Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Salât ve selam Tüm Peygamberlere, Peygamberlerin âline, ashabına ve onların yolunda yol almayı/almaya gayret eden Müslümanların üzerine olsun…

 

Bu ülkede yaşayan bütün grupların siyasi temsiliyetleri olduğu halde, bu ülkenin Doğu ve Güneydoğusu’nda yaşayan Müslümanların ne yazık ki, herhangi bir siyasi temsiliyetleri yoktur.

 

Bugüne kadar Müslümanların siyasi hiç oluşuma sahip olmamalarının çeşitli nedenleri vardır. Her şeyden önce Müslümanların tavrı ümmetin birlik ve beraberliğinin korunması taraftarı olmasından yanadır. –ki bugünde aynı hassasiyet devam etmektedir ve edecektir- Başta önemli bir nokta da; Müslüman Kürtlerin, Müslüman Türkleri din kardeşi olarak bilmeleri, tarih birlikteliğine inanmaları, kader birliğine inanmaları sonucu, Müslüman Kürtler din kardeşlerinden ayrılmayı veya onların oluşumlarına alternatif oluşumlar oluşturmayı aklının ucundan bile geçirmemişlerdir. Belirtmede fayda var, Müslüman Kürtler bugün de aynı hassasiyeti taşımaktadır ve taşımaya devam edecektir. Yeter ki; din kardeşleri olsunlar. Yani din kardeşliği lafta olmasın, özde olsun…

 

Resmi ideolojinin Türk İslam sentezciliği, Müslüman Kürtlere baskı ve asimilasyon politikaları sonucu, Kürtlerin bir kısmı solcu ve Marksizm peşine takılmasına sebep oldu. Solcu ve Marksizm peşine takılan Kürtler bugünkü mevcut siyasi oluşumlarını oluşturdular. Bu mevcut siyasi oluşum Doğu ve Güneydoğu’daki belediyeleri ele geçirerek hızlı bir şekilde kadrolaşmasını tamamladı. Bu siyasi oluşum buradan sağladığı rantla kendi propagandasını rahat bir şekilse yapmakta ve kendi tabanını günden güne ekonomik olarak güçlendirmektedir.

 

İslamı kendilerine referans olarak kabul eden Kürtler ise, herhangi bir siyasi oluşum oluşturmadıkları için, ciddi manada sıkıntılara uğramış ve hala uğramaktadır.

 

Aslında İslamı kendilerine referans olarak kabul eden Kürtler, bilgi birikimi bakımından kendi kadrolarını yetiştirmiştir. Fakat işin siyasi boyutunu geliştirmediği için, geniş kitlelere ulaşmamakta sesini duyuramamakta.

 

İkinci önemli nokta; kendi finans kaynağını yaratamaması sonucu yeterli düzeyde kitle iletişim araçlarında yararlanamamaktadır. Buda kendisi ile tabanı arasına iletişim kopukluğuna sebep olmaktadır.  Siyasi bir oluşumları olmadığından dolayı, caydırıcı gücü fark edilmiyor, yaşam tarzı fark edilmiyor, plan ve programları fark edilmiyor.  Bilim, kültür, eğitim, sağlık, ekonomik ve diğer alanlarda neler getireceği, neler götüreceği fark edilmiyor. Kısacası her şeyi teorikte kalıyor. Teorik bilgilerini pratiğe dönüştürmede çok hareketsiz kalıyor.

 

Tabi biz bunları söylerken, yıllardır canla başla, mücadele ve gayret veren, bu yolda varını yoğunu ortaya koyan, Müslüman ağabeylerimizin, kardeşlerimizin gayretlerini unutmuyoruz. Yine bu yolda kurulmuş olan, hayır ve yardım kurumlarını, derneklerini, sohbet halkalarını ve Müslümanların diğer çalışmalarını büyük bir çalışma olduğunu görüyoruz. Fakat biz bunların yeterli olmadığını, bu misyonun büyük kitlelere ulaşması gerektiğini, herkesin daha fazla gayret etmesi gerektiğini, herkesin üstüne düşeni yapması gerektiğini söylemeye çalışıyoruz.

 

Hemen söylemeliyim ki; böyle önemli bir konuyu, iki kelimeyi bir araya getiremeyen benim gibi birinin yazacağı bir konu değildir. Bu konu Müslümanların bağrında yetişen, konuyu en ince noktasına kadar vakıf olan Âlimlerimizin, Seydalarımızın anlatacağı, gündeme getireceği ve tartışacağı bir konudur.

 

Gayret müslümanların, takdir Allah’ındır. Selam ve dua ile kalın…

 

 

 

 

Abdullah Ataş / Yüksekova Ajans