Ne kadar kibirlensek, böbürlensek, büyüklensek de saltanatımız küçücük bir sallantıyla yıkılmaya, yerle bir olmaya mahkûmdur.
Nice kavimler, milletler, şehirler, beldeler, doğal afetlerle yıkılmış, yerle bir olmuş, tarih sahnesinden silinmiştir.
Gölcük Depremi, Japonya’daki deprem ve son olarak da Van Depremi insan saltanatının bir hiç mahiyetinde olduğunu bize göstermiştir. Büyüklenmenin, kibirlenip böbürlenmenin, bize hiçbir fayda sağlamadığını, bize gelecek olanı bizden uzaklaştıramadığını, yeryüzünde olduğu sürece insanın hayatının risk taşıdığını, sahip olduğu her şeyiyle birlikte güvende olmadığını ve hiç kimsenin yarın ve yarınlar için bir garantisinin veya güvencesinin bulunmadığını kanıtlamıştır.
Ayeti Kerimede Allah(cc): “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin. (İSRA SURESİ / 37)” buyurarak; bize alçakgönüllü olmamız gerektiğini ve kibirlenip böbürlenmemizin bize hiçbir fayda getiremeyeceğini bildirmiştir.
Küçücük bir sallantıya, bir su dalgasına, uğultulu bir rüzgâra karşı bile bir garantimiz ve korumamız olmadığını görmek ve bunu depremlerle tekrar hissetmek; aklımızı başımıza getirmeli ve bize acziyetimizi hatırlatmalıdır.
Açlığa, susuzluğa; yorgunluğa, uykusuzluğa dayanamayan bir bedene, her yiyeceği hazmedemeyecek bir mideye; bütün hakikatleri anlayamayacak ve her hakikati kaldıramayacak sınırlı bir zihne, bütün mesafeleri göremeyecek keskinlikte gözlere, bir iğne ucunun acısına dayanamayacak sinirlere, bütün sesleri duyamayacak ve seslere dayanamayacak kulaklara, … sahip oluşumuz acziyetimizin uçurumunu bize gösterir.
Acziyetimiz öyle bir uçurum ki ne dibi var ne de dibinde bir ışık. “Ben”imize hükmetti mi içinde kaybolup gideriz…
Nefsimize hoş gelenler ve nefsimize zor gelenler cephesinden hayata baktığımızda; nefsimize hoş gelenlerin yolunun cazip, tahrik edici, nefis okşayıcı ve güzel kokularla süslü olduğunu görür ve hemen ona koşmak isteriz. Kin besler, hırslanır, intikam yeminleri eder ve sadece ama sadece kendi nefsimize çalışırız. Kardeşliği ve sevgiyi bir kenara bırakır düşmanlıkları büyütürüz yüreğimizde…
Kin ve nefreti, intikam duygularını, anlaşmazlıkları bırakıp birbirimizle iyi geçinmeye, kardeşçe yaşamaya başlarsak, Allah’ın emir ve yasaklarından hareketle nefsimizi terbiye ederiz. Ahiret yurdunun hesabını yaparak küçük planların peşinden gitme boş sevdasını bırakır; hak ve hakikatin yolcusu oluruz. (inşallah).
Selam ve dua ile…