İnsanın bir hedefi olunca hedefine doğru usulca yürümeli ve hedefine doğru usulcana yürürken, kendine destek olacak kimselerin sayısını olabildiğince arttırmaya çalışmalı, kendine cephe alacak kimselerin sayısını da olabildiğince azaltmalıdır. Hele bu yol sünnetüllah gereği zorlu bir yol ise, engebeli ve düşmanların sayısı zaten fazla ise, daha fazla engel ve düşman aramanın bir manası yoktur.
Düşmanları arttırmak ve yolda gördüğü herkesi düşman olarak sınıflandırmak; gereksiz zaman ve enerji kaybından başka bir şey değildir.
İşte bundan dolayı PKK ve bilumum uzantıları hakkında ben şahsen yazı yazmak istemiyorum. Ancak ne yazık ki hal ve hareketleri karşısında; gerçek yüzlerini, hala onları kurtarıcı ve Kürd halkının haklarının savunucusu olarak gören insanlara anlatmak için zaman zaman yazmak zorunda kalıyoruz.
Bahsettiğim hareketler; Amed’de yaşanan kundaklama ile beraberindeki darp olayı ve T.C’nin zulmünden dolayı, terki diyar olan bir kardeşimizin, yapılan ihbar sonucu Hollanda makamları tarafından tutuklanması olayıdır.
Vicdan sahibi olan herkese soruyoruz, bir halkın temsilcisi iddiasından bulunana bir örgüt aynı halktan aynı ırktan bir şahsı, sözde mücadele ittiği sisteme ihbar etmekle ne kazanacak? Eğer gerçekten PKK zihniyeti Kürd halkının haklarını savunsa idi, düşüncesi ne olursa olsun bir Kürdün TC’nin zindanlarına girmesini istemez ve ihbarcılık gibi Kürd halkının nezdinde en adi suç kabul edilen bir işi yapmaz idi.
Vicdan sahipleri düşünsün, Hollanda’ya iltica talebinde bulunan ve daha önce uzun yıllar cezaevinde yatmış birinin, cezaevine tekrar girmesi PKK zihniyetine ne yarar sağlayacak?
Biz bunların derdinin Kürd halkı olmadığını zaten biliyoruz.
Ajan yaftası ile öldürdüğü Kürdün sayısı binlerle ifade edilen sözde Serok özde Ödlek Abdullah Öcalan yakalandığı gün, daha ayaklarını yere basmadan, dayılarına olan hizmet aşkını ilan etmemiş miydi? Onun erokları da bugün Avrupa ülkelerinde mülteci olarak bulunan müslümanları, haber ajansları ile ihbar ederek sözde Serok özde Ödlekin erokları olduklarını ispat etmeye alışıyorlar.
Başkaları böyle bir şeyi yapsa malum zihniyetin tüm enstrümanları, “ajan işbirlikçi şarkıları” çalmaya başlar. Bu zihniyet her şeyi kendine caiz, başkalarına ise yasak olarak görür. Aslında ihbarcılık gibi adi bir meslek ancak Öcalan zihniyetine yakışır.
Daha önceleri de Müslüman Kürd halkına karşı, Kemalist orduya güçlü sinyaller yollamış ve Kürd coğrafyasında kendilerini laikliğin garantisi olarak görmüş, kendilerine el uzatılmasını istemişlerdi.
Umarım; Hollanda hükümeti iltica talebi ile gelmiş bir mağduru PKK zihniyetinin ihbarı ve TC polislerinin yalanlarına kanarak iade etmez. Biz hala TC polisinin yalanlarına inanmayacak adil hâkimlerin Avrupa’da yaşadığına inanıyoruz.
PKK zihniyeti de şunu bilmeli ki; sizin bu ihbarcı tavrınıza hiç kimse, aferin demeyecek ve bu tavır size hiç bir şey kazandırmayacaktır.
İhbar ettiğiniz Müslüman insanların davaları ve dünya görüşleri Kürd halkının yaşadığı her ama her yerde büyüyüp gelişmeye devam edecek, bu kutlu davanın etrafında Kürd halkı gün be gün daha çok kenetlenecektir. Sizin ihbarlarınız ise Müslüman Kürdün değil sizin işbirlikçi oluşunuzun apaçık bir kanıtı olacaktır.
Daha söyleyeceklerim çok ama ben PKK ve zihniyetinin yaptıklarını tekrar etmek gereksizdir.
Selahaddin Eyyubi’nin zamanında bir emir için söylediği bir sözü günümüze uyarlayarak yazımı bitirmek istiyorum. "Bana hangi örgütün kötülüğünden söz ettilerse onun daha az kötü olduğunu gördüm PKK ve zihniyeti hariç, bu örgüt anlattıklarından da kötüymüş..."
(Abdullah Bağrıyanık)