Hz. Resul–i Ekrem (sav)’in kutlu doğumuyla ilgili etkinlikler Avrupa’da her geçen gün gelişme göstermekte ve geleneksel hale gelmektedir. Ellerinde kırmızı güller, gurbet ellerinde Hz. Resul–i Ekrem (sav)’in doğumunu kutlayan insanların coşkusu duygulanmaya neden oluyor. O’na muhabbetin doğurduğu sevgi ikliminin uzak diyardaki insanlarımızın dillerinden ifadesi tarifi zor güzellilere yol açıyor.
Bütün bu güzelliklerle birlikte eksik gördüğüm bazı durumlara değinmek istiyorum. Kutlu doğum etkinliklerine katılan insanların genellikle Türkiye’deki Müslümanlardan oluştuğuna, İslam dünyasının dört bir yanından Avrupa’ya yığılmış farklı renkteki Müslümanların bu etkinliklere çok nadir iştirak ettiklerine tanık oluyoruz. Avrupalı Müslüman çehreleri etkinliklerde göremiyoruz. Özellikle Avrupa nüfusunun ekserini oluşturan Hıristiyanlardan kimseleri görmek ise neredeyse imkânsız…
Hz. Resul–i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam, bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber, bir hidayet rehberidir. O’nun daveti evrensel olup bütün mekânlara ve bütün zamanlara yöneliktir. İnsanların büyük sıkıntılarla boğuştuğu ve huzurlarını önemli ölçüde yitirdiği günümüzde O’nun davetine olan ihtiyaç her zamankinden fazladır. Hz. Peygamber (sav)’in Allah Teâlâ’dan bize getirdiği öğreti bütün insanlık için hayat kaynağıdır. İnsanların yaşadığı sıkıntı ve zorlukların tedavisi ve yok edilmesinin en geçerli ilacıdır. Zaten insanlık tarihi boyunca Allah Teala’nın gönderdiği dinin dışında hiçbir felsefe, din ve öğreti insanlığa huzur verememiştir. İslam’ın dışındakilerin tümü eksik, yanlış ve güdük kalmaktadır.
Hz. Peygamber (sav)’in çağrısına karşı çıkacak; grup, cemaat ya da mezhep taassubuyla yaklaşıp O’nun adına yapılacak etkinliğe katılmayacak kadar Müslümanların kör olabileceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla farklı bahanelere sarılan çok az insan hariç, kadın olsun, erkek olsun bütün Müslümanlar Hz. Resul–i Ekrem (sav)’in kutlu doğumuna iştirak ederler. Bir sıkıntı varsa, Müslümanlar peygamberlerinin adına düzenlenen etkinliğe katılmıyorlarsa, ya davet edilmediğinden, ya etkinlik yeterince tanıtılmadığından dolayı sahip oldukları şartlı yaklaşımlardan ya da İslam düşmanlarının her yerde olduğu gibi yanlış propagandalarının etkisinde kalarak böyle bir tercihte bulunuyorlar.
Etkinliğe öncülük yapan kardeşlerin bütün bunları hesaba katarak, çıtayı yüksek tutup hareket etmeleri, bir yıl boyunca –ister ülkeden olsun, ister başka alanlardan olsun–Müslümanlarla daha fazla haşir neşir olmaları, kendilerini tanıtmaları, Hz. Resul–i Ekrem (sav)’in ismi etrafında en azından etkinliklerde bile olsa bir araya gelmeye ikna etmeleri gerekir. On bir ay oturup her şeyi Nisan ayına yığma, zaten bizim denilen insanları bir araya getirip diğer insanlardan uzak durma gibi bir yaklaşım varsa yanlıştır. Kardeşlerimizin böyle yapacaklarını, her şeyi Nisan ayına bırakacaklarını, davet ve emr–i bi’l ma’ruf ve nehy–i ani’l münker görevini mevsimlik hale getireceklerine inanmıyorum. İslam, bir zaman ya da mevsimle sınırlı olmadığından, muhatabı belirli bir toplum olmayıp bütün insanlık olduğundan gece gündüz demeden her Müslüman bulunduğu ortamlarda davetini sürdürmek, insanlara İslam’ı tanıtmakla mükelleftir. Bunda gevşeklik yapanlar sorumluluklarını yerine getirmemiş olurlar.
Gece gündüz demeden çalışma her tarafı kuşatan fesadı önlemeye yetmemektedir. Daha çok çalışmaya ihtiyaç var. Hayati önem taşımadıkça bu olanda hiçbir bahane kabul edilemez.
İslam, tarihin bütün dönemlerinde diri, canlı ve taptazedir. Onu aşan, gölgede bırakan ve etkisiz kılan din, düşünce ve felsefe yoktur. Bütün insanlık İslam’a muhtaçtır. İslam, anlaşılır şekilde Müslümanlar tarafından bütün insanlığa iletilmelidir. Avrupa’nın kalıplarını kırıp insanların gündemine sokulmalıdır. Bolluk içerisinde yüzen ancak hayatlarından lezzet almayan, hayatı sadece bu dünyaya has bilen insanlara dokunarak, bir yerlerinden tutup cezp ederek içine gömüldükleri dünyadan başka bir dünyanın da bulunduğu, hayattan huzur ve mutluluk duymanın da mümkün olduğunu gösterebiliriz.
Bu insanların dikkatlerini celp etmek için özel şölenler yapmaya gerek yok. Komşularımızı, iş veya okul arkadaşlarımızı, farklı şekillerde bir araya geldiğimiz ya da karşılaştığımız insanları davet edersek, onlara Hz. Resul–i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam’ı gereği gibi tanıtırsak durum bugünkünden farklı olacaktır. O zaman kutlu doğum etkinliklerine başka renk ve milletlerden insanların katıldıklarına, hatta merak edip İslam’ı öğrenmek ve Hz. Resul–i Ekrem (sav)’i tanımak için kendi istekleriyle geldiklerine şahit olacağız.
Kutlu doğum etkinliklerine katılımda artış olsa da çoğu zaman aynı simaların görünmesi, Avrupa’daki davet çalışmalarında ciddi eksikliklerin bulunduğunu göstermektedir. Burada yaşayan kardeşlerin bu problemi bütün yönleriyle ele alıp tahlil etmeleri, eksik ve yanlışlarını tespit edip yeni plan ve programlarla işe koyulmaları gerekir.
Bilinmelidir ki yerimizde oturursak, insanlara davetimizi sunmazsak kimseler kapımızı çalıp İslam’ın ne olduğunu sormayacak. Harekete geçmemiz, meşru olan bütün yolları denememiz, İslam’ı bir şekilde insanların gündemine sokmamız gerekiyor. Aksi takdirde hep aynı insanlarla kutlu doğum etkinlikleri yaparız.
(SUSANINGULLERI.BIZ)