Evet, aynen başlıktaki gibi yaşanmış gelişmeler.
Hatta bunlarda önce, “karar vermeye gerek olmadığı”na dair bir hüküm daha var.
Tüm bunlar, kamuoyunda “PınarSelek davası” diye bilinen davada yaşanıyor..
Yargıtay’a yeni daireler açılması istendiğinde, “Biz içtihat mahkemesiyiz.Yeni daireler kurulursa, bu özelliğimiz gider” diyorlar ya..
Alın size, “Yargıtay’ın içtihat mahkemesi” özelliğinin zaten olmadığının dört dörtlük delili.
Yargıtay, gerçekten bir içtihat mahkemesi olabilseydi, mahkemeler böyle “bir beraat, bir mahkumiyet” şeklinde oyun oynar gibi kararlar vermezdi.
Hatta dün öyle bir gelişme yaşandı ki, günlerdir tartışılan bir konuyu, mahkeme içinde savcı ve hakimler, farklı görüşler ileri sürerek sonuçlandırdılar..
Çünkü o konuda da, çok net bir içtihat yoktu.
Neydi içtihat olmayan konu?
“Yargıtay dairesi bir konuda karar verince, Ceza Genel Kurulu o daire kararını onarsa, yerel mahkemenin direnme hakkı ortadan kalkar mı, kalkmaz mı?”
Evet, çok teknik konulara daldığımın farkındayım.
Ama, ne yaparsınız?
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, kanunlar boşluklarla dolu.
Boşlukları doldurması gereken Yargıtay ise, “Aman benim daire sayımı artırmayın. Ben kıt kanaat dosyaları karara bağlıyorum.Kimisini 3 senede, kimisini beş senede. Bana daha fazla üye verirseniz, benim kafam karışır!” diyerek daha fazla kadro verilmesini istemiyor.
Adeta, “Bana mahkum olun. Benim yapımı değiştirmeyin. Böyle gelmiş, böyle gitsin bu işler” diyor..
80 yıllık ceza usulü tatbikatında, çıkartıp da üç-beş tane istikrarlı şekilde verilmiş kararı bile önümüze koyamıyorlar..
“Bunun neyini tartışıyoruz ki? Alın size, daha önce, benzer olaylarda verilen kararlar”diyemiyorlar.
Sanki bugüne kadar işleri çok güzel yürütmüşler gibi, İlave daire açılınca işler aksayacakmış gibi bir görüntü vermeye kalkışıyorlar!
“Direnmek kararı verme imkanı var mı?”teknik konusu bir kenara..
Medyanın görülmekte olan davalara etkisi de, tam bir rezalet..
Ergenekon ile ilgili binlerce dava açıldı..
Ama, son 1 ay içinde, ben Pınar Selek ile ilgili en az 20 yazı, en az 10 açık oturum okudum-izledim..
Ne gazeteler hakkında, ne de televizyon programları hakkında, tek bir açılmış dava duymadım..
Ergenekon’u sorgularsanız, “Adil yargılamayı etkileme”den hemen yakanıza yapışılır.
Ama Pınar Selek’e beraat kararı verilmesi için televizyon programları yaparsaız, köşe yazısı yazarsanız, kimse size bir şey sormaz!
Bunun da aslında müsebbibi, yine Yargıtay.
Çünkü uygulamayı oturtamamış.
Herkesin kendi kafasına göre bir kanun uygulaması icat ettiği bir sistemi disiplin altına alıp, “Şu şu hallerde suç oluşur.Bu bu hallerde davaya gerek yoktur” denilememiş.
Unutmadan bir hatırlatmayı da, Pınar Selek’in masumiyetine inananlara yapalım.. Daha doğrusu, Selek’in beraat etmesi gerektiğini, mahkemelere dayatanlara hatırlatalım..
“Pınar Hanım, sosyolog olarak Kürtlerle ilgili araştırmalar sebebi ile PKK’lılarla irtibata geçti ise, bunun dışında bir suç kastı yok ise... Aynı Selek, aynı Kürt araştırmaları için, yine Kürt kökenli diğer insanlarla niye hiç irtibata geçmemiş? Mesela Hizbullah’la?”
Öyle ya; Pınar hanımın derdi, Kürtler üzerinde araştırmalar yapmak ise.. Sadece PKK’lılarla değil, Kürt kökenli herkesle irtibat halinde olması gerekirdi. Bu arada da, halen cezaevinde olan Hizbullah davasının bazı sanıkları ile de irtibatı olması gerekir idi.
Var mı böyle bir irtibat?
Benim bildiğim yok.
O sadece PKK’lılarla senli benli..
Ama savunmaya gelince, “PKK’lılarla değil, Kürtlerle irtibatlı” diye savunma yapılıyor!
Tabii yerseniz!
(Yeni Akit)