Ölüm kol geziyor aramızda. Aldığımız her nefes bir daha geri dönmeyebilir. Ölüm bize nefes kadar yakın. Gözlerimizi kapatıp uykuya dalınca, bir daha uyanmama var. Ölüm gözkapakların kapanması kadar bize yakın. Gençliğin en dinamik anında, kaslarımız çözülerek kalbimiz durabilir. Ölüm kalp kadar bize yakın. Biz bizi daha tanımadan, bizi sorgu melekleri tanımak ister. Ölüm bize bizden daha yakın. İlk doğarken yaşamın emaresi olan çığlık, bir gün olur kesilir. Ölüm bize sesten daha yakın. Gözlerin doymadığı dünya endeksli umutlarda, vuslata ermeden hayaller kuruyabilir. Ölüm hayal kadar bize yakın.

 

Ölüm bize bu kadar yakın iken, biz ölüme ne kadar yakınız peki?

 

Nefisimizden, sesimizden, uykumuzdan, kalbimizden, hayallerimizden ve

Dahası bizden bize daha yakın olan ölüm...

 

Işık hızından daha hızlı bir şekilde duyulan ölüm haberi. Soğuk, sert, birazda korkuyla yüreklere çarpan ölüm haberi. Şaşkın bakışlar, suskun diller, takatsız kalan bedenler, ölüm haberini hızla iletir birbirine. Dalga dalga gönül yamaçlarına vurulur ölümün acımısız haberi. Hırçınlaşan hasret tutkuları depşirir duygularda, suskun suskun. Temmuz sıcağında buz kesilir damarlar ölüm haberinde. Ölüm işte, yaz kış dinlemez, estirir soğuk rüzgarını beklenmeyen bakışlara.

 

İnsan ya! ölümün soğuk rüzgarında sanki üşürcesine yüzü solar, benzi atar, başı düşer önüne, sesi soluğu çıkmaz bu güç karşısında. Derin nefesler, kesik sözcükler, yaşlı gözler, söylenen mersiyeler, yapılan dualar hep hüzünle okunur ya. Nede olsa ölüm sözcüğünü duymuş, ölüme sağır kulaklar.

 

Hakikate kulaklarını kapatıp, görünenlere aval aval gözlerle bakanlar, hayrete düşenler, şaşkın şaşkın yol alanlar. Ölüm var ölüm...

 

Bütün güzelliğin, kuvvetin, gücün, aklın, bilgin, yeteneğin yerlere serilmiş. Mal, mülk, makam, şan, şöhret, nam ve etiket, hepsi ama hepsi ölüm depremiyle yıkılıverdiler hayatından. Sen yalnız, yapayalnız tek başınasın. Karanlık bir dehlizde, deftere işlenmiş hayatın yanı başında. Sonrası malum; sorgu, sual, hesap ve netice. Aman Allah ım ne kadar da zor ve zahmetli. Milim milim yapılan sorgu ve hesap işlemleri. Kaçmak yok, kaytarmak yok, kıvırmak yok, tevil etmek yok, bahane yok, itiraz yok, yok yok. İşte ölüm, işte sonuç... Şimdi zulmedin ey ölümden habersiz bedhatlar. Hesabı unutan sağırlar. Ölümü kendilerinden uzak gören körler. Dökün içinizdeki o iğrenç kini. Kalbinizdeki o kesif kiri. Gösterin, açın o korkunç yüzlerinizi. Ve söyleyin o hain düşüncelerinizi. Hayır!!! diyemezsiniz işte. O cesaretiniz yok. Çünkü içinizdeki ses, endişe, kuşku ve korku sizi  kuşatmış, kaplamış. İçiniz kaskatı kesilmiş. Yıkamadığınız ve susturamadığınız o derin sesler, kulağınızı sağır etmekte. Nemrud un akibeti gibi. Siz ölüme hayır deyin, ölümü hatırlatanlara inat. Siz hayata dört elle sarılın, ölüme kelepçeli mahkum olan ayaklarınıza rağmen. Yürüyün cehenneme, zulüm ve şirretiniz geniş bir alana bedel.

 

Oysa ölüm o kadar şirin ve tatlı ki! O kadar hafif ve latif ki! O kadar hak ve hakikat ki. Gelin ölümü Hz.Ali(ra) dan, Ebu Zer den dinleyin. Allah a teslim olmuş, hayatını islama adamış, iman ve ibadet nakışlı yüreklerden sorun ölümü. Şehadete gülümseyerek koşan Hz. Hüseyin e ve hüseyin lere sorun. Ne tatlı şey; Rabbe kavuşmak, vuslata ermek, Hz.Muhammed e (sav) komşu olmak. Ne güzel, ilahi nimetlere gark olmak. Ne büyük bir lütuf ki, ilahi nimetlere layık amele sahip olmak. Yaşamak için değil, ölmek için yaşayanlara sorun bu lezzeti.

 

Neticede isteyende istemeyende bu lezzeti tadacak. Biri bal ve şerbet şeklinde, biride zehir ve zakkum halinde.

 

Biri var olan bu hakikate dost olmak ister, yakınlık gösterir, yolculuk için ondan ders ve ibret alır. Böylece hazırlığını yapar. Gelince(ölüm) el ele tutuşarak, tebessümle hakikate koşar. Biri ise, uzak kalır, düşman kesilir, inat eder, durur. Böylece korku haliyle, duymamak ister(ölümü). Gelince(ölüm); firavun gibi yalvarır, kabul edilmeyen teslimiyetle.  

 

Mazlumlara ölüm kusturan zalimler, ölümlerinize çare bulamazsınız. Ölümü kendisinden uzaklaştırmayan her nefis korkuya sahiptir. Ey zalimler siz korkuyorsunuz(ölümden), korkunuzu zulme bastırmak adına.

 

Ne olmuş size! Kim size ve sizin putlarınıza dokunmuş. Ziyaeddin Sekin leri yetiştiren, ahlak ve edebi yaygınlaştıran, yardım ve insanlığı hayatlarına hedef kılan, huzur ve sukuneti sosyal yaşamlarıyla ören, topluma faydalı, üretken düşünceler geliştiren, hak ve hukuku ilke bilen fertlere, cemiyetlere, derneklere, teşkilatlara, kurumlara saldırınz nedendir? Yoksa kargaşa olmadan, kavgaya dönüşmeden, kan dökülmeden korkunuz teskin olmaz mı?

 

Yeter artık. Ey yargıçlar, elinizi vicdanınıza koyun. Başınızı yastığa koyduğunuzda, verdiğiniz kararı tefekkür edin. Vicdanınız ne kadar rahat ve sakin!

 

Bakın sayın yargıçlar. Şuan bulunduğunuz mevkiden, makamdan ve şöhretten dolayı, etrafınızda sizi sevenleri görürsünüz. Menfaat ve çıkara dayalı sevgiler, sahte ve yapay alkışlar nefsinizi okşayabilir. Kendinizi bu geçici desteklerle güçlü ve kuvvetli hissedebilirsiniz. Ama kuvvetinizin, makamınızın ve bedeninizin yere serildiği günü düşünün. Size eşlik edecek insanları düşünün. Günahlarla kirlenmiş cesedinizi, cezalandırdığınız kişiler yıkıyor. Halbu ki herkes cesedinizden uzaklaştığı zamanda, yine cezalandırdığınız iman ehli kişiler sizi kefenliyor, namazınızı kılıyor, mezara kadar size eşlik ediyorlar. Hatta yaptığınız bütün zulüm ve haksızlıklara rağmen, affınız için duada bulunurlar. İşte düşman bildiğiniz, tehlike gördüğünüz insanlara nasılda kendinizi teslim ediyorsunuz.

 

Ey imanları tozlanmış, ehli insaf sahipleri yargıçlar! Kefensiz kalacaksınız. Arkanızda dua edecek insan bulamazsınız. Kendinize faydanız yoksa, bari cesedinizi düşünün.

 

Ey yargıçlar! sizler adalet ve hukukun nöbetçilerisiniz! Siz ölçüsünüz! Siz dengesiniz! Siz tarafsızsınız! Yoksa yargıçlığınız anlamsız olur. Bunu benden daha iyi biliyorsunuz. Peki neden taraf davranıyorsunuz? Hak ve hukuka nöbetçi değil, rejime taraf oluyorsunuz. Mustazaf-Der i zorlayıcı sebepler oluşturarak kapatınız. Bu hizmet çeşmesinden faydalanan mazlum, mahrum, yetim, yaşlı ve bakıma muhtaç insanların hakkını nasıl ödersiniz? Tabi umurunuzda değil. Çünkü kulağınız ölüme kapalı. Ey yargiçlar! dünyanızı ve ahiretinizi perişan ediyorsunuz. Dünya hayatınız vicdan azabınızla zehir, ahiretiniz cehennemle felakete dönüşüyor.

 

Yazıyı ele alırken, çok değerli ve muhterem dava kardeşlerimizden Ziyaeddin Sekin in aramızdan ayrılmasına yönelik olacaktı. Fakat ölümün sessizliğinde, sesli bir suskunluğu tercih ettim. Hayatı islamla, mücadeleyle, zidanla geçmiş salih bir insan. Rabbim makamını cennet eylesin, acılı ailesine ve aziz dostlarına sabr-ı cemil diliyorum.

ALİ KOÇER