Avrupa tarihi boyunca İslam’la karşılaşma korkusu yaşadı. Bu korkusunu bertaraf etmek için tedbirler geliştirdi. Ancak hiçbir tedbir İslam’ın Avrupa şehirlerine yerleşmesine engel olamadı.

Bugün Avrupa şehirlerinde minareler yükseliyor, ezanlar okunuyor. Bu durum yaşlı ve gururlu kıtayı rahatsız ediyor. Onu tarih boyunca karşısında durduğu İslam’a yenilmiş olma psikolojisine sürüklüyor. Yeni kuşakların İslam’la şereflenebileceği korkusuna itiyor.

İslam’dan duyulan korku Avrupa’da resmi-gayri resmi yeni tedbirler gündeme getiriyor. Yakın dönemde İsviçre minare konusunda bir referandum düzenledi. Fransa, yapılacak büyük bir cami için ezan yerine mor ışık önerdi. Bir İtalyan gazetesi ise İslam’a karşı yeniden Haçlı Seferi ilan edilmesini istedi.

Bu yazımızda Avrupa’nın tarih boyunca İslam’a karşı geliştirdiği alternatiflerin yanında bugün Avrupa içi veya dışı Müslümanlar için geliştirmeye çalıştığı koşulları ele alacağız.


TARİHİ KORKUNUN KÖKLERİ


I. Dönem: İslam’a karşı papalık etrafında buluşma evresi

Hıristiyanlık, tarihte Katolik Batı ve Ortodoks Doğu’dan oluşuyordu. İslam, daha ilk yüzyılında, Doğu Hıristiyanlığının önemli merkezleri Kudüs, Şam ve Hatay’ı fethetti. Bir yandan Anadolu içlerine doğru ilerledi, öte yandan Hicret’in 92.yılında (M. 711) Endülüs’e girdi. Batı Hıristiyanlığı, Endülüs’ün fethiyle şoke oldu. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans, İslam karşısında gün geçtikçe İstanbul’a sıkıştı. Müslümanlar, daha Hicretin 47.yılında (M.668) İstanbul’u kuşattılar ve bu kuşatmalar 970 yılına kadar dokuz kez tekrarlandı.

O çağın Avrupa’sında Hıristiyanlar bilmedikleri İslam’a alternatif olarak çareyi papanın etrafında toplanmakta buldular. Katolikliğe sıkı sıkıya bağlandılar.

Papalar, "kâfir, barbar putperestlerin dini" diye anlattıkları İslam’la korkutarak Hıristiyanları kendilerine bağladılar ve onların zihninde İslam’a karşı mücadele psikolojisi oluşturdular. İslam’ı sadece Avrupa’dan çıkarmayı vaat etmiyordu, Kudüs’ü tekrar ele geçireceğiz, diyorlardı. Böylece Haçlı Seferleri başladı. Pek çok Avrupalı savaş kıyafetine bürünerek Kudüs’ü kurtarma hayalleriyle yollara düştü.

1091’de başlayan Haçlı Seferleri 1291’de Hıristiyanların papaların vaatleriyle İslam’la baş edemeyeceklerini anlamalarıyla son buldu.

II. Dönem: Papalığın sorgulanış ve İslam a karşı öze dönüş evresi

Avrupa, Haçlı Seferlerinden sonra kendi içine döndü ve İslam’la baş edememenin nedenlerini sorgulamaya başladı. Papaların her tür vaadinden, dahası kutsallığından kuşku duydu ve papalıktan kurtulma yollarını aradı. Bu durum Hıristiyanlık içinde korkunç bir iç mücadele başlattı.

Hıristiyan Avrupa’da papalığa karşı birkaç akım gelişmeye başladı:

1. İngiltere ve Almanya’daki gibi papalığın öğretisinin ve başka ülkeler üzerindeki hâkimiyetinin sorgulanması

2. Fransa’daki gibi papalığın sadece dünyevi iktidarının (başka ülkeler üzerindeki hâkimiyetinin) sorgulanması

Krallar, bilim adamları ve halkın bir kesimi özetle "Papalar, bizi kandırıyor; bugüne onlara uydukça kaybettik. Onların öğrettiği Hıristiyanlık, doğru Hıristiyanlık değil, onların kendi ülkemizin idaresine karıştırmayalım, fert olarak da onlara bağlanmak zorunluluğumuz yok" diyorlardı.

Sonradan dinde reform adını alacak olan bu hareket, Hıristiyanlığın İslam’a karşı yenilginin nedenlerini kendi içinde aramasıyla başlamış. Ancak İslamlaşmayla neticeleneceğine kurtuluşun başka tür bir Hıristiyanlıkta aranmasıyla sürmüş, son dönemde ise birçok yerde dinsizleşmeye kadar varmıştır.

Şöyle de diyebiliriz: Bu ikinci dönemde Hıristiyanlar İslam’a karşı çareyi papanın içinde yer almadığı başka tür bir Hıristiyanlıkta (kendilerince öz Hıristiyanlıkta) buldular.

Papalıktan kurtuluş çabası Almanya’da Martin Luther ve Fransa’da Calvin’in çabalarıyla Protestanlığı doğurdu. Papalık, Protestanları Müslümanların uşakları olmakla suçluyor, onların dolaylı da olsa İslam’ın Avrupa üzerindeki hâkimiyetini güçlendirdiğini iddia ediyordu. Güç durumda kalan Martin Luther ise papaya karşı mücadelesini İslam’a saldırarak meşrulaştırıyordu. İslam’a olur olmaz saldırarak papanın kendileriyle ilgili iddialarının yalan olduğunu kanıtlama yoluna gidiyordu. Bu konuda ne kadar ileri gitse papa o kadar yalancı çıkacaktı, bunun için İslam’a iftira atmakta sınır tanımıyordu. İslam’ın cinayete, zinaya, iffetsizliğe açıkça izin verdiğini söylüyor, İslam’ın dini inanç bakımından Hıristiyanlığa ait her şeyi ortadan kaldırdığını iddia ediyor, Kur’an ve Hz. Peygamber hakkında (burada yer vermeyi uygun bulmadığım) çok ağır ifadeler kullanıyordu.

Protestanlık sonrası Avrupa, din özgürlüğü konusunda dünyanın en kötü coğrafyası haline geldi. Papalık, Engizisyon mahkemelerinde yargıladığı kişilerin kafasına çivi çakıyor, beyinlerinin üzerine soğuk su damlatarak onları çıldırtıyor, Protestanlığın öncülerinden Calvin ise kaçtığı İsviçre’de Cenevre diktatörü olarak, mezhebini kabul etmeyenleri önce kazıklara çakıyor, ardından yakıyor veya diri diri, aç köpeklere yediriyordu.

O günün Avrupa’sında bırakın Müslümanları hiç kimsenin, bağlı bulunduğu devletin mezhebinden başka bir mezhep kabul etmesi mümkün değildi.

1492’de son Endülüs İslam emirliği de yıkılmıştı. Viyana kapılarına dayanan Osmanlı ise dünyanın en büyük gücüydü. Ancak bu gücünü her nedense Endülüs’ü korumak veya birbirini yiyen Avrupa’da bir İslam toplumu kurmak için kullanmadı. Bunun yerine Protestanları desteklemeyi tercih etti, onları güçlendirdi. Belki o günün dünyasında bu, Katolik birliğini bozma adına siyasi olarak doğru bir karar gibi göründü, hâlbuki gelecek açısından Hıristiyanlığın İslam’a en karşı grubunun önünü açtı. Ayrıca, Avrupa’yı Katolik zincirlerinden kurtararak o coğrafyanın Protestanlığın dünyacılığıyla gelişmesini sağladı.

Batı Avrupa’da bir İslam toplumu kuramayan Osmanlı, fethettiği Avrupa topraklarında da İslamlaşma yönünde önemli bir çaba göstermedi, halkın toplu halde İslam’a girmesini sağlayacak çalışmalar yapmadı. Arnavutlar ve Boşnaklar dışında İslam’a millet halinde bir geçiş olmadı. İslam’a geçenler de Boşnaklar dışında kendi ilim kurumunu oluşturmadı. Bu da Avrupalıların bunalım karşısında İslam’ı güzel örneğiyle görüp tercih etmelerini engelledi.

Dolayısıyla Avrupa’daki mezhep kavgaları bunalımı da Avrupa’nın İslam’ı tercih etmesiyle sonuçlanmadı. Avrupa, bu bunalımdan kurtuluşu da kendi içinde aramak durumunda kaldı.

III. Dönem:    Dinden uzaklaşma evresi

Protestanlık, başlangıçta bir Hıristiyan selefiliği olarak ortaya çıktı. Martin Luther ve adamları, "Ruhban olmayanlar da İncil’i okur ve yorumlar; bizim ruhban sınıfına ihtiyacımız yok, bize İsa ve havarileri yeter" diyorlardı. Ancak ahiret inancını neredeyse yok ettiler. Püritenlik denen "çok üretip az tüketme" Yahudivari akımını başlatarak Batılı yorumcuların deyimiyle Katoliklerin ahiret cenneti yerine bir dünya cenneti vaat ettiler. Dini vicdanlara hapsederek toplumu dünyevileştirdiler ve laikliğin önünü açtılar.

Öte yandan kanlı mezhep çatışmalarından sonra imzalanan Augusburg ve daha sonraki Westfalya antlaşmaları ile Avrupa’da mezhep ve düşünce özgürlüğü oluştu. Protestanların tepkileri içinde materyalist ve akılcı adamlar da kendilerini ifade etti. Batı toplumu özgür bir ortam bulur bulmaz Hıristiyanlıktan uzaklaştı. Protestan bölgelerde din, devlet için bir sorun olmaktan çıktı.

Katolik bölgelerde ise burjuva sınıfının öncülüğündeki halk güçleri artık kilisenin iflah olmayacağına ve kesin bir yenilgiye uğratılması gerektiğine karar verdi. Bu karar ve onun peşinden gelen çatışmalar 1789’daki laik-milliyetçi Fransız İhtilaliyle neticelendi.

İhtilalden sonra Avrupa’da şu din yaklaşımları oluştu:

1. Fransa gibi dinin baskı altına alındığı laik yaklaşım

2. İngiltere gibi dinin devlete uydurulduğu ve sosyal anlamda etkisizleştiği seküler yaklaşım

3. Eski Rusya’da somutlaştığı gibi dinin neredeyse toplumdan silindiği Komünist    yaklaşım

Böylece Batı toplumu, girdiği din buhranından İslam’a yönelerek değil, dinden tamamen uzaklaşarak çıktı. Avrupa’da dinin yerini ideolojiler aldı.

IV. Dönem: Din Yerine İdeoloji Evresi (Akıl Dini Çağı)

Batı toplumları Fransız İhtilali’ne giden süreçte ve sonrasında, Katolikliğin baskıcılığından kurtuldu, ideolojiler devresine geçti ancak huzura kavuşmadı. Milliyetçilik, ırkçılık (nasyonal sosyalizm), liberalizm, komünizm, sosyal demokrasi gibi ideolojiler, "bilim ve akıl dini çağı"nda adeta mezheplerin yerini aldı ve birbiriyle ihtiraslı bir çatışmaya girdi.

Osmanlı orduları 1353’te Balkanlara girdi, Ortodoks Hıristiyanlığının merkezi olan İstanbul’u çembere aldı ve Ortodoks Hıristiyanların yaşadıkları Balkan şehirlerini bir bir ele geçirdi. Bizans kralı Avrupa’ya elçiler gönderdi, "barbar" Müslümanların İstanbul’u almaları durumunda bütün Avrupa’yı ele geçireceklerini söyledi.

Müslümanlar hakkında olmadık propagandalar yaptı. Balkanlara girişten yüz yıl sonra, 1453’te Müslümanlar İstanbul’u fethetti. O gün bütün Hıristiyanlık için bir kara gündü. Hıristiyanlar, onunla bir çağı kapattı ve kendilerini sorgulamaya başladı. 1529’da Osmanlı Orduları Viyana kapılarına dayanarak bütün Hıristiyan dünyaya korkulu anlar yaşattı. Viyana fethedilemedi, Hıristiyanlar arasında İslam’dan kurtuluş fikirlerine canlılık kazandı.


Fransa’da iç mücadelede giyotinler hiç durmadı. Fransız-Alman, Rus-Alman savaşları ve daha başka savaşlar yaşandı. I. Dünya Savaşı’nda önce Fransa; ardından Almanya katliamlara sahne oldu. II. Dünya Savaşı’nda bu durum daha ağır yaşandı. Avrupa’dan elli milyona yakın insan hayatını kaybetti, Polonya gibi ülkeler nüfuslarının önemli bir bölümünü yitirdi. Savaş sonrasında da İspanya ve Yunan iç çatışmaları görüldü.

 

V. Dönem: İslam’a Karşı Alternatiflerin Tükendiği ve İslam’a Karşı İslam’ın Alternatif Yapılmaya Çalışıldığı Evre

Avrupa 70’lere doğru 68 Kuşağı çatışmalarıyla boğuştu. Aradığı özgürlük ortamını ancak 80’lerden sonra ideolojiler çağının kapanmasıyla buldu. Ama ideolojilerden sonra dev bir boşluk oluştu. II. Dünya Savaşı ahlaksızlıkla uyuşturulan insanlar, bugün ne yapacağını bilmez bir durumda. Bu tür ortamlardan sonra dine büyük bir yöneliş olur.

Hıristiyanlık yıpranmış ve toplumu ahlaki yozlaşmadan koruyabilme özelliğini yitirmiştir. Bugün İslam Avrupa’da ahlaksızlığa ve doyumsuzluğa karşı tek alternatiftir. Batı yönetimlerini asıl korkutan, Müslüman bombacılar değil, Avrupa insanını etkileyebilecek bir İslam tebliğidir. Avrupa’nın aldığı bütün önlemleri bu pencereden görmek gerekir.

 

 

    

Haçlıların yenilmesinden sonra Avrupa’da dev bir İslamlaşma hareketi başlayabilir, ayrıca İslam orduları Avrupa’nın tümüne hâkim olabilirdi. Bunu engelleyen, biri Batı’da, diğeri Doğu’da iki sebep oldu:

 


1. Batı’da Endülüs’teki İslam devleti yozlaşmış ve kötü bir örnek teşkil etmeye başlamıştı. Birkaç emirliğe ayrılan Endülüs kendi arasında sürekli bir çatışma halindeydi. Ne yazık ki bu çatışmalarda Hıristiyanlarla ittifaklar da yapılıyordu. Yahudiler, devlet iktidarında vezirliğe kadar yükselmişlerdi ve Müslüman emirler saraylarındaki israf ve halka zulümleri ile Hıristiyan krallara benzemişti. Hıristiyan halk, krallara karşı onları bir güvence olarak görmedi.

2.Doğu’da korkunç bir Moğol saldırısı başladı. İslam orduları bu saldırılarla meşgul oldu. Moğollar pek çok İslam âlimini katletti. İslam, hem askeri hem de ilmi bakımdan büyük bir çöküşle yüz yüze kaldı. Müslümanlar, püskürttükleri Haçlı ordularını kendi ülkelerinde yakalama imkânından yoksun kaldı.

Ne yazık ki bu dönemde Müslümanların Avrupa halkını İslam’la tanıştırmaya çalıştıklarına dair elimizde bir belge yoktur. Öte yandan Avrupa askeri olarak fethedilmeden bir insan fethi (halkının isteyerek İslam’la şereflenmesi) yaşayamazdı. Çünkü Katolik anlayış, kendi inancı dışında hiçbir inanca asla hayat hakkı tanımıyordu. Kendi inancından saptığını tespit ettiği herkesi hunharca katlediyordu.

 

 

 

Ahmet Yılmaz / Doğruhaber Gazetesi