Türkiye dışında Orta Asya`dan Afrika`ya, Güney Amerika`dan Rusya`ya kadar dünyanın neredeyse dört bir yanında çok sayıda “Türk Okulu” var.
Bu okulların çok büyük bir kısmını Fethullah Gülen Hoca`ya gönül bağı ile bağlı insanlar kurdu. Son yıllarda IHH`nın açtığı “Türk Okulları”nın sayıları da hatırı sayılır rakamlara ulaştı.
Yurt dışındaki bu okulların bazılarını görme ve inceleme fırsatım oldu. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi`ndeki Erbil, Süleymaniye, Kerkük ile Pakistan yönetimindeki Azad Keşmir`in Muzafferabad şehrindeki okullar bunlardan bazıları. ABD`deki okulların yapıları ise biraz daha farklı.
Bu okullar ile ilgili lehte ve aleyhte yüzlerce yazı yazıldı.
Kimilerine göre bu okullar ABD`nin “ılımlı İslam” projesi çerçevesinde tüm dünyada önünü açtığı okullar.
Kimilerine göre ise Türkiye`nin yüz akı. Dışişleri Bakanlığı`nın yapması gereken ancak yapamadığı ne kadar iş varsa dört dörtlük yerine getiren, Türkiye`nin ve özelde de İslam’ın gerçek temsilcileri.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da “soğukkanlı”, objektif değerlendirmelere ihtiyaç var.
Öncelikle doğru bir durum tespiti gerekiyor.
En başta dikkate alınması gereken nokta ise söz konusu okulların açılmasına öncü olan ve maddi manevi fedakârlıktan kaçınmayan insanların çabalarını anlamaktan geçiyor.
Bu insanlar samimi bir şekilde inanarak sırf Allah rızası için gayret gösteriyorlar. Ulusal ve uluslararası hesaplar ne olursa olsun inançtan başka hiç bir güç bu insanları Afrika çöllerinden Asya steplerine kadar bin bir türlü mahrumiyet ve imkânsızlıkla dolu coğrafyalara bir kaç yüz dolar maaşla gönderemez.
İbadet aşkı ile dolu bir bilinç ve bu bilinçle yapılan görev anlayışı olmazsa bu kadar dert kahır çekilemez.
Peki, İslami bir anlayış ile açılan bu okulların durumu ne?
Eğitim programları nasıl?
Genel olarak okullarda göze batan bir İslami eğitim yok. Bildiğimiz Batılı standartlarda kolej eğitimi veriliyor. Ancak genel ahlak kuralları açısından bakıldığında talim ve terbiye dürüst ve ahlaklı öğrenciler yetiştiriyor. Okulların bulunduğu devletlerin dillerine ilaveten İngilizce ve Türkçe öğretiliyor.
Öğrencilerin bir kısmı dereceye girecek kadar Türkçe öğrenebiliyor.
Türkiye sevgisi ve Türkçe öğretimi bütün bir hayatını İslam ve Türk milliyetçiliğini birbirine karıştırarak öğrenmiş bulunan öğretmenler elinde çoğu kez aşırıya kaçıyor.
Kenyalı bir öğrenci İstiklal Marşı’nın on kıtasını ezberlerken, Kongolu bir öğrenci “Ölürüm Türkiye’m” türküsünü söylüyor.
Kimsenin aklına bu zavallı çocuklar neden Türkiye için “ölsün” sorusu gelmiyor!
Veya Galatasaray Lisesi`nde okuyan Müslüman bir Türk çocuğuna Fransa için “ölmesini” çağrıştıracak bir şarkının söyletilmesinin yaratacağı duyguların etkisi sorgulanmıyor.
Birçok acayip durum normal olarak algılanıyor.
Türkiye gibi İslamcılıkla milliyetçiliğin iç içe geçtiği bir ülkede çoğu kimse için bizim bu sorularımız acayip, hatta belki de art niyetli.
Bazılarına göre ise tüm bu milliyetçi yaklaşımlar gerçek niyeti perdelemek için başvurulan “takiyeler”.
Neyse!
Kesin olan bir şey varsa bu okullar:
1. Açılan devletlerin izni olmadan faaliyet gösteremez.
2. Türkiye devleti, derin yapıları dâhil (en azından devletin içinde ciddi bir güç) “evet” demeden bu faaliyetler sürdürülemez.
3. Uluslararası güçlerin, özellikle ABD ve İngiltere’nin desteği göz ardı edilemez.
Nitekim dünyanın her tarafında okul açılabilmişken henüz İran ve Suriye`de okul açılamamıştır.
Ameller niyetlere göredir. Hayırlı hiç bir teşebbüsün ecri zayi olmaz.
Kanaatime göre bu okullar yollarına devam etmeli.
Ancak şu hususlara da dikkat edilmeli:
1. Öğrencilere öncelikle her türlü ön yargıdan uzak evrensel insani değerler öğretilmeli. Bilgi yönünden de en iyi olmaları hedeflenmeli.
2. İslami bilinç (veya ahlak) okulun bulunduğu ülkenin hassasiyetleri mutlaka göz önünde bulundurularak verilmeli.
3. Öğrenciler Batılı misyonerlerin yaptığı devşirme yaklaşımı ile değil kendi ülkelerine sadık ve bağlı evrensel değerler ile yerel kültürlerini doğru bir şekilde mecz etmiş bir şekilde yetiştirilmeli, kendi ülkelerinin geleceği olmalı.
4. Türkiye ile bağları kurulmalı, bu bağ gönüllü ve sevgi esasına dayalı olmalı.
Böyle bir strateji tabiidir ki en fazla Türkiye`ye fayda sağlayacaktır.
Hele bu Türkiye, İslami tarihi ve kültürü ile barışık bir yolda ise.
Ameller niyetlere göredir, demiştik!
İslami gayeyi saptıracak veya bulandıracak hiç bir yaklaşım Allah`ın rızasını kazanmaz.
Velev ki “Türk devletinin başını göğe değdirse” bile!
Altan Tan