Bu haftaki yazımda insanı Allah ın rahmet ve bereketinden uzaklaştırıp, tersi bir istikamete yönlendiren ve Allah’ ın gazabına yaklaştıran şeytan lanetullah kadar olmasa da nefis kadar tehlikeli iki kelimeden bahsetmek istiyorum.

Eğer ve Keşke

Eğer ve Keşke kelimeleri sizlerinde tahmin edeceği gibi içerisinde kötü bir sonuçla hüsrana uğrama ve özellikle pişmanlık gibi duygular barındırmaktadır.

Bilindiği üzere pişmanlık; sonu hüsran olan ve yapılmaması gereken bir davranış veya sözün kötü sonuçlar doğurmasının bir ürünüdür. Aksi takdirde hiç kimse yapmış olduğu olumlu ve güzel bir davranıştan dolayı pişmanlık duymamıştır.

Cemaat ehli olan bir ferd sürekli hizmetlerde bulunur ve sürekli bir çaba içerisindedir. Lakin beşer olmaları sebebiyle zaman zaman hatalar yapıp bir takım sorunlarla karşılaşmışlardır. Neticesinde ise yaşadıkları bu sorunlara takılıp ya hizmetteki verimlerini düşürmüşler ya da tamamı ile hizmetlerini terk etmişlerdir.

Bu gibi kişilerin durumu çoğu zaman siyer kitaplarında okuduğumuz Uhud Savaşı sırasında Abdullah Bin Cubeyr komutasındaki askerlerin okçular tepesi olan görev yerlerini terk etmesi gibidir. Nitekim görev yerlerini terk etmeleri sonucunda savaşın seyri aleyhlerine dönüşmüştür.

İnsanoğlu fıtratı gereği hata yapmaktadır. Çünkü sonuçta bir beşerdir. Kendisini yaratan Yüce Allah yol göstermiş, azığını nerden temin edeceğini anlatmış ve onu rahmet – azab seçenekleri arasında kendi iradesi ile baş başa bırakmıştır.

İnsanlığın ilk tarihinden bu yana tüm insanlar sorun ve problemlerle karşılaşmışlardır. Önemli olan insanın en az zararla bu sorunlardan kurtulması ve o problemlere takılmamasıdır. Aksi takdirde sürekli olarak sorunları ile uğraşan insanlar sadece kendilerine zarar vermez, kanserli bir hücrenin tüm bedene yayılması gibi etrafındaki herkesi istemeden de olsa olumsuz bir şekilde etkilerler.

İslam davansa gönül vermiş, kendisini Hakkın rızasına adamış bir cemaat ferdi bu sorunları bir kenara bırakmalı ve davasına hizmet etmelidir.

Bir ekin içerisine giren ve sinsice o ekini yeyip bitiren haşerat kadar tehlikeli olan Eğer ve Keşke kelimelerini hayatımızdan çıkarmak zorundayız.

Çünkü bu iki kelime ileriye dönük çalışmalarımız engelleyecek, geçmişle meşgul olmamızı sağlayarak verim ve enerjimizi büyük oranda tüketecektir.

Biz bunun tam tersini düşünmeliyiz. Gerek bir davetçi gerekse İslam yolunda bir hizmetçi olarak Eğer ve Keşke diyerek geçmişi sorgulamak yerine hatalardan ibret almalı, ders çıkarmalı ve bunu fırsata dönüştürmeliyiz. Bu sayede ileriye dönük planlarımızı en az hata seviyesine indirebileceğiz. Unutmamalıyız ki yapılan her hata bize bir tecrübe kazandırmaktadır.

EğerKeşke demek yerine kendi yanlışlarımızı düzeltme yollarına gitmeliyiz. Sorun ve sıkıntılarımız da kendi kusurlarımızı görmeli, bir daha o hataya düşmemek için tedbirler almalıyız. Bu sayede hem kendimizi düzeltmiş olur hem de bizimle aynı yolda ilerleyen dava arkadaşlarımızın da aynı hataya düşmelerini önlemiş oluruz.

Son olarak hiç kimse geçmişe dönerek kendisine EğerKeşke dedirten olayları düzeltememiştir. Biz de bu durumda olduğumuzdan geçmiş üzerinde çok durmamalıyız. Ancak hatalarımıza karşı bağışlaması bol olan Allah’ a tevbe istiğfarda bulunmalıyız. Hatamızı affetmesi ve bir daha o hataya düşmememiz için O’ na yalvarmalı dua etmeliyiz. EğerKeşke deme hastalığına karşı Her şeyin Allah’ ın bir takdiri olduğuna inanmalıyız. Allah böyle uygun gördü ise bunda da bir hayır vardır diyerek imtihan halimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.

Allah cümlemizi çokça tevbe eden kullarından eylesin.

Selam ve dua ile…