Allah’u Teâlâ, Maide süresinde, adam öldürme ile ilgili olarak ''...Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir kişinin hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur...'' (Maide-32) buyurmakta ve insan hayatına verdiği önemi belirtmektedir. Bizde okuduk, duyduk ve “ya Rab senin kutsal gördüğünü biz de kutsal gördük” diyoruz.
Şimdi cinayet ve adam öldürme kelimeleri üzerinden, Müslüman Kürd halkına, Hizbullah cemaatine saldıranlara gelelim ve bazı durumları belirtelim. (Kesinlikle insan hayatını, Rabbimizin buyurduğu gibi kutsal gördüğümü belirtmek isterim.)
Onlar Hizbullah’a karşı, aynı cephede buluştuklarıiçin bende onları ayırmadan “Day-yeğen” olarak işleyeceğim..
Dersim katliamlarınıne Şeyh Sait, ne de Hizbullah yapmıştır.
Ha keza, Geliyé Zilan katliamını da, Hizbullah yapmamıştır.
Köyleri, içindekiler ile birlikte Hizbullah yakmamıştır.
On yedi bin olarak söylenen faili meçhul cinayeti de, Hizbullah işlememiştir.
Devlet ile PKK çatışması esnasında öldürülen kırk bin insanın faili de, Hizbullah değildir.
Hizbullah, hiç kimseye karşı kimyasal gaz kullanmamış, hiçbir köyü yakmamıştır.
Hizbullah, hiç bir aileyi küçük, büyük ayırmadan ortadan kaldırmamış, bebeklere kurşun sıkmamıştır.
Hizbullah, hiç kimseden zorla evladını almamış, dağ başına götürmemiş yâda zorla askerlik yaptırmamıştır.
Hizbullah, hedef ayırmaksızın sokakları, çarşıları bombalamamış, rastgele insan öldürmemiştir.
Ve Hizbullah, elinde silah olarak dolaşmamakta ve herkesin bildiği gibi yaklaşık on yıldır, tüm tahriklere rağmen metanetle, hareket etmektedir.
Hala yer altından çıkan ve ancak DNA testleri ile kimlikleri tespit edilebilen insanların katili de, Hizbullah değildir.
Hizbullah’ı cinayetle suçlayanlar hala ellerinde silah taşımakta, cinayet işlemeye devam etmekte, polis 10-15 yaşlarındaki çocukların başına, silah dayamaktadır.
“Dayı-yeğen”lerin hadlerini çok aştığı bir zamanda, Hizbullah kendisini ve taraftarlarını savunmak için silahını ateşlediğini söylemiştir.
Şimdi soruyorum sizlere ey ehli vicdan sahipleri!
Malına göz konulduğu zaman, insanların nefsi müdafaa etme hakkı yok mudur?
Seni korumak üzere, senden vergi alan devletin kolluk kuvvetleri, haysiyetini kaybettiği zaman, “Şütçü İmam” misali şerefli insanların haysiyetini korumak adına savunmaya geçmesi kadar dah doğal ne olabilir.
İslam’ın hayattan silindiği ve izmlerin hayat tarzı olarak dayatıldığı zamanlarda, onurlu insanların kendini korumak istemesi ne zamandan beri suç oldu.
Ailelerin toptan yok edildiği zamanlarda, hamiyet sahiplerinin ailelerini korumak üzere harekete geçmesini hangi akılla eleştirebiliriz.
Devletin kolluk kuvvetlerinin her türlü fuhşiyatı, eşreften esfele tenzili rütbe etmiş mahlûklar aracılığıyla yaymaya çalıştığı zamanlarda, ehli namusun vazifesi nedir sizce?
Çete liderlerinin, derin odakların desteğiyle halkın çocuklarına pis işler için el attığı zamanlarda, nesli koruma endişesi olanlar ortamı çeteler mi bıraksalardı?
Buyurun şimdi Hizbullah’ı yargılayın…
Abdullah Bağrıyanık