Kesin olan bir hakikat, ölüm! Çoğu insanın hatırlamak istemediği ve anmak istemediği bir hakikat, ölüm! Zalimin de evine uğrayan, mazlumun da evine uğrayan hakikat. Fakiri de unutmayan zengini de unutmayan hakikat. Çoğu zaman yüzleri ekşiten, tebessümleri hüzne çeviren ölüm!
Şüphe yok, kaçacak yer yok, geliş günü ve saati belli olmasa da geleceğinde ne mümin ne de kâfir hiç kimsenin şüphe etmediği acı gerçek.
Nerden çıktı diye sormayın. Ehli iman herkesin hatta her insanın zihnini meşgul eden bu hakikat, nerden çıktı diye sorulmaz zaten.
Bulduğu bütün fırsatlarla kendini hatırlatıyor zaten. Biz ölümü ne kadar uzak görsek de o daima ensemizde olduğunu hissettiriyor. Bize “senin de sıran gelecek” diyor.
Her gün etrafımızdan uzak ya da yakın diyarlardan, tanıdıklarımızdan ve tanımadıklarımızdan, yakın ve uzak akrabalarımızdan birileri ölüm denen ve adı acı bir şurubu andıran zorunlu davete icabet ediyor.
İşte bu ölümler kimilerinin azgınlıklarını artırıyor. Daldıkları sefahat çukurlarında daha da derinlere dalıyorlar.
Kimileri ise ölümlerden ibret alıyor. Varsa yanlışlarından vazgeçiyor. Eksiklerini ise tamamlamaya çalışıyor. Geldiği zaman ölüm denen hakikate Allah’ı gazaplandıracak bir halde yakalanmamak için.
Tabi ki mümin olsun kâfir olsun dünyaya gelen herkesin bazı hayalleri, bazı emelleri vardır. Sahip oldukları ve sahip olmak istedikleri vardır. Övündükleri ve imrendikleri vardır. Güvendikleri ve bel bağladıkları vardır.
Van da meydana gelen deprem aslında hiç bir şeye sahip olmadığımızı, bizlere yine gösterdi. Aslında güçlü değil, ne kadar da acizmişiz. Bir sarsıntı, zelzele; varımızı, sevdiklerimizi, hayallerimiz alıp götürüyor.
Çağrılarımız cevapsız, güvendiklerimiz çaresiz kalıyor.
İbret almaya çalışıyorum yaşananlardan ve kendimi düşünüyorum. Sırası gelenler gitti. Her biri bir şekilde… Hastalananlar bir bakıma daha şanslı geldi bana, belki ölüme hazırlık imkânları oldu diye böyle düşünüyorum. Kimileri trafik kazalarında kimileri ise Van depremin de olduğu gibi birlikte gittiler ölüme.
Hayallerini, sevdiklerini, dar gün için sakladıklarını, güvendiklerini... Hepsini bırakıp gittiler.
İmtihanlarını başarı ile geçmiş olmalarını diliyorum hepsinin de.
Acaba benim ölümüm nasıl olacak diye düşünüyorum. Ani bir ölüm mü? Kelime i Şahadet’i son nefeste söyleme imkanım olacak mı?. İmtihanı başarı ile geçme saadetini bulacak mıyım?
Günahlarımın çokluğu, salih amellerimin hiçliği boynumu bükerken, Allahın rahmetinin büyüklüğü beni ümitlendirmektedir.
Allah’ım senden gafil kalarak hesap yapanlardan eyleme beni. Ne varsa sende var, veren sen olduğun gibi hakiki malik de sensin. Genişlik ve darlık zamanlarında senden gafil olmaktan sana sığınıyorum ve ancak benden razı olduğun bir halde sana ulaşmak istiyorum.
Aynen ayette denildiği gibi "Her nefis ölümü tadacaktır" ve muhakkak bir gün biz de ölüm denen gerçeği tadacağız. Uzak görmeyelim, yakın görelim ki başkalarının ölümleri bizlere nasihat olsun. Yanlışlarımızı gecikmeden doğrultalım ve eksiklerimizi tamamlamaya çalışalım.
Rabbimizin huzuruna onu razı etmeye yönelmiş bir kalb ile çıkmaya çalışalım.
(Abdullah Bağrıyanık)