NATO Genel Sekreteri Rasmussen'in her fırsatta NATO'nun Türkiye'yi korumaya hazır olduğu şeklindeki açıklamaları, "Türkiye'nin kendisini Suriye'ye karşı koruyacak gücü yok mu?" sorusunu aklıma getiriyor. Bunun hemen arkasından ikinci soru geliyor, "Başbakan Erdoğan Suriye'de olayların başladığı ilk günden bu ülke ile ipleri NATO'ya güvenerek mi kopardı?" Eğer böyle ise ciddi bir hata yapılmış demektir.

Bu sorulara herkes bakış açısına ve konumuna göre farklı cevaplar verebilir. Şahsen Türkiye'nin özellikle de bugünkü Suriye yönetimine karşı kendisini korumak için NATO'ya ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. En azından böyle olmasını temenni ediyorum. Başkentini muhaliflere karşı koruma derdine düşmüş bir Suriye yönetiminin bir de Türkiye'ye saldırmak gibi bir davranış içine girmesi kanaatimce intihar anlamına gelir. Gerçi kendi halkını katleden bir yönetimin ruh halinin sağlıklı olmadığı da ortada.

Bu noktada NATO Genel Sekreteri Rasmussen'in bir gazeteye yaptığı açıklamada sarf ettiği bazı cümleleri aktarmak istiyorum:

"Türkiye'yi korumak için gereken adımları atacağız. Bu nedenle müttefikler Türkiye'nin Patriot talebine olumlu yanıt verdi. Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve Türk halkını korumaya kararlıyız. Türk halkına ve Türkiye'ye kesin güvence veriyorum. Türkiye'yi herhangi bir saldırıya karşı korumak için gereken adımları atacağız."

Bu sözlere bakıldığında sanki Türkiye her an bir saldırı ile karşı karşıya kalabilir ve toprak bütünlüğü tehlikeye girebilir. Söylenenlerden bu anlaşılıyor. Bu sözler Türkiye'yi anlatmak bakımından bir gerçeği yansıtıyorsa oturup ciddi ciddi düşünmemiz, kendimizi korumak hususunda atılması gereken adımların biran evvel atılması gerekiyor. Ve yine durum böyle ise NATO iki seneye yaklaşan bir süreden beri gerekli adımları niçin atmamıştır? sorusunun da cevabı verilmelidir. Düşman olarak İslam'ı ve Müslümanları belirlemiş olan bir ittifakın insafına sığınmanın mantıklı bir yanı olamaz. Bunun yanında birilerinin Rasmussen'e Türkiye'nin NATO'nun korumasına ihtiyacı olmadığını, ittifak anlaşması gereği kendi görevini yapmak durumunda olduğunu hatırlatması gerekiyor. Çünkü yapılan açıklamalar ülkemizi güçsüz ve kendini koruması açısından yetersiz gösteriyor. Kaldı ki, NATO'nun kuruluş gayesi Sovyet dağılmacılığını önlemekti. Bu yönüyle de Türkiye NATO'ya Sovyet tehdidine karşı girmişti. Yoksa Suriye'ye karşı korunmak için değil. Gelinen noktada Suriye konusunda Türkiye ile Rusya soruna bakış noktasından ortak görüşe sahip olduklarını, ancak Suriye'nin geleceği hususunda farklı düşündüklerini açıkladıklarına göre Suriye konusunda Türkiye ile Rusya'nın karşı karşıya gelmeyeceğini söylemek mümkün. Eğer, böyle bir durum söz konusu olacaksa olayları bu noktaya ABD ve yandaşları sürükleyebilir.

Gelişmelere bakıldığında Patriotların ülkemize konuşlandırılmasında sanki birinci hedef Suriye değilmiş görüntüsü ortaya çıkıyor. Malatya'ya yerleştirilen uyarı sistemlerinin ardından Patriotların gündeme gelmesinde sanki Suriye'deki gelişmeler bahane olarak kullanılmış diye düşünmek yanlış olmasa gerek. Meseleye bu açıdan bakıldığında insanın aklına İsrail'in İran'a yönelik tehditleri ve bu hususta İsrail ile ABD ortaklığı geliyor. Kısacası Patriotlar sanki Suriye tehdidine karşı ülkemizi korumak için değil İran'a yönelik bir ABD-İsrail ortak saldırısında kullanılacak düşüncesi akla geliyor.

Eğer böyle ise bunun hesabını vermek kolay olmaz. Aslında Türkiye'nin böyle bir oyunun içinde bilinçli bir şekilde olduğunu düşünmüyorum. Hedefin Suriye olduğuna inanılıyor olabilir ama bu sistem ülkemize yerleştirildikten sonra ileride ne için kullanılacağına dair kuşkularım var. Bu oyuna gelmemek gerekiyor.