Türkiye’de TRT ile başlayan Televizyon sürecinde Müslüman camia henüz televizyonun hayatımızda olup olmayacağını tartışmaktaydı ve onlar bu "gereksiz konu(!)" üzerinde zaman ve enerji kaybederken birileri atı alıp Üsküdar’ı geçti. TRT kadroları sadece belli bir zihniyete sahip olan insanlarla doldu. TRT’de yetişen ve ardından özel sektöre kayan bu insanlar yıllarca kendi fikirleri doğrultularında yayınlar yaptılar ve hepimizin şikayet ettiği bugünün televizyonculuğu işte bu yüzden bu hale geldi. Değerlerimizi hiçe sayan, üretmek yerine sürekli olarak tüketen ve yabancı formatların distribütör yapımcılığını üstlenen, dışardan dizi çalarak ayakta kalmaya çalışan bir sektöre sahip olduk. Gün gelip AKP iktidara geçince işin rengi değişmeye başladı. TRT’ de muhafazakar zihinler kadrolaşmaya başladı ve son dönemde Ramazan ayında yapılan programlar adeta geçmiş yılların acısını çıkartma ayinine dönüştü. AKP iktidarının bir sonucu olarak muhafazakar zihniyet TRT dışında da yeni kaleler oluşturdu kendine. Bunlardan en önemlisi ATV oldu.
ATV - KANALTÜRK - STV - KANAL 7
ATV'de muhafazakarlık sadece Ramazan ayından ramazan ayına gösterdi kendini. Onun dışında eski yayın politikasından asla sapma olmadı. "Durmak yok yola devam" dediler. ATV' den sonra muhafazakarlardan yeni bir atak daha geldi; Kanaltürk…
Fakat hassasiyetler, reyting ve kendini kabul ettirme psikolojisi burada da baş gösterdi ve kanalın yayın politikası ATV ayarına uyumlandı.
Tüm bunlar olurken yıllar önce yayın hayatına başlayan yani yayında yapımda emek sarf eden muhafazakar televizyonlarda hali hazırda çalışmalarını sürdürüyorlardı. Kanal 7 ve STV… Ama maalesef bu kanallarda reyting kendini kabul ettirebilme ve ayakta kalabilme adına muhafazakar şirketlerin satın aldığı ATV ve Kanaltürk’ün alt sıralarında durduklarından yukarı çıkma telaşı ile yer yer hassas duruş sergileyerek yer yer bunları bir kenara bırakıp çelişkili adımlarla yönetiliyorlardı. Bu kanallar dini formatlı programlar ve diziler yapma düşüncesiyle düşüncesizlik edip başını sonunu hiç düşünmeden saçma saçma formatların altına imza attılar. Yok kalp gözü yok sır kapısı yok bilmem ne…Nedense bu kanalların en çok izlenen programları bu formatlar oldu.
STV kendi okullarının reklamını yapıp dizilerinde bu okullara para yardımı yapmayanların kafasının tabutta nasıl canavar başı olduğunu gösterip hırsıza karşı korunmak için Ayet-el Kürsî okuyan bir kadının evinin bahçe duvarlarının nasıl yükseldiğini gözler önüne sererken; Kanal 7 yöneticileri ülkenin ve dünyanın güllük gülistanlık olduğunu düşünerek, vur patlasın çal oynasın şeklinde bir yayın yapma kararı aldılar. Sabahtan akşama kadar türküler ve eğlence. Bazı akşamlar Ömer Döngeloğlu’nun hüzzam makamında ağlak anlatıları ve Dursun Ali Erzincanlı ile ”Peygamber harikalar diyarında” kıvamında showları ile muhafazakarlığı da elden bırakmadılar.
MEHTAP TV - TV NET- TV 5
Geçtiğimiz yıllarda STV, üzerindeki muhafazakar program yükünü hafifletip üst sıralara yükselmek reyting hesaplı diziler furyasından pay almak maksadıyla Mehtap TV’yi devreye soktu. Güzel grafiklerle süslü, profesyonel seslendirmenlerin renk kattığı... uykusuz kaldığınızda izleyip uyumak için bire bir olan bu Mehtap TV nin tek güzel yanı kaliteli görseli oldu.
Muhafazakar şirketlerin televizyonculuk alanında atmış olduğu bir adımda TV NET oldu. Haber formatlı bu kanalın işi diğerlerine göre daha kolaydı: haber yap, gündemlerle ilgili dini görüşlere yer ver; yeterli. Çizgi güzel ama gelin görün ki içerde yaşananlar muhafazakarların utancı oldu. Aylarca işçi maaşları ödenmedi. En sonunda bir skandal patlak verdi. Kameramanlar TV NET’i işçi mahkemesine şikayet etti. Yetmedi TV NET çalışanları, medyatava adlı ünlü medya internet sitesine şikayetlerini yazdılar ve herkes orada yaşananları öğrendi.
Aslında muhafazakar TV lerin işçi haklarını yemesi yeni bir olay değildi TV 5 bu konuda gerekli tüm hassasiyeti göstermiş ve yıllarca işçi maaşlarını vermeme, onları bedava çalıştırma üslubunu elinden bırakmayarak cihanda nam salmıştı ki hala bu namını itinayla devam ettiriyor. Kalitesiz programlar, kalitesiz bir yayıncılık, emek hırsızlığı… onlar için söylenebilecek söz bundan fazla olursa zamanıma ve zamanınıza yazık olur.
TV NET ile ilgili olarak önemli bir ayrıntı sunmam gerekir ki utancımız iki kat daha artsın ve haber alırken kimlerden haber aldığımızı bilelim ve ona göre davranalım. Dünya devi Al Jazeer TV, TV NET’in kapısını çalarak, şayet Türkiye genelinde karasal yayınınız varsa bize kanalınızı satın dediler. Sonrasında ise tam bir karasal kargaşası anlaşmazlığı yüzünden kopan ipler kulaklarımızı tırmalamaya başladı. Daha sonra Al Jazeer kanalının Cine 5’e dümen kırdığını gözlemledik. Profesyonelce yönetilen Al Jazeer TV neden TV NET ile anlaştıklarını ilan edip eleman ilanları verip kendisini rezil etsin? sorusu ise bir çok kuliste sorulmaya başlandı.
HARUN YAHYA TV
Az kalsın unutuyordum. Bir de HARUNYAHYA TV var. Yerel kanalları kullanıp program yapıyor ve internette hizmet veriyor. Komedi kanalı gülmek için birebir. Bir adam çıkıyor ve herkes onu mehdi ilan etmeye çalışıyor. O adam da naz yapıyor “istemem yan cebime koy”.
Adamın müritleri kıyameti kopartıp Mehdilerini piyasaya sürüp sokaklara hakim olmak için akla karayı seçiyorlar. Bir de herhalde reyting olsun diye midir izleyicilerin ya da malum mehdi adayımızın göz zevkini tatmin etmek için midir bilemem ama hemen her programa "munis, tatlı, hocaları mehdi hazretlerini çok seven birbirinden güzel pisi pisiler" çıkartıyorlar.
EKRANA GELEMEYEN İYİ FİKİR: HİLAL TV!
Muhafazakar televizyonlarının arasına beş yıl önce bir vakıf televizyonu katıldı. Akabe Vakfı Hilal Tv yi kurdu. Manifesto yayınladılar, TGRT’leşmeyeceğiz dediler.
Gömleğinizin en üstteki düğmesini yanlış iliklerseniz alt düğmelerde hatalı olacaktır. Sorunu altlarda yani yönetmenlerde, programcılar da, reklamcılarda, parasızlıkta falan ararsak boşuna vakit kaybetmiş olur ve asla işin içinden çıkamayız; çünkü Hilal TV'nin neresinden tutarsanız elinizde kalır. Hilal Tv'nin Genel Müdürünün, Genel yayın yönetmeninin ve Genel Müdür Yardımcısının Televizyonculuğun “T” sini bilmediklerini ve yöneticiliğin “Y” sinden anlamadıklarını sanırım geçen beş yılda İslamoğlu’ndan başka herkes anlamıştır. Sayın İslamoğlu’na “emaneti ehline veriniz” konusu ile ilgili bir yazı yazın deseniz size bu konuda kitap yazar ama Hilal TV yönetimine bir türlü ehil insanları görevlendirmez; inanın bunu sebebini hiç merak etmiyorum. Bildiğim bir şey o da, o yöneticiler orada olduğu müddetçe Hilal TV 'nin bir adım ileriye gidemeyeceği...
Beş yılda yapılanlar ortada. Yayın kalitesizliği ve programların, programcıların kalitesizliği ortada. Üretemiyorlar, değerlerimizi harmanlayıp ekrana yansıtamıyorlar, dolayısı ile izlenmiyorlar. İzlenmeyince reklam da alamıyorlar, sonra da "Reklam alamıyoruz. Para olmayınca olmuyor" diye sızlanıyorlar. Hani iman varsa imkansız yoktu… Bu kanalda ki sorun belli: yöneticiler ve onları orada tutan zihniyet. O kanala ehil insanlar getirilmedikçe kimse oradan bir şey beklemesin. Sadece çalışıp didinip o vakfa parası ile ya da emeği ile hizmet eden tanıdığım bazı samimi insanlara üzülüyorum o kadar.
SEMERKAND TV - MPL TV- MESAJ TV- MELTEM TV - KON TV
Yakın dönemde yayın hayatına başlayan Semerkand Tv'yi pek izleme fırsatı bulamadım ama izlediğim zamanlarda gördüğüm şey bu televizyonun yönetiminin de vizyonunun da çok dar olduğu, değerlerimizi harmanlayıp ekrana doğru bir şekilde yansıtamayacağı ve maalesef onlarında Hilal Tv gibi yerinde saymaya mahkum olduğudur.
MPL diye bir TV'miz de var onu es geçmeyelim. Henüz ne yapmaya çalıştıklarını çözemedim. Sadece zamanınıza ve duyularınıza işkence etmeyin derim. Kumandanızdan silin gitsin. Aynı silme işlemini Meltem ve Mesaj TV kardeşlere de uygulayın olur mu?!
Konya’dan yayın yapan bir de Kon TV var. Onlarda Ramazan atakları ile çıkış yaptılar ve izlenme paylarını artırarak Hilal TV nin önüne geçtiler. Ama orada da dişe dokunur bir program ve vizyonun kırıntısı yok.
HİÇ Mİ DÜZGÜN YAYIN YAPAN TV YOK?
DOST TV
-"Ya sende amma yaptın hiç mi düzgün bir TV kanalımız yok" derseniz. Kötünün iyisi olarak gösterdiğim, haddini bilerek yayın yapan, görüntü kalitesi iyi diyebileceğim, diğerlerine oranla daha güzel işlerin altına imza atmak isteyen, hedefine konsantre olmuş muhafazakar TV'lere oranla vizyonu daha geniş yöneticilerin hizmet verdiği bir DOST TV var. Bu kanal her ne kadar benim dini algıma hitap etmese ve ben bu kanalı izlemiyor olsamda muhafazakar televizyonlar arasında beğendiğim tek televizyondur. Kendilerinin yöneticilerini tanımıyorum, paralarının olmadığını da, kısıtlı imkanlarla yayın yaptıklarını da biliyorum ve bu imkansızlıklara karşı samimiyetle göğüs gererek yürüdükleri için DOST TV ye emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Zaten şu an için büyük paralarla ayrı bir kulvarda yayın yapan STV yi saymazsak (Kanal 7 yi zaten saymıyorum) muhafazakar televizyonlar arasında en çok izlenen televizyon DOST TV dir. İşçilerinin haklarını ne denli koruyorlar ya da onlara nasıl davranıyorlar o konuda bilgim yok. Ama bu konuda yanlışları varsa affetmem yazarım.
KOLAY SÖMÜRÜLEN, SÖZ DİNLEYEN USLU TİPLER!
Televizyonları tek tek kısa kısa ele aldık. Hepsinin ortaya çıkan en büyük sorunu yönetim sorunu. Başta göreve seçilen yöneticiler ve doğal olarak o yöneticilerin işe aldığı insanlar, sektörün ehil insanları yerine torpilli, kolay sömürülen yani söz dinleyen uslu tipler olmaktadır. Bu da maaş ve mesai sömürüsünü yani köleliği doğurmaktadır.
Ardından gelen en büyük sorun Müslüman camianın televizyonculuğa geç girişinden dolayı oluşan yetişmiş eleman eksikliği sorunudur.
Şu anda muhafazakar çevrede bu alanda çalışan muhafazakar kişilerin bir çoğu TGRT kökenlidir. Bu kökenin felsefesine baktığımızda ”teslim ol” duygusunu görürüz. Yani yöneticine teslim olacaksın onun sözünden çıkmayacaksın, onlar ne derse o olacak. Dolayısı ile bu sistemden yetişmiş insanlarında beyin fonksiyonlarında yaratıcılık, düşünme, üretme, ideal, mücadele gibi kavramlar yer alamaz. Çünkü onlar sadece onlara denileni yapar ve işte bu yüzdendir ki onların yönetici olarak veya sorumlu olarak çalıştıkları bir televizyondan İslami değerleri harmanlayıp ekrana yansıtmaları beklenemez.
Geriye bu alana yeni giren insanlar kalıyor. Onların da en büyük sorunu inandıkları dini yeterince bilmemeleri ve kendi değerlerinden habersiz oluşlarıdır. Düşünsenize: Müslümansınız, arkanızda 1400 yıllık bir tarih ve değerlerle dolu bir hayat nizamı var ve bunları kimse adam gibi okuyup araştırıp, üzerinde düşünmemiş. İnanılan dine adeta yabancı kalınmış ve kimse bunun farkında bile olmamış. Allahu Ekber, devrim, cihad, cennet, cehennem diyerek ortalarda dolanılıp duruluyor. Ama iş bu dinden ve geçmişten malzeme çıkarıp ekrana yansıtmaya gelince hiç bir şey üretilmiyor ancak önüne gelen ekrana çıkartılıp konuşturularak ya da her grup kendi hocasını konuşturarak çok basit bir televizyonculuk yapılıyor.
Oysa İnsanlığı kurtuluşa götürecek din bu kadar dar, bu kadar basit mi işlenir? Birileri çıkacak ve anlatacak bizde yaşayacağız. Soruyorum size peki bizim peygamberimiz mescidine kurulup sabahtan akşama kadar sahabelerine din anlatarak mı haykırdı gerçekleri? Bizim peygamberimiz için ne deniyordu? Çarşı Pazar dolaşan bir peygamber…
Hayatın her alanında var olan bir peygamberin dini sadece koltuklardan kameraya konuşarak mı anlatılacak? Allah’ın rengarenk yarattığı ve bununla boyanın dediği boyası, peygamberin her anı farklı olan coşkulu, heyecanlı hayatı neden görülmez? Demek ki o dinin o renkliliği, o coşkunluğu görünmüyor, anlaşılmıyor, hissedilmiyor ki muhafazakar TV lere baktığınızda durgunluktan başka bir şey göremiyoruz. İzleyecek bir şey bulamıyoruz. Çünkü sorun: Dinin yanlış algılanması, dini anlayışının dar oluşu. Yani DİNİDARLIK…
ABDESTLİ KAPİTALİST YAYINCILIK VE DİNİ SÖYLEMLERİN PERDELEDİĞİ EKMEK SORUNU!
Din deyince metafizik ve kıblesi ahirete çevrilmiş bir duygu yoğunluğu anlaşıldığı için muhafazakar zihin içinde bulunduğu sektörün kapitalist ilişki biçimlerini aşmak için çaba göstermesini bırakın bilakis namaz,oruç,hacc,umre gibi ritüellerle var olan sömürgelerine abdest aldırmaktadırlar. İnsanlığa karşı sadece ritüellere davet ve dindarlaşma daveti açısından sorumluluk hissediliyor. Hayatın akıp giden yüzünde ise dindarın o bildik hassasiyetini ne yazık ki göremiyoruz.İnsanlığa karşı hiçbir sorumluluk hissedilmiyor.
Oysa, görevimiz, Allah’ın yeryüzündeki halifesi duygusuyla hareket edip insanlığın sorunlarını araştırıp bu sorunlara Allah’ın istediği şekilde emekten ve ekmekten yana, emekçinin teri kurumadan hakkını vererek, adil bir örneklik sunmak değil miydi? Allah’ın insanlara eşit bir şekilde paylaşın (fussilet/10) diye sunduğu nimetleri ve ahlaki değerleri içselleştirip bunların güzelliklerini ve pratiklerini ekrana dökmek için çabalamak değil mi?
Demek ki değilmiş ki dini manada yayın yapan televizyonların hali ortada. Bugüne kadar onların yayınları izlenmedi, yayın anlayışı asla başarılı olmadı, olmayacakta... Çünkü %99’u Müslüman olan izleyici kesimin gözü Aşk-ı memnunun çekildiği villadaki mobilyalarda, Fatmagül’ün suçunda, Ezel’e yapılan haksızlıkta. Hürrem’in yüzüğünde…
İnsanlar televizyonu bir eğlence aracı olarak görüyor bir eğitim aracı olarak değil. Bu yüzden bu kafa yapısı ve yönetim şekliyle bu muhafazakar televizyonların hiç mi hiç şansı yok. İzlenmemeye mahkumlar. Kimse bir adamın konuşmasını ya da iki adamın karşılıklı deruni sohbetini dinleyemiyor çünkü hızlı bir hayat akıyor. Herkes zamanla yarışıyor. Tüketim kültürü o kadar hakim ki her şey çabucak yenileniyor ve değişime uğratılıyor.
KARTEL KANALLARI İNSANİ DEĞERLERİN DÜŞMANI
Böyle bir zamanda var olan ulusal yani en çok izlenen televizyonlar kendi aralarında müthiş bir savaş veriyorlar. Ortada büyük paralar dönüyor ve para getirmeyecek programlar ve diziler hiç gözünün yaşına bakılmadan emekler göz önüne alınmadan silip atılıyor hemen yenisi isteniyor. Üretin diyorlar, yeni şeyler üretin, düşünün diyorlar yeni formatlar düşünün. Değerleri yıkmak gerekiyorsa yıkın. Misafirperverlikmiş, nimete: yiyecek içeceğe iğrenç dedirtmekmiş, eşcinselliği dayatmakmış, gayri meşru çocuk olayını aşılamakmış, cinselliği çocuklara indirmekmiş hiç fark etmez. Yeter ki dikkat çeksin izlensin. Şimdi böyle bir enerjinin hakim olduğu bu sektörde kendine yer bulmanın öyle oturmakla olmadığını sanırım anlatabilmişimdir. Bir tarafta insanları çeken büyüleyen bir yayın politikası diğer tarafta uyuşturan bir yayın politikası. İzleyici haklı olarak seçimini diğer taraftan yapıyor.
MUHAFAZAKAR KANALLAR EMEK HIRSIZLIĞI YAPIYOR!
Şayet muhafazakar televizyonlar, köleliğe özgürlük çığlıklarıyla Mekke sokaklarında başlayan bu dinin mensubu olan gençleri kanalın arka odalarında : “Burası Allah’ın televizyonu” gibi afyonvari söylemlerle uyuşturarak, üç kuruşa çalıştırıp mesai kavramını hiçe sayarak onları televizyonun kölesi haline getirip o insanların hayatlarını cehenneme çevirmeye devam ederlerse bilsinler ki bu yaptıklarının hesabını Allah’a veremeyeceklerdir. Ve sonları hüsran olacaktır.
Muhafazakar televizyonlar izlenmek istiyorsa, insanlığa hizmet etmek istiyorlarsa birazcık samimi iseler değişime giderek, emeğe ve ekmeğe saygılı, abdestli kapitalizm'den arınmaya çalışan kişilerle işbirliğine gitmeli... Dine yeniden giriş yapmalı ve hayatın her alanını kapsayacak şekilde yeni programlar üreterek Müslüman insanlara hak ettikleri o kaliteli hizmeti sunmak zorundadırlar.
Şayet bunu yapmayacaklarsa en azından ahlaklı olup çalıştırdıkları insanların emeğini sömürmeyip onlara rahat bir geçim maaşı vererek şerefli bir duruş sergilesinler. Bu yazı çok uzar çok. Yazacak şey çok ama artık nokta zamanı.
Vesselam
Ali Kangal
(www.adilmedya.com)