeden de geçemeyeceğim. Sözlükteki anlamıyla “Laik olma durumu; devlet ve din işlerinin ayrılığı; devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasıdır.*” İyi ne güzel devlet ne Hıristiyan’ı, ne Yahudi’yi ne de Müslüman’ı birbirinden ayırmayacak herkese aynı haklar aynı özgürlükler verecek. Ancak ne yazık sözlüklerde bu şekilde ifade edilen bu terim hiçte göründüğü gibi masumane işlemiyor ülkemizde. 28 Şubattan sonra bu hiç mi hiç böyle gitmedi. Çağdaşlık ve kamusal alan yaygaralarıyla devlet tamamıyla İslam karşıtı bir tutum içine girip, İslam düşmanlığı yapmaya başlamıştır. Önceleri bir yasaya bağlı olmayan başörtüsü yasağı da laiklikten nasibini almış, ve dinsel simge gerekçesiyle kamusal alanlarda ( okul,işyerleri,devlet kurumları vs..) yasaklanmıştır. E hani devlet bütün dinlere mesafeli olacaktı, hani din ve vicdan özgürlüğüne karışılmayacaktı, yoksa laikliğin tanımında bilmediğimiz bir şeyler daha mı var? Aslında yıllar önce Rahmetli Timurtaş Uçar çok güzel bir tanım yapmıştı laikliğe, ancak bizler kulak vermedik. Gelin şimdi beraber bakalım laikliğin tanımına.
 
Timurtaş Hoca (R.A) her zaman olduğu gibi gene savcılığa çağırılmış ifadesi alınmış tam çıkacakken savcı durdurup:
__ hocam size bir sorum olacak, yalnız bu şahsi sorum. Merak ettiğim bir konuyla ilgili. Bana bu laikliğin kurandaki, İslam da ki yerini bir söyler misin?” demiş. Timurtaş hoca:
__Savcı bey bu konu Kur’an da tam 2152 ayetle açıklanmış, hepsini anlatırsam 2 gün boyunca dinlemelisiniz. Ama ben kısadan izah ediyim. Bakın laiklik dinin devlete, devletin dine karışmaması değil mi?” evet cevabını vermiş savcı.
__Ülkemizde bir din adamı devletle ilgili bir şey diyebiliyor mu? Diyemez kıyamet kopar. Peki devlet dine karışmıyor mu? Karışıyor diyanet işleri başkanını devlet atıyor. Bu dine karışmak değimli?” savcı: __Hocam bunları biliyorum bana mevzunun aslını anlatın. Tam o sırada çay gelir, yanında şeker. Bakmış çay ile şekere ve sormuş savcıya :
__Savcı bey çaya şekeri katmasan ne olur? Savcı:
__Şekersiz çay olur.
__ Pekala burada bir tas çorba olsa, siz çorbaya tuz koymasanız ne olur? Savcı:
__Tuzsuz çorba olur. Diyerek yanıtlamış. Timurtaş Hocada bunun üzerine taşı gediğine koymuş ve sormuş:
__O zaman şöyle düşünelim. Devleti buraya koyduk, dini de buraya dini devlete karıştırmasak ne olur. Savcı atlamış:
__ Dinsiz devlet olur… demiş ve yüz ifadesindeki hüzünle. “bunlar bizi uyutuyorlarmış Hocam Vallahi haklısınız.” Demiş.
 
Evet belki biraz fazla aşırı kaçmış diyenler olur. Ki her zaman diyenler vardır mutlaka, zira hala ılımlıcılık, radikalcilik fikirlerini savunanlar vardır. Ve yahut laikliğin o kadar da kötü olmadığını savunanlar. Son olarak Laikliğin tanımını Atatürk’ten dinleyelim.
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar ilmin çağdaş medeniyete esas temin ettiği şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir. Cumhuriyet din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca muvaffakiyet etkeni görür.**
 

*Türk Dil Kurumu, Türkçe lügat,2.cilt ,Ankara s:956
** A.Afetinan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları,Ankara 1969,s :56
 
 
ABDULHAKK SARUHAN