Zor ve sıkıntılı günlerdi. Büyük bir zindana dönmüştü yeryüzü. Her Mü’min suçluydu. Camiye gittiği için, bir iki çocuğa Kur’an verdiği için suçluydu. Hatta hiçbir şey yapmazsa da Mü’min olduğu için suçluydu. Ülkeyi sarmıştı korku bulutları. Bizi barındırma cesaretini yitirmişti anne ve babalarımız. Yakınlarımız değil evlerini açma, telefonumuza cevap vermekten ya da selamımızı almaktan bile korkuyorlardı. Hiç kimse bir ‘Müslümanla görüşme suçu’ işlemek istemiyordu.
Yakalanmak, zindana girmek fazla batmıyordu. Ancak işkenceler ürkütüyordu. Kimi Müslümanın aylarca işkencede kaldığı haberleri ulaşıyordu. Yapılacak bir şey yoktu. Onlar nezdinde suçlu da olsak, biz suç işlemediğimizi, onların suç saydığı davranışların İslami sorumlulukları yerine getirme çabasından kaynaklandığını biliyorduk.
Yakalanmamak için çabalarken aileyle bir telefon görüşmesi ele vermişti. Her Müslüman gibi bize de eziyet ettiler. Nihayet zindanda aldık nefesimizi. Aynı kumaştan üç kişi birlikte kalıyorduk. Batı illerinde bölgedeki zindanlardan farklı olarak değişik grup ve meşrepteki Müslümanlarla karşılaşma imkanı olduğu için yanımıza başkalarının gelmesi için hazırlıklıydık.
Kapımız çalındı. Yeni gelen birinin bizimle kalmak istediği söylendi. Yanımıza bırakıp ittiler. 35 yaşlarındaydı. Çeçen bir Müslümandı. Türkçesi zayıftı. Ülkesi farklıydı, ancak bizden biriydi. Adı Ömer’di. Ömer Murtazayev! O da bizim gibi bir davanın, bir idealin peşinde giderken buralara kadar gelmişti.
Gördüğümüz işkenceler ve kaybettiğimiz işlerimiz, ailelerimizin çektiği sıkıntılar birer işkence aleti gibi bize batmaya başlamıştı. Ancak bu Müslümanın umurunda değildi dünya. Biz sıkıntıları anlatırken o bize bakıp gülümsüyor “Allahuekber! Allah var, problem yok kardeş” diyordu. Nasihat ediyordu bize. “Davamız İslam’sa, neden üzüntü duyalım. Allah var ve biz de O’nun dini için çalışıyoruz. Varsın işkencelerle parçalasınlar bedenimizi. Varsın darmadağın olsun ailelerimiz. Allah için her türlü fedakarlığı göstermek zorunda değil miyiz? Kardeşlerim! Allah var, problem yok” deyip moralle dolduruyordu içimizi.
İçeriye neden düştüğümüzü sordu. Bir bir anlattık. Hizbullah’a üye olma suçundan yargılandığımızı söyledik. Çok sevinmişti buna “Hizbullah’a üye olmak ne kadar güzel bir suç! Siz Allah’ın partisine bağlısınız onun için de sizi zindana atmışlar! Ne mutlu size! Keyif edin buna, neşelenin! Allah partisine bağlı olmak en büyük şereftir Müslümanlar için!” dedi.
“Ömer kardeş! Sen neden buradasın dedim! Çeçenistan nere, İstanbul nere?” Güldü, geçiştirdi önce… “Bir şeyim yok” dedi. Vazgeçmedim. Sıkıştırmaya devam ettim. Anlattı derdini. Gencecik yaştayken Müslümanların işgalci Ruslara karşı açtığı cepheye katılmış. Birçok kez çatışmalara girmiş. Yanı başında çok sayıda arkadaşı şehid düşmüş. Yakınlarını şehid vermiş. Bir çatışmada ağır yaralanmış. Cephede tedavisi mümkün olmadığından bir yolunu bulan onu tedavi için Türkiye’ye göndermişler. Bir Hastahanede tedavi olurken kendisini öldürmeye gelen iki Rus ajanını fark etmiş. Onlardan önce davranıp her ikisini de öldürmüş. Yakalanıp zindana atılmış. Ailesi Çeçenistan’daydı. İrtibatı yoktu. Türkiye’de kimseyle irtibatı yoktu. Parası yoktu. Ancak büyük bir azmi ve sonsuz bir tevekkülü vardı.
Bağrımıza bastık Ömer’imizi. Elimizdekini paylaştık. Aynı davanın ve aynı idealin farklı cephelerinde mücadele eden insanlar olduğumuzu söyledik. Olumsuz bir durumla karşılaştığımızda içten gelen bir gülümsemeyle bize bakar, kırık Türkçesiyle “Üzülme kardeş. Allah var, problem yok” derdi. Sabır ve güven dolu duruşu ve bununla bizi donatışı zor olan zindanı evimize çevirmişti.
Birbirimize çok alıştık. Ancak bir müddet sonra Ömer kardeşimizi götürmeye geldiler. Vermemek için epeyce çabaladık. Ancak kabul ettiremedik. Bilecik’te yabancıların kaldığı zindana götürülecekti. Ağlayarak, gözyaşı dökerek vedalaştık. Gözlerini silen Ömer, “Üzülmeyin kardeşlerim! Allah var problem yok” deyip ayrıldı bizden. İrtibatımız devam etti. Sık sık mektuplaştık. Gelen her mektubunun belki on yerinde “Allahuekber! Allah var problem yok” ifadesini kullanıp bize moral veriyordu.
Nihayetinde Çeçenistanlı Ömer yedi yıllık cezasını tamamladı. Hastaydı. Hepatit C’ye yakalanmıştı. Buna rağmen ülkesine iade etmeyi kararlaştırılmıştı. Zindandaydık, bir şey gelmiyordu elimizden. Ancak bunun önlenmesi gerekiyordu. Sağa solda girişimlerde bulunduk. Aldığımız acıklı bir haber yıkılmamıza neden oldu. Ülkesine iade edilmesi için yabancılar şubesinde tutulan Ömer kardeşimizin hastalığı ilerlemiş ve orada vefat etmişti.
Derin üzüntüye boğulduk. Ancak ondan çok şeyler öğrenmiştik. Allah’ın dini için çalıştıktan sonra bütün dünya düşman olsa bize vız geliyordu. Ayrıca büyük bir miras bırakmıştı. Ömrümüzün sonuna kadar, hatta gelecek nesillerimize ulaştıracağımız değerli bir mirastı bu! “Allahuekber! Allah var, problem yok”
(Hürseda Haber)