Çağımızda ülkelerin, bilhassa Müslüman ülkelerin problemlerinin çözülemeden devam etmesinin bir sebebi, parçalı bakış açısı, dolayısıyla hukuka ayrı, ekonomiye ayrı, teröre ayrı, trafiğe ayrı, sağlığa ayrı, eğitime ayrı, iç politikaya ayrı, dış politikaya ayrı, iç güvenliğe ayrı, şehirleşmeye ayrı, tarıma ayrı, hayvancılığa ayrı, sanayiye ayrı bakılmasıdır.
Oysa bunlar, bir vücut ve onun bütün organları gibi, iç içedir. Bunun İslâm ile ilgili basit gibi görünen, fakat yeterince açıklayıcı, aynı zamanda İslâm’ı ve İslâm–hayat iç içeliğini anlamada da önemli bir misali şudur:
İslâm’da şehirler, ulu cami etrafında kurulur. Meselâ, Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hicret yolculuğunda üç hafta kaldığı Kuba’da hemen bir mescid yaptırmış, Medine’yi teşriflerinde de ilk yaptıkları iş, mescid inşası olmuştur. İnşa süresince Ebû Eyyub el-Ensarî hazretlerinin evinde misafir kalmışlar ve ancak Mescid’in inşasından sonra Peygamber Efendimiz’in kalacakları bir odacık, hane-i saadeti yapılmıştır. Ve İslâm’ın Medine’si bu Mescid etrafında kurulmuş ve gelişmiştir. İşte, İslâm şehirlerinin en önde gelen özelliği, daha sonraları ulu cami şeklinde gelişen bir mescid etrafında ve mahallelerin de mahalle mescidi veya camisi etrafında kurulmasıdır.
İslâm’da vakit namazları mahalle mescidlerinde veya camilerinde kılınabilirken, asıl hüküm olarak Cuma namazı, bir şehirde bir camide kılınır. Sonraki asırlarda şehirler büyüyüp de bir camide kılmak mümkün olmayınca, farklı camilerde Cuma Namazı kılınabileceğine fetva verilmiştir. Oysa bu, artık İslâmî düsturlardan sapılmaya başlandığını, derece derece İslâm’dan uzaklaşıldığını gösterir. Çünkü, şehirlerin Cuma Namazı’nın bir camide kılınabileceğinin ötesinde büyük olmaması da, İslâm’ın hükümlerindendir. Bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.s.), şehirlerin büyük kurulmamasını tavsiye buyurmuşlardır.
Şehirlerin büyük kurulması ve buna paralel, bir hadis-i şerifte bina ve zinanın çoğalması, Kıyamet alâmetlerindendir. Binalar çoğalıp, bir bina içinde pek çok ev ortaya çıkınca hem bu “fizikî yakınlıktan dolayı gerçek yakınlık kaçıp gitmekte”, hem de insanlar, kapı komşuları dahi birbirlerini tanımadıklarından evlere kimlerin girip çıktığı bilinmemekte, dolayısıyla bu da, bir takım haram fiillerin işlenmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat burada sadece bina ve zinanın çoğalması üzerinde odaklaşırsak, işte bu, yanılma olur. Bu, bir tezahürdür, bir semptomdur. Asıl üzerinde odaklaşılması gereken, birbiriyle paralellik arzeden binanın ve zinanın çoğalmasının asıl sebebidir. Bu sebep de, şehirlerin Cuma’nın merkezî bir camide kılınamayacağı derecede büyümesine yol açan temel sapmalardır. Demek ki, bir noktada sapma başlayınca, vücudu oluşturan yüz trilyon hücreden birinin mekanizmasının bozulup kanser olması ve nihayet vücudu ölüme götürmesi gibi, artık bu sapma, derece derece bütün bünyeyi etkilemektedir.
İşte, bir ülkenin problemlerinin çözümü, bütün problemlere bir arada, birlikte, birbirine tesiri ve hepsinin altında yatan asıl problem veya problemler temelinde yaklaşmaktan geçer. Dolayısıyla, meselâ trafik, şehirleşme ve iskân politikasından; şehirleşme ve iskân politikası tarım, hayvancılık, sanayiden, kısaca ekonomi politikalarından; ekonomi politikaları iç ve dış politikadan; bütün bunlar da, insanların zihniyeti ve dünya görüşünden ayrılamaz. Fert planında da, aile planında da, toplum ve ülke planında da bütün meselelerin ve bunların çözüm yollarının, bu şekilde birbirleriyle iç içeliği içinde ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. (Zaman)