Bu ülkede okula giden çocuklara hep şunu öğretirler, ‘bu ülkenin yönetim şekli cumhuriyettir’ ve arkasından bunu eklerler, ‘’cumhuriyet demek, halkın kendi kendisini yönetmesi demektir.’’ Yani bu tanıma göre, halk kendi iradesini ortaya koyarak, kendi dini değerlerini dillerini, etnik kimliklerini geleneklerini/göreneklerini… Kısaca kendi yaşamını bu yönetim şekli ile belirtiyor ve buna göre hayatını devam ettiriyor. Evet, cumhuriyet yönetimi bu şekilde çocuklara ve halka anlatılıyor.

 

Peki, cumhuriyet kurulduktan günümüze kadar, biz kurulan bu cumhuriyetin velinimetlerinden faydalandık mı? Hemen herkes ‘HAYIR’ diyor ve ekliyor, ‘’asıl cumhuriyet kurulduktan sonra felaketler peşimizi bırakmadı. Bir güne bir gün yüzümüz gülmedi. Dışlanmaya başlandık, horlandık, yok sayıldık, sürgün edildik, cahil bırakıldık, aşsız/işsiz bırakıldık…’’

 

Hakikaten şöyle cumhuriyet tarihine baktığımız zaman, bu cumhuriyetin hep halkı ile savaş halinde olduğunu görüyoruz. Halkının dini değerlerini dillerini, kimliklerini, gelenek ve göreneklerini görmezden gelmiş, bırakın görmez gelmeyi, yok etmek için elinden ne gelmişse ardına koymamıştır.

 

Bütün bu olumsuzlar varken, cumhuriyetin parçalayıcı dişleri çatır çatır dökülmeye başlamışken, yani kısacası; cumhuriyetin foyası ortaya çıkmışken, bazıları halkın gözlerinin içine baka baka, hala bu cumhuriyetin üniter yapısından, laik/demokrat yapısından, hukuk ve insan haklarına olan saygınlığından bahsediyor. Aman ne üniter yapı Allah muhafaza (!)

 

Zannediyorlar ki halk da bu lafları yutacak, her şey eskisi gibi devam edecek. Hiç kusura bakmayın ‘lafla peynir gemisi yürümez.’ Artık insanlar dini ile, dili ile, kimliği ile, onuru ile, geleneği ve göreneği ile yaşamak istiyor. Bu insanların en temel haklarıdır. Hem insanlar bu temel hakları sizden değil, bizzat Yüce Allah’ın lutfundan almıştır. Hiçbir kişi veya kurum Yüce Allah’ın insanlara bahşetmiş olduğu temel hak ve hürriyetleri engelleme gücüne sahip değildir. Bu temel hak ve hürriyetleri engellemeye çalışan olursa, er yada geç Allah’ın tokadını yiyecektir, tıpkı şimdi olduğu gibi!

 

Cumhuriyetin foyası ortaya çıkınca, bu açığı kapatmak için ‘’Kürt Açılımı’’ lafı telaffuz edilmeye başlandı. Fakat çok geçmeden bazıları cumhuriyetin üniter yapısından, korunmasından bahsedince hemen laf değiştirip buna ‘’Demokratik Açılım’’ adını verdiler. Yine çok geçmeden bazıları cumhuriyetin temel ilkelerini seslendirirken, hemen laf değiştirip buna ‘’terörle mücadele’’ adını koydular.

 

İyi güzel de kardeşim! Sen zaten yıllardır ‘terörle’ bölge halkı ile mücadele ediyorsun. Allah aşkına söyleyin, siz bu mücadelede bir arpa boyu kadar mesafe aldınız mı? Şüphesiz ki ‘hayır’, her geçen gün yara biraz daha büyümeye başladı ve kangren haline geldi. Şimdi kangren haline gelmiş bu yaraya neşter vurma zamanıdır. Aksi halde bu kangren ve açılımları komaya sokabilir. Zaten şu anda ‘açılımlar’ yoğun bakında gözüküyor.

 

Evet, lafla peynir gemisi yürümediği gibi, açılımlar da lafla veya bir iki ağlama sahnesi ile ya da bir iki gönül okşayıcı söylemle gerçekleşebilecek basit bir olay değildir. Olay, insanın insan gibi yaşaması, insanın; dinini, dilini, kimliğini, gelenek ve göreneğini hür iradesi ile seçmesi ve yaşamasıdır. Kısacası Yüce Allah’ın insanlara bahşetmiş olduğu hak ve hürriyetleri hiçbir engel ve baskı unsuru olmadan, insanın hür iradesi ile yaşamasıdır.

 

Hadi Kardeşim! Gelin, insanların hak ve hürriyetlerinin önünü açın, daha fazla Allah’ın işine karışmayın...

 

Abdullah Ataş / Yüksekova Ajans