Bu günlerde yine sınıra yerleştirilmek üzere, "terörle mücadele" amacı ile özel birliklerin kurulmasından bahs ediliyor. Bu birlikleri kuracak olanlar, neyi amaçlıyor bilmiyorum ama bazı olayları hatırlamaktan ve hatırlatmaktan kendimi alamadım.

 

Her seferinde gerilere gitmek zorunda kalıyoruz, ne yapalım gelişmeler bizi buna mecbur kılıyor.

 

Bizler, Müslüman Kürd halkı, bu özel durum ve birliklere, mahkeme ve darağaçlarına, hapislere ve sürgünlere alışığız. İttihat ve Terraki zihniyeti bu topraklara hâkim olup, sözde cumhuriyeti kurduktan sonra başımızdan bu özel durumlar hiç eksik olmadı.

 

Şeyh Said kıyamı ve kıyam sonrasında özel diyebileceğimiz şark istiklal mahkemeleri kuruldu. Bu halkın rehber ve önderleri darağaçlarında sallandırıldı. Sallandırılmayanlarda sürgünlere gönderildi. Uzun yıllar boyunca bu halk öndersiz ve rehbersiz kaldı ama bu halk kendi hak ve hukukunu istemekten vazgeçmedi. Ne yazık ki bazen bu halktan bir kısmı, hak talebin bulunurken (bu gün olduğu gibi) önder kılıklı, gövdesi beş para etmez, mensubu olduğu halka karşı olabildiğince zalim, düşman bildiklerine karşı zillet gömleğini giymiş birilerinin peşine takılabildi.

 

Sonra çıkardığınız özel emirlerle Kürdistan’ın dağ ve taşlarını dahi kana boyadınız. Öldürdünüz de öldürdünüz. Kadın, erkek, çocuk, ihtiyar demediniz. Bu halk haklı isteklerinden vazgeçmedi.

 

Bu halkın dinine ve diline yasaklar koydunuz, bu halk direndi ve direndi. Ne dilinden ne de dinini öğrenip yaşamaktan vazgeçti. Birileri çıktı bu halkın kurtuluşu adına onlardan bir kısmını önce dinine düşman etti.

 

Sonra özel mahkemeler olan devlet güvenlik mahkemeleri geldi. Bu mahkemeler de on binlerce insanı yıllarca hapishanelere kapattı. Zulum üstüne kurulu düzen devam etsin diye, yüz binler acı içinde yaşadı. Ama bu halk, haklı isteklerinden vazgeçmedi. Şimdi de ağır ceza mahkemeleri, onların görevini devir almış durumda.

 

Sonra cezaevlerinin tipi arttı da arttı. En son tabut olarak adlandırılan F tipi cezaevlerini yaptırdınız ve binlerce insan hala bu ceza evlerinde tutuklu bulunmaktadır. Çekilen bütün sıkıntılara rağmen bu halk, haklı isteklerinden vazgeçmedi.

 

Sonra bu tutuklulardan bir kısmını özel bir statüye tabi tutarak, ailelerinden uzak yerlere, hiç sebep yokken sürgün ettiniz. Zaten zor olan hayatı daha da zorlaştırdınız. Ama bu halk, haklı isteklerinden vazgeçmedi.

 

Uzun yıllar, bu halkın yaşadığı bölgelere olağan üstü hal uyguladınız. Her fırsatta bu halktan, kadın erkek çocuk ihtiyar herkese zulmettiniz. Hatta yapılan zulüm dağa taşa ve hayvanlara dahi isabet eti. Bir kısmı evini, barkını köyünü terk etti, büyük şehirlerde perişan oldu. Bir kısmı da Avrupa ülkelerine sığınmak zorunda kaldı. Her ne kadar kurda kuşa yem olanlar oldu ise çoğunluğu haklı davalarından, hak taleplerinden vazgeçmedi.

 

Sonra özel bir birlik olan Jitemler kuruldu. Bu haktan binlerce insan, faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Bu halktan bir kısmına pislik yedirildi, bir kısmının kemikleri hala bulunamadı. Bir kısmı da ceza evlerinde,  odalarında öldürülerek, intihar süsü verildi. Ama bu halk, hak taleplerinden ve haklı isteklerinden vazgeçmedi.

 

Sonra bu halkı şucu bucu diye adlandırdınız ve bunlardan en tehlikeli olanlarına karşı özel ekipler kurdunuz. Gecenizi ve gündüzünüzü bu insanların takibine verdiniz,  bir kısmını işbirliğine zorladınız, bir kısmını en adi işlere bulaştırdınız. Bu halk haklı isteklerinden yine vazgeçmedi.

 

Evet, bu saydıklarım yapılanlardan deve de kulak olanlar bile değildir. Yapılanların tamamı yanlıştı, yanlış işlemden doğru çözüm çıkmaz. Bu yanlışlar halkımıza çok zarar verdi. Bir kısmı kurtarıcı olarak gördüğü mülhit örgütlerin kucağına düştü. Bu örgütler bu halkı kendi kirli çıkarlarına alet etti. Devletin öldürdüğü kadar insan, bu örgütler tarafından da ajan, işbirlikçi yaftası ile öldürüldü gitti. Bir kısmı ise hala yâd ellerde, vatan hasreti çekmektedir.

 

Eğer yukarı da saydığımız yanlışlar çözüme götürseydi, bu halkın tamamı ile yok olması gerekirdi. Ama bu halk yok olmadı. Kuracağınız son özel birliklerde hiç bir çözüm getiremeyecek, demeyeceğim. Belki kısmen etkili olacak ama bu halkı çıkarlarına alet eden mülhit örgütlerin ekmeğine yağ sürecek ve ömürlerini biraz daha uzatacaktır. Belki Kürd halkının bir kısmı kurtarıcı diye yılanlara sarılmaya devam edecek ve Türk halkından bir kısmı vatan, millet hikâyeleri ile derin odakların amaçları için kanlarını boş yere heder edeceklerdir.

 

Peki, doğru olan nedir. Açık ve net olarak bu halkın İslami ve insani isteklerinin önünü açmaktır. Sizler bunu yapmadıkça, hak talepleri devam edecek ve bu coğrafyada anneler, ağlamaya devam edecektir. Bu özel birlikler, açılım sürecinden kesinlikle sapma olup, kandan beslenen derin odakların ve mülhit örgütlerin tuzağına düşmektir. Akıllıca olan askeri tedbirler değil, yapılan yanlışlardan dönmek ve süreç boyunca kafatasçı ve kandan beslenen zihniyetlerin gürültü ve tahriklerine pabuç bırakmamaktır.

 

ABDULLAH BAĞRIYANIK