Yıllardır tartışılıyordu.. Vakit gazetesinde defalarca manşet oldu.. Yargıtay Başsavcısı, soruşturma başlattı. Daha doğrusu başlatmak zorunda kaldı..
Başbakan’ın hatırlatması ile, şimdi tekrar gündeme oturdu.
Konu ne?
Alman vakıflarının, Türkiye’de gizli amaçlarını gerçekleştirmek için, belirli kurumlara yardım yaptığı iddiası..
Böyle bir iddia doğru mu, değil mi, yıllardır tartışılıyor..
Ama bir arpa boyu yol alınabilmiş değil.
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Vakit gazetesinin baskıları ile o tarihlerde bir soruşturma açıp, Almanya’ya sordu: “CHP’ye 85 bin avro yardım yapılmış mıdır?”
Ne cevap aldı?
“Ülkelerimiz arasında siyasi parti kapatma davalarında kullanılmak üzere adli yardımlaşma anlaşmamız yok. Dolayısı ile bilgi veremeyiz.”
Nasıl cevap ama?
AK Parti için ışık hızı ile, CHP aleyhine ise kaplumbağa hızı ile hareket eden Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın tam da istediği gibi..
Haydi diyelim ki, o iş, CHP’nin kapatılması sonucunu getirecek bir soruşturma idi. Partilerin kapatılmasına da temelden karşı çıktığımıza göre, çifte standardı dile getirmekle yetinelim, arkasını fazla sorgulamayalım.
Ama, Türkiye’deki derin operasyonlara destek verilmesine ne diyeceğiz?
Dışardan baktığınızda, adı “vakıf!”
“Ah ne hümanist insanlar bunlar!” diye, içinizi cız ettiriyorlar..
Ama arka tarafta dönen dolaplara baktığınızda, hesap içinde hesaplar var...
Neymiş; PKK’nın yan kuruluşu gibi çalışan şu belediye başkanına yardım... PKK’lıları belediyeye dolduran, bu ilçe belediyesine yardım..
Sanki Türkiye’de, onlardan başka yardım edilecek belediye yok.
Türkiye’yi bırakın..
Dünyada, başka yardım edilecek ülke kalmamış sanki!
Alın son ayların güncel, yardıma muhtaç ülkesi..
Somali..
Alın, Somali’deki insanlık dramını..
Soralım şu Alman vakıflarına, “Somali eksenli kaç kuruşluk yardımınız oldu?”
Bilmiyorsak, siz açıklayın, biz de öğrenelim..
Aslında açıklamaları olay bazlı da yapmayın..
Madem vakıfsınız.. Şöyle genel bir açıklama ile, kamuoyunu tatmin edin.
Gelirlerinizi, giderlerinizi, şeffaf şekilde ortaya koyun.
Kendinize yakın bir Türk internet sitesine dün yaptığınız gibi, “ ... Vakfından bir yetkilinin açıklamasına göre...” diye başlayan sır dolu beyanatlarla olayın üstünü örtme numaralarını boşverin...
Kim iseniz, adınızı sanınızı açıklayıp verin, beyanatınızı..
Sanki gizli bir iş yapıyormuşçasına, ne diye isminizi vermeden açıklama yapıyorsunuz ki?
Türkiye’de faaliyet gösterdiğinize göre, önce burdaki temsilciliğiniz açıklasın.. “Şu şu miktarda gelirimiz var. Bu bu miktarda da harcamalarımız var” diye..
Yetmez..
Madem vakıfsınız..
Türkiye temsilciliğinizde görünmeyen, merkezdeki hesaplarınızı da kamuoyuna açın.
“Şu miktarda gelirimiz var. Kaynaklarımız şunlar” deyin..
Ardından harcamalarınızı aktarın, “Bunlar da harcamalarımız” deyin..
Demiyorsanız, hele hele usuli bazı kuralların arkasına saklanarak, hesaplarınızı gizli tutuyorsanız, o zaman şaibenin üzerinde oturuyorsunuz demektir..
“Biz Ankara DGM’de yargılandık, beraat ettik” ile kapatamazsınız konuyu..
O davada sizin avukatlığınızı kim yaptı, onu da açıklayın..
Ne karşılığında, nelerin üstünün örtülmesi karşılığında yaşandı o olaylar, açıklayın..
Mütedeyyin birisini gördü mü, çorabına kadar almaya kalkışan Nuh Mete Yüksel, nasıl oldu da kendi hazırladığı iddianamenin takipçisi olmadı, anlatın.
Cumhuriyet gazetesi, sabah akşam Nuh Mete Yüksel propagandası yaparken, sabah akşam Necip Hablemitoğlu’nu överken, bu ikilinin iddialarının tam aksine, sayfalarını size açıp, ne karşılığında propagandanızı yaptılar, açıklayın..
Açıklayın da bilelim, gerçekleri!
(Yeni Akit)