İslam her zaman mahkûm edildi bu ülkede. Müslümanlar aşağılandı. Menfaatlerine hitap ettiği halde İslami semboller sürekli hedef haline getirilip saldırıya uğradı. Bakışlarında, düşüncelerinde ve hayatlarında İslam’ı esas alanlar her zaman düşman görüldü. Değişik zamanlarda hakaretlere maruz bırakıldı. Kimi zaman ortadan kaldırılmaya ve tarih sahnesinden yok edilmeye çalışıldı.

İslam, bu coğrafyanın ve bu coğrafya insanının canı ve ruhudur. Bu toprakları fethedenler İslam adıyla fethettiler. Fetihten sonra İslam toprağı olarak adlandırıldı bu coğrafya. Bu coğrafyaya saldıranlar, yüzbinlerce insanın ölümüne yol açan kanlı savaşlara sebep olanlar, İslam memleketini istila etmek ve İslam’ı yok etmek istediklerini söyleyerek savaşları dayattılar.

Osmanlının yıkılmasından sonra Cumhuriyeti kuranlar Hıristiyanlığı temsil eden İngiltere, Fransa ya da Amerikalılar değildi. Buranın insanlarıydı. Ne yazık ki, bu topraklara göz diken, bu topraklardan İslam’ı ebediyen yok etmek için çabalayan İngilizlerin ve Amerikalıların rüyalarını gerçekleştirmeyi vazgeçilmez hedef haline getirdiler. Halkı aldatmak için kimi zaman başlarına İslam kisvesi geçirdiler. Meclislerini Kur’an ve dualarla açtılar. Düşmanla savaşmak için halktan çocuklarını istediklerinde yine İslami söylemleri kullandılar. Cihad ayetlerini okuyup Müslüman halkın çocuklarını düşmana karşı savaş meydanlarına çektiler. İpi ele geçirdikten ve kudretlerini oturttuktan sonra üzerlerindeki İslami kisveyi yırtarak, münafıklığı ifade eden maskeyi çıkararak gerçek çehrelerini ortaya koydular. Kuzu postuna bürünmüş kurt oldukları o zaman anlaşıldı. Savaşların büyük ceremesini çekmiş ve gücünü yitirmiş halkın bunlara karşı duracak gücü yoktu. İslam’la ilişkisi olmayan küçük azınlığı şakşakçıları olarak çabucak saflarına kattılar. Ancak Müslüman halk, onların istediği şekilde hiçbir zaman İslam’a düşman olmadı. Bilerek İslam düşmanlarının safını tercih etmedi.

Başından beri hedeflerine İslam ve Müslümanları aldılar. İslami hayatı sona erdirmeye ve İslami simgeleri yok etmeye çalıştılar. İslam’ın yeryüzü insanlığını hidayete çağırdığı 14 asır boyunca ilk defa İslam düşmanı bu zihniyet İslam’ın sembolü sayılan ezanı ve namazı Türkçeye çevirdi. Allah Teala’nın bütün insanlığa gönderdiği ve tarih içerisinde zalim ve diktatör hiçbir yöneticinin değiştirmeye cür’et etmediği ezan ve namazın içerisindeki dua ve sureler Türkçeleştirildi. Bunları Türkçe okumaya yanaşmayan insanlar farklı şekillerde cezalandırıldı. Korkutma ve boyun eğdirme amacıyla verilen cezalar dudak uçurtacak cinsteydi. En basit bir harekete idam cezası verip ipe çekme sıradan bir vakıa halini almıştı.

Bakış açısı ve düşüncesi İslam düşmanlığı üzerinde şekillenen elit topluluğun çabası İslam’ı ve Müslümanları her alanda mahkum etmektir. İslam’a ve Müslümanlara karşı kinlerini dile getirmekten çekinmemektedirler.

Ak Parti yöneticileri, Müslüman oldukları için hakarete uğrayan, tahkir edilen ve bedeller ödeyen bir geçmişten geldikleri için İslam düşmanlarının İslam’a karşı kin ve nefretinin ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. Bunları iktidara getiren Müslüman halk, bozulan ekonominin ve halkın cebini yakan zamların önüne geçmelerinden önce, inançlarına küfreden, Müslüman oldukları için tahkir eden, aşağılayan ve İslam’ı yaşama isteklerinden dolayı hayat hakkı tanımayan zihniyetle hesaplaşacaklarını, Müslümanlar için oluşturulan zor ve çekilmez ortamı yaşanabilir hale getireceklerini umuyordu. Bu ülkedeki her Müslüm, İslam’ın istediği gibi yaşayacağı bir ortama kavuşacağını bekliyordu. Hiç kimse İslam’ı yaşama amacıyla giydiği elbiseden ve yaşadığı İslami hayattan dolayı dışlanmayacaktı. Her Müslüman, kız çocuğunu istediği okula tesettürüyle gönderebilecekti. Kadınlar, bütün alanlarda tesettürleriyle çalışabileceklerdi.

Oysa on bir yıldan fazla bir zaman geçtiği halde Müslüman halkın beklentilerinin çoğu yerine getirilmedi. Henüz bir baba çocuğunu tesettürüyle ilköğretime ya da orta dereceli okula gönderemiyor. Müslüman bir kadın tesettürüyle kamuda çalışamıyor. Görev yaptıkları okula giden Müslüman kadınlar, tesettürlerini kapıda çıkarmak zorunda kalıyorlar. Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olduğu halde bankaların çarkı, İslam’ın yasakladığı faiz üzerine bina edilmiş. İktidar, çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu halkın isteklerine göre bir ekonomik düzenlemeye gitmeyi aklından bile geçirmemektedir. Kurumlar bütünüyle İslam’a aykırı şekilde oluşturulmuş. İktidar günü kurtarma ve farklı şekillerde halkı idare edip hükümetini sürdürmeye çalışıyor. Köprü ve havaalanı projeleriyle halkı meşgul edip asıl meseleleri unutturmak için çabalıyor.

Ülkenin birçok bölgesinde faaliyet yürüten İslami sivil toplum kuruluşları bir yandan halka yardımlar yaparken diğer yandan halka dayatılan zulümlerin sona erdirilmesi, baskı altına alınan inançlarının serbest bırakılması ve özgürlükleri çevreleyen prangaların kırılmasını istiyorlar. Hükümetten ümitlerini kesen duyarlı Müslümanların kurduğu Hüda Par’ın da hedefi ezilen Müslüman kitlelerin üzerindeki baskıların sona erdirilmesi ve İslami hayatın önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Bu topraklarda yıllardır baskı altında tutulan ve ezilen Müslüman halka tercüman oldukları ve halkın vicdanının sesini dillendirdikleri için hem İslam düşmanı elitlerin hem de halkı oyalamakla meşgul hükümetin hedefi haline geldiler. Sıradan bahanelerle hem bu yeni partinin yöneticilerini hem de İslami sivil toplum kuruluşlarının üye ve yöneticilerini ağır hapis cezalarıyla cezalandırarak “İslam” diyen herkese gözdağı vermeye çalışıyorlar. Elazığ, Malatya, Adana, Konya ve en son da İstanbul’da “İslam” diyen insanlar yüzlerce yıl zindana mahkûm edildiler.

Biricik hedefi İslam olan insanlara verilen bu ağır cezalar hiçbirine geri adım attırmadığı gibi, zulme uğrayan Müslümanların imanlarının artmasına ve hak olan davalarına daha sıkı sarılmalarına neden olmaktadır. Müslümanlara yapılan her haksızlık ve zulüm, İslam’ı engellemeye ve İslami çalışmayı bitirmeye çalışanların hüsran günlerini daha da erkene alacaktır. Çünkü Müslüman Allah davasının taraftarıdır. Her zaman taraftarlarının yanında olan Allah Teala onları koruyacak ve aziz kılacaktır.

Bu ülkede hiç kimse İslam’ın sesini kısamayacak. Üstad Bediuzzaman’ın buyurduğu gibi “Bin başımız olsa hepsini İslam’a feda edeceğiz” Bedenlerimizi iplerde sallasalar da geri adım atmayacağız ve her zaman “İslam” diyeceğiz. . .

(SUSANINGÜLLERİ.BİZ)