Birkaç yıl önce İstanbul’da bir sitede oturuyordum. Karşı tarafta site sahiplerine ait meyve bahçesi vardı. Site sahipleri beş kardeş olup bunlardan biri Gülen grubunun semt sorumlusuydu. Bir öğle üzeri bahçenin yanından geçerken çoğu sarışın onu aşkın kızlı erkekli gencin meyve bahçesinde dolaştığını gördüm. Kızlar açık saçıktı. Merakla yanlarına yaklaştım. Gülen grubunun semt sorumlusu Mevlut Abi bir kenarda durmuş gençlerin meyve koparması için yardımcı oluyordu. Mevlut Abi ile merhabamız vardı. Gençler hakkında sordum.
– Efendim bunlar Rusyalı çocuklar. Oradaki okullarımızda okuyorlar!
– Hangi dine mensuplar?
– Dinlerini bilmiyorum. Ancak Hıristiyan olduklarını zannediyorum.
– Peki, burada ne yapıyorlar?
– Okudukları okulun başarılı öğrencileri oldukları için buraya gezmeye getirilmişler. Onları gezdiriyorum.
– Onlarla hangi dilden konuşuyorsun?
– Bizim çocuklar iyi çalışmışlar. Bunların bir kısmı çat pat da olsa Türkçe’yi konuşabiliyor.
Mevlüt Abi namazında niyazında bir insandı. Kazandıklarının bir kısmını ibadet maksadıyla Gülen cemaatine veriyordu. Müslümanlardan toplanan sadaka ve zekâtlarla dünyanın farklı yerlerinde eğitim kurumları tesis edilmişti. Yukarıda geçtiği gibi farklı din ve milletlerden çocuklar bu okullarda eğitim görüyor. Ancak hiç birine İslam anlatılmıyor. Çünkü böyle bir hedefleri yok. Böylesi bir yaklaşımı olan eğitimciler uyarılıyor, devam etmeleri durumunda görevden uzaklaştırılabiliyor. Bunu bizzat oralarda görev yapanlar söylüyor. Hatta Gülen cemaatiyle ilgili yazdığı bir kitapta Ali Bulaç, cemaatin birkaç okulunu dolaştığını, namaz vakti geldiğinde okullarda namaz kılma imkânının olmadığını, malzeme deposunda kartonun üzerinde kıldığını söylüyordu.
Yukarıdaki kısa anekdot hizmet sloganıyla yola çıkmış Gülen cemaatinin kimlere ve neye hizmet ettiğini acı bir şekilde ortaya koyuyor. Oysa Müslümanların aidat, sadaka ve zekâtlarından alınan paraların Allah yolunda harcanması gerekmez miydi? Bu gurubun İslam’a hizmet namına ortaya koyduğu en küçük bir eseri var mıdır? En büyük eserleri olan yurt dışındaki okullarda en fazla övündükleri konu dünyanın farklı milletlerinin çocuklarına Türkçe dilini öğretmek. Dolayısıyla bu grup Allah’ın dini için değil, Türkçe dilinin yaygınlaştırması için çalışıyor. Bunca emek ve fedakârlıkların sonu Türkçe dilini öğretmekse, bunun Allah katında bir hesabı ve bir karşılığı olmayacak mı?
Ülke içerisinde de İslam’a hizmet namına en küçük bir eser görünmüyor. Dershanelere ya da özel okullara giden çocuklardan Gülen Grubuna itaatkâr bireylerin yetiştirilmesi hedefleniyor.
Ülkede yıllarca devam eden başörtüsü sorununda bu gurubun en küçük bir girişimi söz konusu olmadı. Hatta Gülen’in kendisi tesettürü furuattan sayıp üzerinde durulmaması gereken bir konu olarak ibraz etti.
Siyonist rejim onlarca yıldır Filistin halkına kan kustururken bu rejimin cinayetleriyle ilgili en küçük bir beyanatta bulunmayan, hatta Mavi Marmara katliamına karşı herkes tepki gösterirken Fethullah Gülen’in eli kanlı rejimi izin alınması gereken otorite olarak nitelendirmesi bu grubun kimlere hizmet ettiği hakkında kuşkuları arttırıyor.
Gülen grubunun emniyette ve yargıda güçlendiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Emniyette ve yargıda görev yapan insanların İslami kaygıları olsaydı, İslami kimlik taşıyan insanlara karşı en azından insafla ve adaletle muamele yapmaları gerekirdi. Oysa bu kurumlarda Gülen grubunun etkisi arttıkça Müslümanların sıkıntıları bu oranda arttı. Kemalist ve laiklerin yapmadıklarını yapıp kimi yerlerde Müslümanlara kan kusturdular. İslami sivil toplum kuruluşlarına yönelik şiddetli bir abluka başlattılar. Buralarda çalışan Müslümanların başına bela getirmek için derneklere CD’ler atıp ardından operasyonlarla İslam’a ve Müslümanlara hizmetten başka amacı bulunmayan birçok Müslümanı göz altına aldılar. Bütün bunlar koordineli yürütüldüğünden yakalanan gençler bir sonraki adım olan yargı tarafından ağır cezalara çarptırıldılar.
Gülen’e bağlı emniyet ve yargının Müslümanlara yönelik gayrı hukuki ve keyfi uygulamaları devam ediyor. En son Batman’da bir düğündeki saldırıda öldürülen Özcan Temel’in katili olarak VG isimli bir Müslümanın tutuklanması, emniyetteki Gülen bağlılarının gerekirse PKK ile el ele vererek Müslümanlara komplo kurabileceklerinin en açık göstergesiydi.
Para ve insan kaynakları açısından güçlü olan Gülen cemaati, marifeti İslam düşmanlarıyla diyalog köprüleri kurup onlara karşı hoş görüde davranmada görmekte ve dostluk kapılarını sonuna kadar açmaktadır. Ancak Türkiye’de hiçbir İslami grup ve harekete karşı Müslümanca bir ilişki içerisinde bulunmadığı gibi, İslam düşmanlarına gösterilen hoşgörünün yüzde biri ülkedeki Müslümanlara gösterilmemektedir.
Ancak bütün bunların bir de ahiret karşılığı vardır. Kim kiminle dost olursa, kim kimi severse onunla hasrolunacaktır. Orada ne paranın ne de insan gücünün bir faydası olmayacak. En iyisi yapılanları mercek altına alıp gözden geçirmek ve her şeyi Allah Teâlâ’nın rızasına uygun hale getirmektir. Aksi takdirde gidiş hiç de Allah rızasına uygun değildir. Bizden söylemesi…
(Susaningulleri.biz)