Abdullah Öcalan’ın talimatıyla bir dizi konferans düzenleyen PKK’ye yakın siyasi oluşumların çözüm süreci çerçevesinde bazı hazırlıklar içerisinde olduğu görülmektedir. Söz konusu konferanslarda PKK’nin uzantısı kurumlarla yetinilmemekte, Alevi, Ezîdi, Süryani, Ermeni ve kimi İslami grupların da davet edildiği görülmektedir.  Ancak davet edilen kesimlere söz hakkı verip adilce temsil yerine, bunları PKK zihniyetinin gölgesinde bir araya getirip gövde gösterisinde bulunma ve Kürdlerin tek temsilcisinin PKK olduğunu, diğer grupların konferansa katılımlarıyla PKK’nin bu statüsünü deklere ettiği görüntüsü verilmeye çalışılmaktadır.

PKK samimi olsaydı, onlarca yıldır zulme uğrayan Müslüman Kürd halkının haklarını aramada ciddi olsaydı, kendisinin dışındaki Kürdleri sürece dahil etme ve onlarla birlikte Kürd sorununa çözüm gibi bir derdi bulunsaydı Diyarbakır’da düzenlenen Kürdistan konferansı bir anlam ifade edecekti. Ancak kibrinden vazgeçmeyen, kendisinin dışında başkalarını tanımayan PKK’nin, diğerlerini koltuk değneği görüp onlardan istifade etmek için böylesi bir konferansa davet ettiğini anlamak için kahin olmaya gerek yok.

Konferansın başından sonuna kadar Apo’nun Kürt halk önderi olarak takdim edilmesi, PKK ve Apo’nun salonun tek hakim rengi olarak yansıtılması, katılımcı İslami grupların Asuriler, Yezidiler, Ermeniler ve diğer diğer marjinal gruplar kadar ilgi görmemeleri ve varlık gösterememeleri söz konusu konferansın Kürdistan’da PKK’ye yeni bir zemin hazırlamak için kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Marksist düşünce üzerinde şekillenen ancak sonraki dönemlerde ulusalcılık (yurtseverlik) zeminine adım adan PKK, Kürdlerin en büyük hakikati olan ve kimliklerinin ana rengini oluşturan İslam’la hiçbir zaman barışmadı. Baskı ve zorla Kürd halkına boyun eğdirmeye çalıştı. Ancak boyun eğmeyen Müslümanları düşman görüp kanlarını akıttı. Bunda başarılı olamayınca yalan ve iftiralarla karalamaya çalıştı. Büyük cinayetlere imza attı.

Ancak zaman ve şartlar değişti. Yaptıklarına karşın özür dilemeyen PKK, Müslüman Kürdlere yaptığı zulmü kabule bir türlü yanaşmadı. Kendisine pahalıya mal olduğu halde baskıdan, dayatmadan, kibirden, dışlamadan, iftira ve yalandan geri adım atmadı. Müslümanlara karşı hakaret ve nefret dilini kullanmaktan geri durmadı. Kürdlerin vazgeçilmez değerlerine karşı ahlaksızlık ve saygısızlığı dile getirmeye devam etti. Nisan ayında Diyarbakır Dicle Üniversitesinde yaşanan olaylarda tanık olduğumuz gibi Müslüman Kürd halkının biricik rehberi olan Hz. Muhammed (sav)’in kutlu doğumunu engelleme ve bu güzel etkinliği düzenlemeye çalışan Müslümanların önüne kesmek için giriştiği provokasyonlar, 30 yıldır Kürdlerin tek değeri olan İslam’a karşı tutumunun devam ettiğini ortaya koymaktadır.

Kürdlerin İslam’ına muhalif olan, İslam’i renkleri taşıdıkları için düşmanlığını sürdüren PKK, İslam’la barışmadıkça ve Kürdistan Müslümanlarına karşı kullandığı iftira ve aşağılayıcı dili terk etmedikçe düzenleyeceği etkinlikler Kürdleri temsil etmeyecek ve PKK çerçevesini aşmayacaktır. Bu konferanslara birlik adı verilse de, Kürdlerin birliğini yansıtmaktan çok, PKK uzantılarının birliğinin ötesinde bir anlam ifade etmeyecektir.

Hiçbir şey eskisi gibi değildir. Kürdistan şehirlerinin meydanlarına yüzbinleri toplayan Müslüman Kürdler hesaba katılmadan Kürdistan’a barışın gelmesini düşünmek boş hayallere kapılmaktır.

Kürdistan Müslümanları hesaba katılmadan ve adil bir şekilde temsil edilmeden Kürdlerle ilgili düzenlenecek etkinlikler meşruiyet sorunu yaşayacak ve netice vermeyecektir. Bunun için de PKK’nin ciddi bir özeleştiride bulunması, Müslümanlara yönelik kullandığı hakaret dilinden vazgeçmesi, Kürd halkının değerlerine saygı göstermesi ve özellikle de Kürdlerin vazgeçilmez değeri olan İslam’a tahammül etmesi gerekiyor. Aksi takdirde devlet destekli de olsa PKK’nin hiçbir çabası netice vermeyecek ve barış denilen şey hayalleri süslemeye devam edecek.

Abdulkerim ERDEM