Benimkisi bir komplo teorisi olarak da algılanabilir. Saçma bulanlar da olabilir. Ben yine de aklıma gelenleri söyleyecek ve şüphelendiğim şeyleri yazacağım. Varsın yanılan ben olayım.
Mit PKK görüşmelerinin basına sızdırılması; devletin nezdinde "terörist başı" olarak adlandırılan şahsın "sayın payesini" alması; tırmanışa geçen saldırılar ve masum sivillerin hedef haline gelmesi; en son Başbakanın yaptığı çağrı ve bazı kimselerin kurtarıcı olarak Abdullah Öcalan’ı göstermesi; beni düşüncelerimi yazmaya sevk etti.
Hakan Fidan'ın PKK ile yaptığı görüşmede sarf ettiği şu sözlere bir bakın "Orada Sayın Öcalan’la iki saatten fazla bir görüşmemiz oldu,odasında. Üç kişiyiz, baya uzun ve verimli bir görüşme oldu. Kendisinin sağlık durumu oldukça iyi. Zihni fevkaladeden iyi çalışıyor. Artikülasyonları oldukça sağlıklı. Konuları karşılıklı tartıştık. Tabi verdiği cevapları sürekli siyasi tahlilden geçirerek olaylara yaklaştığı için biz de siyasetin ve şu anda hizmet etmekte olduğumuz siyasetçinin ne düşünmekte olduğunu elimizden geldiğince aktarmaya çalıştık..." Hakan Fidan bu sözleri Başbakanın özel temsilcisi olarak sarf ediyor.
Başka bir yerde ise aynen şu sözleri sarf ediyor sayın özel temsilci "Hapishanede geçen on senenin ve okumanın verdiği çok ciddi bir transforme edici gücü var. Zihinsel manada çözümleme manasında onu görüyorsunuz. Ve tabi yıllar boyu belli olayları yaşamış, belli noktalara gelmiş, belli dersleri çıkarmış. Şimdi bulunduğu yerden çok daha sağlıklı, çok daha objektif, çok daha nesnel, var olan sıcak şartlardan etkilenmeyen çözümlemelere ulaşıyor. Bunu sürekli satır aralarında felsefi olarak görmek beni memnun etti. En azından orada geçen süre gerçekten verimli bir süre olmuş..."
Bir de Şerafettin Elçinin Kanal 7’deki sözlerine bakalım, özetle şöyle diyor " Öcalan'ın hem Kürdler hem de örgüt(PKK) üzerinde en etkili kişi olduğu, Devletin, Öcalan'ın bu durumunu faydaya dönüştürmesi gerektiği ..."
Bu iki örneğe bakın, Kürd sorununun çözümünde yegâne anahtar: Öcalan. Başka bir seçenek yok, başka kimse yok?
Bir halkın haklarını, istek ve sorunları bir kişiye bağlanıyor farkın da mıyız?Fikir ve ideolojisi ile yaşam şekli ve inancı ile yüz seksen derece bize zıt olan bir kişi; bizim adımıza, neyi isteyip neyden vazgeçeceğimize karar verecek?
Peki, İslami STK’larımız ve Hizbullah Cemaati? STK’lar polis ve mahkemelerin gazabına uğrarken, Hizbullah cemaatinin zindanlardaki mensupları bile bölgeden uzaklaştırmaktadır. Yani hem İslami STK’larımız hem de Hizbullah Cemaati muhtemel çözümün dışına itilmektedir. Bir yandan Başbakan da Müslüman Kürdleri yardıma çağırarak (bana göre) hareket alanlarını kısıtlama yoluna giderek, kazandıkları halk desteğini kırmaya çalışmaktadır ki, ben bilinçli ya da bilinçsiz yapılan bu çağrının olumsuz bir etki yaratacağı kanaatinde değilim.
Yaşanan çatışmalar ne ile açıklanabilir sorusuna ise: PKK öyle bir örgüttür ki; bir gram şeker uğruna bin gram şeker kamışını çiğnemekten kaçınmaz. Yani elde edeceği en ufak bir menfaat karşısında (PKK’nın menfaatinden bahsediyoruz) binleri hatta on binleri satmaktan, feda etmekten çekinmez. Elde edilecek azıcık çıkar uğruna binlerce on binlerce Kürdün kanı dökülmüş ne PKK’nın ne de Öcalan’ın umurunda değildir.
Yapılan hesap bu; çatışmalar yoğunlaştıkça kayıplar arttıkça, Öcalan’ın ehemmiyeti kamuoyuna pompalanacak ve en sonunda Abdullah Öcalan’a buyurun denilecek. Abdullah Öcalan’ın deyimi ile önü açılacak. Belki de kahraman olarak ilan edilecek.
Sonra Öcalan’ın masalları yıllarca okunacak, okutulacak, belki de kendisine bir orman çiftliği (orman yapılmaya başlandı, çiftlik sonraya bırakıldı herhalde) yapılacak, hakkında koruma kanunu bile çıkarılacak.
Umarım ben olayları okumada hata ediyorum. İşin doğrusu kazın ayağının her zaman göründüğü gibi olmadığını da öğrenmiş bulunuyoruz. Bu da benim komplo teorim olsun.
(Abdullah Bağrıyanık)