Tüm İslam aleminin malumu olduğu üzere Kurban Bayramına sayılı günler kaldı. Hacı adaylarının mübarek topraklara gitmeye başlaması ve yoğunlaşan kurban kampanyaları, bayramın yakınlaştığını daha çok hissettirmekte, müslümanların misafir, muhacir ve işçi olarak bulunduğu Avrupa ülkelerindeki gayri müslimler bile sordukları “Bayram hangi gün?” “Koyun kesecekmisiniz?” gibi sorularla bayrama yaban durmadıklarını göstermektedirler.

Kurban kesimi ibedetini yerine getirmek isteyen müslümanlara bu ibadetlerini yerine getirmede kolaylık sağlamak isteyen, vekaleten onların kurbanlarını kesmek isteyen hayır kurumlarının varlığı da herkesin malumudur. Bunlardan bir kısmı cemaatlere bağlı bir kısmı da bağımsızdır. Herkeste bu hayır yarışında en büyük payı almak için yarışmaktadır.

Bu hayır kurumları özellikle cemaatlere bağlı olanlar kurumlaşmışlardır.Bunların çoğu kendi cemaatlerine mensup olanlar dışındaki müslümanlardanda kurban parası almaya çalışmaktadırlar. Kendi cemaatlerine mensup olanların ise başka yerlere vermemesine özen göstermektedirler. Biz bunda garipsenecek bir şey görmüyoruz. Dediğimiz gibi bu bir hayır yarışıdır. Kim ne kadar çok çalışırsa payı da o kadar büyük olur.

Bu konuya değinmemizin nedenine gelince. Her kesin malumu devlet gibi bir siyasi oluşumdan mahrum bırakılan Müslüman Kürt’ler; coğrafi bakımdan parça, parça oldukları gibi, Kurban toplama işinde de organize olmuş bir yapıdan mahrumdurlar.

Bundan önce Kürd halkı adına bu işi yapacak kurumlaşmış bir yapı olmadığından, başka halkların kurumlaşmış yapıları Avrupa’daki Kürd’lerin verdiği kurbanlarıd a toplayarak kendi faaliyet alanlarında dağıtıyorlardı. Bu da asıl madden ve manen bu kurban etlerine muhtaç olan bölge halkına ulaşmamasına neden olmamak idi. Dolayısıyla bu verilen kurbanlar niyet olarak hedefine ulaşsada, kurban etleri, kurbannın asıl amacına ulaşamamaktaydı. Kurbanın toplum üzerinde bıraktığı olumlu tesir gereği gibi yerine gelmemekteydi. Zira bilindiği üzere Kurdistan insanı hem maddi olarak daha mağdurdur hemde son 30’a aşkın yıldır yoğun bir şekilde islami olmayan ideolojilerin bonbardımanı altında kendilerinden olan kendi bağırlarından çıkmış olan müslüman yapılardan uzanan islamın eline ihtiyaçları vardır.

Bu noktada; malum olduğu üzere Kürdistan’da, yerli halkın içinden çıkmış, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın temel taşları olan sivil toplum kuruluşları oluştu. Bu sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumları kısa geçmişlerinde yaptıkları işlerle bu alanda söz sahibi olduklarını göstermişlerdir. Mesela bunlardan MUSTADAF-DER ve UMUT-DER geçtiğimiz ekim ayında kurban kampanyalarını başlattılar ve bir yazılı açıklama ile halka bunu duyurdular.Yani şu an kürdistanda müslüman kürd halkı adına kurban ibadetlerini kalp huzuru ile yerine getirmelerini sağlayacak ve muhtaçlara ulaştıracak kurumlaşmış bir yapı vardır. Müslüman Kürd halkının vatanlarında bu görevi yerine getirecek kurumsallaşmış bir yapıları artık mevcuttur. İnanıyorum ki müslüman kürd halkı kurbanını verirken kime verdiğini hassasiyetle araştıracak ve bunun kendi bağrından çıkan bir kurum olmasına dikkat edecektir. Bu kurumlarda görev ve sorumluluklarının bilinci ile bu görevlerini layıkı ile yerine getireceklerdir.

Yurd dışındaki Müslüman Kürdlere gelince, beni asıl düşündüren onların durumudur. Ne yazık ki onların Avrupa’daki geçmişi(en azından yasal olarak teşkilatlanma geçmişi) fazla uzun değildir. (Sahibsiz/ ümmetin yetimi olmanın dezavantajları her yerde karşımıza çıkıyor.) Müslüman Kürd Avrupa’ya geldiğinde diğer halklardan müslümanların kurumlaştığına, Kürd Halkının yine parça, parça olduğuna bir kısmının din adına ne varsa herşeyi bıraktığına diğerlerinin de başka halklara yamalandığına şahid oldu.

Elhamdulillah yine gözlemliyoruz. Bir çok Avrupa ülkesinde bu hakın kurumlaşmasına yönelik adımlar atılmakta ve müslüman kürd halkının dini ve kültürel hayatını muhafaza edip yaşatacağı dernekler, camiler kurulmaktadır. İnşallah gelecek günler daha da iyi olacak. Kürd halkı her konuda olduğu gibi her yerde diğer halklar gibi kurumlaşacaktır.

Kurban toplama işini Avrupa ülkelerinde müslüman kürd halkı adına, işte bahsi geçen bu dernekler ve camiler tüzüklerine uygun olarak yapmakta, yapmaya çalışmaktadırlar.

Ne yazık ki ben şahsen bu çalışmaları yetersiz görmekteyim. İmkanların azlığını biliyorum. Gönül isterdiki diğer cemaat ve yapıların yaptığı gibi ramazan bayramından itibaren bu süreç başlatılsın ve kurban bayramı yaklaştıkça yoğunlaştırılsın. Kurban bedelinin belirtildiği, kesimyerlerini ve şeklini beyan eden bilgilendirici broşürler basılsın. Öncelikli hedef kitle olarak müslüman kürdlere ulaşılsın ve onların adına bu görevlerini yerine getirecek bir yapının varlığından haberdar edilisin. İnanıyorum ileride avrupa çapında bu işe öncülük edecek halkımızın bağrından çıkmış yapılar olacaktır. Böyle bir yapı oluşana kadar bahsi geçen cami ve derneklerin bu hususta daha dikatli olmaları en azından cami cemaatlerini ramazan bayramından itibaren bu konuda bilgilendirmeleri gerekmektedir.

İşin doğrusu islamın kardeşlik anlayışına rağmen, kürd halkını yok sayan, bu halka yan gözle bakan, kürdün açtığı fırından ekmek alması için bile başka ırkın adını yazmasını bekleyen, kendilerine aid basın yayın organlarında müslüman kürtleri aşagılayıp derin yapılarla ilişkilendiren yapıların, daha sonra gelip bu halkın kurbanlarına talib olması beni rahatsız etmektedir. Her konu da olduğu gibi kurban konusunda da kürd halkının temsilcilerinin onlardan olmasını istiyorum. (en azından müslüman kürd halkı bu konuda kurumlaşana kadar). İnanıyorum ki müslüman kürd halkı Avrupa’da da bu konuda hassasiyet gösterecek ve kendi bağrından çıkmış kurum ve kuruluşlardan yana tavrını koruyacaktır.



Abdullah Bağrıyanık