Aç devenin yemek kabına hücum ettiği gibi ahir zamanda dünya milletleri üzerinize hücum edecektir” dediği zaman peygemberimiz(s.a.v) Sahabe-i kiram sorar; “ Ya rasulullah biz o zamanlarda  az mı olacagız  ki; Hayır  siz  o gün daha da fazlasınız, suyun önünde giden  çer-çöp gibisiniz. Allah o gün “vehn”’i kâfirin  kalbinden alır sizin kalbinize yerleştirir. “Vehn” nedir? Ya rasulullah derler. “Vehn” ; Dünya sevgisi ve Ölüm korkusu.    Ebu Davud’daki bu  hadiste,Allah rasulu; iki kelime ile özetlediği mesele, bugün dünya  üzerinde uluslar arası devletlerin startejisini oluşturmaktadır. Önce  şu konuya bir açıklık getirelim.

Kasası, tasası yerinde olan birisi, yazın yazlık’da, kışın kışlık’da, bir eli yağ’da bir eli bal’da, sıcak sudan soğuk suya girmeyen bir el ve altında krallara layık bir jeep ya da başka birşey…..Böyle bir insan sizce  ölmek ister mi? Hayır, yumuşak döşekten ve sıcak yorga’nın içerisinden kalkamayan bir nesil bunları asla düşünmek dahi  istemeyecektir. Yani, bir insana korkuyu musallat etmek isterseniz, önce onun refah düzeyini bir yükseltmek lazım, refah düzeyi yükselen bir insanın kalbi yönüde sağlam değilse, yani eğitimi yarım ve meselelerin de şuurunda değilse, eğilimlere hazır demektir.  Kalben bağlandığı elindekileri, kaybetmek istemeyen bu şahıs, kaybetmemek için neler vermez ki, yolculuğunu unuturak…… 
 
          İşte bugün Ortadoğu ve İslam dünyası üzerinde oynanalardan birtanesi  budur. Zifiri karanlıkta, ak sütün içerisindeki, ak  kılı seçme basireti gösterilmediği zaman bunlar anlaşılamıyacaktır. Şeytan bugün itibari ile sağdan yanaşmaktadır.   Radikalizmin yükselmemesi için, “ortadoğudaki insanların hayat seviyelerinin  yükseltilmesi lazımdır”, diyen İsraillin en tepesindeki şahıstır.  Şaşırdınız değil mi? Nasıl oluyorda, İsrail arab’ların  hayat seviyesinin yükselmesini istiyor.  Diğer taraftan,eğitimi daima yarım kalmalıdır, öğretici bir eğitim yapılmamalıdır. Daima  batıya  muhtaç halde bırakılmalıdır. Dün Amerika’nın mühendisleri ile yarışır halde olan mühendislerimiz, bugün okullarda adından bahsettiren bir mezuniyet duyamıyoruz…  

 

          Dünya üzerine baktığımızda, bütün dünya  milletleri, müslümanlar üzerine çullanmış gibi, nereye bakarsanız bakın  müslüman kanı dökülmektedir. Hangi birisini sayayım bilmiyorum, top  ve tüfekle yetmiyormuş gibi, bir de baş örtüsünden dolayı taciz edilen Avrupa’da yaşayan  müslüman kesimlerin hali. Psikolojik olarak orada yıpratılmaya çalışılmaktadır. Bir tarafta, el uzatılmayan Afrikalı Müslümanlar, diğer tarafta, unutulan Uygur Müslümanlar ve eğlence bataklarına saplanmış arab ülkelerinin onulmaz yaraları. Yediğimiz yiyeceklere varıncaya kadar, pusular kurulmuş. Dünya üzerine dağılmış müslüman ümmetin  başsızlık problemlerinin var olduğu açık bir şekilde gözükmektedir.

 

Demokrasi ve medeniyet getireceğim diye  Iark’a giren Amerika, binlerce ölüm, yetim ve tecavüzler, işkenceleri defterine yazdırarak, Afganistan tarafına geçmiştir. “Neden Afganistan ?... ileriki yazımızda bu konuyu ayrıntılı olarak ele alacağız.” O bölgeye gittiği günden beri, ölümler, kanlar,işkenceler ve bölge halklarının ızdırapları dinmek bilmez bir şekilde devam etmektedir. Nereyi tutsak elimizde kalıyor. “Batı felsefesinde,Alman felsefesinde, insanın  ilah olmaması için günah işlemesi gerek” zihniyetiyle hareket eden bir batı zihniyetin de, insan haklarından, merhametten ya da onunla benzer eşanlamlı şeyleri  konuşamazsınız.  İşte  tam bunlar  olurken, acı olan şey, şudur ki; Kasası,tasası yerinde olanlar,elindekileri kaybetmemek için, kımıldamıyorlar bile…. Sanki yatakda da olsa ölüm kendine gelmeyecek….Rahata tapanlar, rahatperesler hiç bir şeyde başarılı olamazlar. Karşımızdaki, sinsi düşmanlar  bunları bilmektedir. Tumturaklı sözler  hiçbir işe yaramamaktadır.

 

     İsrail mescid-i Aksaya giriyor  birkaç müslümanın haricinde seslenen yok. Türkistanda, müslümanlara olmadık işkenceler ve idamlar yaşatılıyor yine kımıldayan yok. Hala birileri camileri yıktırıp ,ezanlardan rahatsız olduğunu söylüyor, yine çıt yok. Peki biz  dünyada azmıyız ki, aksine daha da bügün fazlayız.  Bugün dünya nüfüsunun ,neredeyse  üçte birini Dünya  Müslümanları oluşturmaktadır. Peki neden hep ölen müslüman, dökülen müslüman kanı, çiğnenen müslüman namusu.

 

Ben söyleyeyim; “Rahata  tapma ve  ölüm korkusu”. Elindekini kaybetmeme korkusu. Yanlış anlaşılmasın ki, terk-i dünya yapılsın demek istemiyorum, ama eldekilere de kalben bağlanılmasın diyorum…Yolda konaklayan bir yolcu gibi olunduğu zaman, istediğin kadar  dünya malı yığabilirsin, mahsuru yoktur. Çünkü sağ elle gelen, sol elle çıkar, Mevlana misali….Sanırım  hastalığı anladınız. Biz bunlardan soyutlanmadığımız  müddetce  hiçbir zaman bir şey elde edemeyeceğiz. Kaybedecek bir şeyleri olmayanlar, ölümü sevecektir. Hayat seviyesi yüksek olanlar,bırakmak istemeyecektir. İşte tam buradan limana yaklaşılmaktadır. İşte buraya dikkat!....

 

    Bugün dünyada ki Müslümanları, yeniden  kendi kontrollerine almak için  metodlarını değiştirmişlerdir. Dün tanklarla  İslam ülkelerine saldıranlar, bugün üniversitelerimize, ekonomimize ve eğitimimize kısacası beynimize, düzenimize saldırmaktadır. Müslüman’a hayat hakkı tanınmamaktadır. Bunlar, yüzümüze gülünerek yapılmaktadır. Dünyayı şekillendireceğim diye, kendilerine uyumlu hale sokmak için her tarafta bugün ateş yakılmakatdır.

 

Bugün medeniyetten bahsedenleri izlerken aklıma Ömer Muhtar ve Libya,  Fransızlar tarafından Çad’da satırlarla doğranan İslam alimlerini hatırlıyorum, Çanakkale’den götürdükleri Türk esirleri, mısır’da olmadık işkencelere tabi tutan İngilizleri hatırlıyorum, Fransızlar tarafından, helikoptere bindirilerek binlerce yükseklikten aşagıya  atılan cezayir’li Müslümanları hatırlıyorum. Irak’ta ölenleri, hapishanelerde işkence altında kalanları, ortalığa saçılmış inci taneleri,ebeveynlerini kaybetmiş yetimleri hatırlıyorum.  Afganistanı,Uyguru, ve Avrupanın göbeğinde ki Bosna’yı hatırlıyorum, medeniyetin  beşiği(!) olarak gösterilen batı’yı hatırlıyorum. Medeniyet bu mu? İnsanlık bu mu? Hangi medeniyet?... Hangi insanlık?....

 

Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdârımıza!  

 

Tükürün: belki biraz duygu gelir ârımıza! 

 

Tükürün cebhe-i lâkaydına Şarkın, tükürün! 

 

Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün! 

 

Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere! 

 

Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere! 

 

Tükürün Elh-i Salibin o hayâsız yüzüne! 

 

Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne! 

 

Medeniyet denilen maskara mahlûku  görün: 

 

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

Haber Vakti