“Hep beraber bir Ali olalım, bir Fatıma olalım… Allah bizi sevsin, bizde Allah’ ı sevelim”
Son günlerde Türkiye üzerinde çok değişik bir hava esmektedir. Bu hava genelde ülke halkı için, özelde ise Müslüman (şuurlu Müslüman) halk için bahar yeli gibi tebessümle yüzleri okşamaktadır. Biz bunu yağmur sonrası çıkan bir güneşe veya bembeyaz karlar arasında açan bir kardelen çiçeğine benzetebiliriz.
Şu zamanlarda gündemi oluşturan ve ona bir yön veren kızlarımız bulunmaktadır. Büluğ çağına henüz ermiş bu nadide güllerimiz de kardelen çiçekleri gibi tüm zorluklar arasından sıyrılarak Allah’ ın emrini yerine getirmek ve saçlarını örtmek istiyorlar. Hayatlarının geri kalan kısımlarını Rab’ lerinin emri doğrultusunda yaşamak istiyorlar. Hastanelere, resmi kurumlara başları örtülü bir şekilde girmek ve okullarına o şekilde devam etmek istiyorlar. Çünkü onlar Allah’ın kendilerine seslenişe karşı;
“Lebbeyk, lebbeyk, buyur Rabbimiz emrin nedir? İsteğin nedir? Sen emret Rabbimiz!”
Diyerek kulluklarını yerine getirmek istemişlerdir. Yaşları belki küçüktü, güçleri belki yoktu, hatta insanların gözlerinde bile halen çocuklardı. Ama söz konusu Allah’ın emri olunca onlarda Müslüman olmaları sebebiyle Rab’lerinin örtünme davetine icabet ettiler.
Bu hareketleri, Müslümanlıkları sadece dillerinde olan çevreler tarafından beğenilmese de, Allah’ın örtünme emrini yerine getirdikleri için takdire şayandır.
İslam dininde örtünme konusu çok önemlidir. O kadar ki bu Furkan davasıdır. Yani Hak ile batılın davasıdır. Bu gün fuhşiyat, zina, tecavüz ve ölüm sayılarında ki artış Müslüman olan bir insanın örtünmemesindendir. Saçı veya vücudunun başka yerleri açık olan bir bayan sabahtan akşama kadar kaç kişinin göz zinasına sebep olmuştur diye sorsak herhalde bunu saymaya gücümüz yetmez…
Rabbimiz bizi bizden iyi bilmesindendir ki örtünmemizi emretmiştir. Bunu ayetlerde sebepleri ile açıklamıştır. Bunun yanında biz bu konu üzerinde düşünecek olursak karşımızda Rabbimizin bir çok delilini bulabiliriz.
Örneğin Rabbimiz hiçbir meyveyi kabuksuz yaratmamıştır. Bir karpuz veya kavun tarlada kabuksuz olarak yetişse biz bu ürünlerden ne derece faydalanabiliriz? Ayrıca bir elmayı düşünelim. Ağaçta asılı olan elma kabuksuz yetişse o elmaya binbir çeşit sinek böcek vs haşeratlar konacak ve yapışacak. Ya da kıl, toz vs pislikler yapışacak. O zaman o elma bizim ne kadar hoşumuza gidecek…?
Yine hayvanlara bakalım. Rabbimiz onları başı boş bırakmıştır. Onları hesap gününden ayrı tutmuştur. Onlar için ibadet edin, kulluk edin veya örtünün de dememiştir. Ancak, biz insanları onlardan farklı yaratmış, yeryüzünde kendisinin verdiği görevleri yerine getirecek halifeler vekil tayin etmiştir. Biz insanlarda namus, şeref ve haysiyet gibi üstün özellikler vardır. Hayvanlarda ise bu kavramlar yoktur. Pekala biz onlar gibi çıplak gezersek onların derecelerine düşmüş olmazmıyız? bunu da ayrıca düşünmek lazımdır.
Çok şükür ki Müslüman olan bu halk artık uyanmıştır. Bazı STK’lar sayesinde insanlar örtünme gereğini nispetince öğrenmiştir ve örtünme görevini yerine getirmektedir. Artık Türkiye de kış geride kalmış, baharın ilk cemresi kendini göstermeye başlamıştır. Kirli eller ve kara güçler tarafından yerlere atılan Müslüman bayanın namusu artık tekrar omuzlara alınmış yüksek kalelerin burçlarına asılacak bayrak gibi kahraman veya kahramanlarını beklemektedir.
O bayrağı dikecekler için bizlerde peygamber efendimiz gibi;
“Allah onu sever, oda Allah’ ı sever” diyebiliriz….
Hatırlarsınız ki Hayber kalesi de kahramanını beklemekteydi. Kim di o kahraman? Peygamberimiz bu hadisi buyurduğunda bir çok sahabe kendisini ümit etmiş ve gece sabaha kadar uyumamışlardı. Ve bu ulvi mükafata Hz.Ali layık görülmüştü. Hz.Ali’ nin de Hayber kalesinin kapısını iman gücü ile sökmesi ve Yahudilerin ok yağmuruna karşı kapıyı bir şemsiye gibi kullanması O’ nun Rabbini sevmesi, Rabbinin de O’ nu sevmesindendir.
Evet bizler sahabe değiliz belki, Hz.Ali’ de değiliz. Ancak bugün ki zor şartlar altında Allah’ ın emrini yerine getirmek için ne Hz.Ali olmamız gerekiyor nede bir sahabe….Onlarla çok farklı yönlerimiz olabilir belki. Ancak aynı olan bir yönümüz var ki oda Müslüman kimliğimizdir.
Öyleyse şuna inanmalıyız ki Allah’ ın emrinin hüküm sürmesi ve yerine getirilmesi için bir mucizeye gerek yoktur. Mesela bir sabah kalktığımızda Müslüman kadının şahsiyeti olan örtünün kendiliğinden serbest olduğunu görmeyi beklemekte saçmalık olacaktır.
Allahu Teala’ nın bütün emirleri ve gündem olarak örtü emri ancak Müslümanların görevlerini yerine getirmesi ile olur. Kızlarımız, eşlerimiz ve bacılarımız başlarını kapatırsa tabiî ki Allah’ın güzide emirlerinden birisini yerine getirmiş olurlar ve bizde onlara vereceğimiz destek ile bu emre uymuş oluruz. Bu uğurda elbette ki bin bir türlü bela ve eziyetlere duçar olacağız. Bunlarda bize gül üzerindeki dikenler gibi gelmelidir.
Gerçekten örtünerek okula giden ve o şekilde okumak isteyen kızlarımız Allah’ ın emrine itaat etmiş oluyor ve aynı zamanda biz büyüklere de yardımcı oluyor. Şöyle ki bir öğretmen bacımız da okuluna başörtüsü ile gidiyor ve okulun kapısında başörtüsünü çıkarıp ya o şekilde ya da peruk ile okuluna girmek zorunda kalıyor. İşte bu çok zor olan görevi şimdi kızlarımız üstlenmiş durumundadırlar. Başörtüleri ile okumak isteyen kızlar eğer bu yasağı delerde o şekilde okurlarsa elbetteki bunun faydası o bayan öğretmenlerimize de faydası olacak, hemşire bacılarımıza da adliyedeki çalışan bacılarımıza da… Onlarda gönül rahatlığı ile Müslümanlığını yaşayacaklardır.
Netice olarak başörtüsü ile okumak isteyen her yaştan ve her sınıftan, her eğitim biriminden bir çok kızlarımız bulunmaktadır. Bu istekleri ile okullarda söz işitmişler, hakaretlere ve şiddete uğramışlar ve her türlü zorluğu görmüşlerdir. Onların bu fedakarlıklarına karşı tüm Müslümanlarda güçlerinin yettiği kadarı ile onlara destek vermelidir. Çünkü bu durum herhangi bir menfaat veya bir kuruluş işi değildir ve dava Allah’ın emri söz konusudur.
Hep beraber bir Ali olalım, bir Fatıma olalım… Allah bizi sevsin, bizde Allah’ ı sevelim…
Selam ve dua ile….
(Gaziantephaberler.net)