Bir toplumda adalet kurumları adaleti uygulayacakları yerde göz göre göre zulmediyorlarsa, adalet kurumlarında görev yapan yargıçlar cezayı suçun niteliğine göre değil de sanığın düşünce ve inancına göre tayin ediyorlarsa böylesi bir yerde adaletten ve hukuktan bahsetmek mümkün değildir.

Son yıllarda ülkemizde hukuk alanında büyük cinayetler işlendi. Adli kurumlara sızan malum grubun adamları karşılarında İslami düşünce sahiplerini görünce kalemlerini kılıç gibi kullanıp işlenmemiş suçları işlenmiş göstererek ağır cezaları bastırıyorlar. Bu haksızlığı maruz kalan birçok Müslüman işlemediği suçlardan dolayı yıllardır zindanda kalıyor.

Türkiye’de dernek faaliyetlerinden sağcısından solcusuna, İslamcısından ateistine kadar herkes faydalanmaktadır. Hatta kimi sol örgütlerin dernek adı altında illegal örgütlenmelere gittikleri ve buraları suç merkezlerine çevirdiklerini hepimiz biliyoruz. Gezi olaylarında da görüldüğü gibi söz konusu sol örgütler yakıp yıktıkları, halkın malına ve canına zarar verdikleri halde değil ceza almak, çoğu gözaltına bile alınmadı. Ancak, söz konusu İslami düşünce sahipleri olunca iş değişiyor. Bütün faaliyetleri göz önünde cereyan eden, yoksul ve düşkünlere yardımı esas almış, halk arasındaki kırgınlıkları giderip barıştırmaya çalışan İslami derneklerin bu faaliyetlerini kimi zaman "terör" faaliyetleri gibi nitelendiren taraflı ve Müslümanlara bilinçli düşmanlık yapan yargıçlar her birine on beş yirmi yıl civarında cezalar yağdırıyorlar. Son üç dört yıl içerisinde bu şekilde yüzlerce insan, İslami dernek çatısı altında faaliyet yürüttüğünden terör örgütü üyesi ya da yöneticisi şeklinde nitelendirilip cezaya çarptırıldı. Bu insanlara ceza verenler, ceza verdikleri insanlardan hiçbirinin isnad edilen suçu işlemediğini çok iyi biliyorlar. Ahireti, hesap gününü ve Allah Teala’yı hesaba katmamış olacaklar ki canları nasıl isterse o şekilde ceza veriyorlar. Ancak mazlumların Rabbi olan Allah Teala, en güzel hesap görücü olarak bir gün zalimlerin hesabını görecektir.

Başbakan, devlet içerisine sızmış çeteleri temizleyeceğini tekrarlayıp dururken, 20 Aralık 2013’te söz konusu yargı örgütlenmelerinin etkin olduğu yerlerden biri olan Diyarbakır’da üniversiteli beş Müslüman genç mağdur oldukları davada suçlu gösterilerek cezalandırıldılar.

Bilindiği gibi geçen Nisan ayında Dicle Üniversitesinde Bilge Gençlik Kulübüne üye öğrenciler Kutlu Doğum Konferansı düzenlemiş, bu konferansın duyuru afişlerini dağıttıkları sırada PKK’lilerin saldırısına uğramışlardı. Kalabalık bir PKK’li grubun taşlı, sopalı ve bıçaklı saldırısı neticesinde Bilge Gençlik Kulübü üyelerinden bazıları yaralanmıştı. Hatta ağır yaralanan öğrencilerden biri uzun süre hastahanede tedavi görmüştü. O günlerde bazı BDP milletvekilleri üniversiteye gidip saldırganlara destek bildirisinde bulunmuş, mağdur olan öğrencilere karşı kışkırtıcı dil kullanmışlardı.

Hz. Resul–i Ekrem (sav)’le ilgili programı engellemeye çalışan, sopalarla saldıran ve bıçaklayan PKK taraftarlarına karışılmazken, dayak yiyen, yaralanan ve mağdur edilen Bilge Gençlik Kulübü üyelerinden üç tanesi mahkeme tarafından tutuklanmıştı. Böylece zindanda tutulan bu öğrencilerin eğitimlerine ciddi bir darbe vurulmuştu. Nihayet aylar geçtikten sonra mahkeme neticelendi. Öğrencilere bıçak sallayanlar, taş ve sopalarla saldırıp yaralamaya neden olanlar hiçbir şey yapmamışlar gibi dokunulmazken, İslami düşünce sahibi gençlerden beş tanesi zindanla cezalandırıldı. Bilge Gençlik Kulübü üyesi öğrencilere iki ayrı suçtan ceza verildi. Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten üç yıl bir ay on beşer gün, toplantı ve yürüyüş yasasına muhalefetten de altışar bin, birine ise on iki bin TL para cezası verildi.

Adalet sarayında kalem oynatan çetelerin benzeri zulümlerine yıllardır tanık oluyoruz. Karşılarına çıkanlar İslami kimlik sahibi olunca en ağır cezaları vermekten kaçınmıyorlar. Görev yapma sebebi Müslümanlara ceza verme gibi bir duruş sergiliyorlar. Üstelik yıllardır bu cürmü işledikleri halde hiçbir Allah’ın kulu hesap sormuyor.

Bu zihniyeti taşıyanlar, yargıya yeterince yerleştikten sonra hükümetten de hesap sormaya başladılar. Hakan Fidan’ın soruşturulmak istenmesi ve son yolsuzluk operasyonlarının bu zihniyetteki yargıçların başbakanı yıpratma amaçlı girişimleri olduğunu herkes biliyor. Yıllardır bize karşı işledikleri cürümleri Allah Teâlâ’ya şikâyet etmekten başka bir şey yapmadık. Kimseyi kendilerinin üzerinde görmediklerinden hükümetten hesap sormaya çalışıyorlar. İşledikleri bütün bu cürümlere rağmen hükümet tarafından üzerlerine gidilip yaptıklarının hesabı sorulmazsa ve çirkin tuzakları boşa çıkarılmazsa ileride daha büyük sorunlara neden olurlar. Böylesi bir gaflet durumunda sonraları önlerini alma imkânı kalmayacak ve intikam almak amacıyla daha büyük zulümlere imza atacaklar.

SUSANINGULLERI.BIZ