Mankurtlaşma kavramı, Kırgız yazar Cengiz Aytmatov' un ''Gün Olur Asra'' Bedel adlı eserinde görülmüştür. Genel olarak; Kırgızların komşusu olan Juan-Juan isimli barbar topluluğun Kırgızları köleleştirme, kendine bağlama, onları benliklerinden soyutlama çalışmalarını anlatan; günümüzde de siyasal ve sosyal terminolojiye giren bu sözcük; milletin bilincini kaybetmesi, tamamen başka kültür ve ideolojilerin egemenliğine boyun eğme anlamlarına bürünmüştür.

Genellikle Türk milliyetçilerinin dile getirdiği bu kavram; günümüzde Türkçenin yabancı etkenlerden arındırılması amacıyla kullanılan kelimelerden biri haline gelmiştir. Türkiye'de mankurtlaşma Türk milliyetçilerinin bildiğinin aksine sadece dilde, kültürde değil; esasında İslami hayatı benimseyen ve yaşayan mütedeyyin insanlarda görülmüştür. Arapçadan başka bir dile karşılıklarının birebir mümkün olmadığı Kur'ani ve vahiysel ifadelerin orijinal halini hazmedemeyen, kültürel asimilasyonu geleneksel yaşam ve ananelerden ibaret sayan kavmiyetçi güruh; sadece dil merkezli bir hayat tasavvur ettiklerinden, maalesef bu gerçeği görememişler ya da görmezden gelmişlerdir.

Millet kavramının aslından koparılması mankurtlaşmadır; çünkü dinimiz milleti esasen inanç/akaid yönüyle tanımlar. Bütün Müslümanlar aynı millettendir. Bu tanımlamada ırki, renksel ya da bölgesel  bir ayrılık söz konusu olamaz. İslam'da Millet-i İbrahim ifadesi inançsal bağın en güzel ifadelerindendir. Günümüzde emperyalist güçlerin destek ve denetiminde, Müslüman ülkelerde birer ''Nifak tohumu'' olarak kullanılan kavramların başında millet kavramı gelir. Bir topluluk/toplum kendisini ne kadar öteki hisseder ve millete, dinde olmayan ideolojik ifadeleri koyarsa emperyalist güç ve şer odakları, daha fazla nemalanacak; haliyle de İslam topraklarında hâkimiyet durumu/nüfuzu da artacaktı. Müslüman unsurlar, birbirleriyle ne kadar mücadele ederlerse etsinler; kazananlar, taraflardan biri olmayıp onları kendi emelleri uğruna kullanan tağuti güçler olacaktır: Türkiye'de TSK-PKK çatışmasında kazananların dış mihraklar olması gibi. Bir grup, vatana kutsallık atfedip şehadet kavramını suiistimal etmekte; diğer grup da meşru olan  hak ve özgürlükleri bahane ederek Marksist-Leninist bir çizgiyi Kürt toplumuna entegre etmeye çalışmaktadır. Sonuçta referansları din/İslam kaynakları olmamaktadır.
   
İslam’da yeri olmayan geleneksel yaşam tarzının/örf ve ananelerin İslam dinine ait birer değer olarak kabul edilmesi; Kuran’dan ve sünnetten kaynaklanmayan  hurafelere göz yumulması/inanılması bir tür mankurtlaşmadır. Bir geleneğin devam ettirilebilmesi için İslam’a uygunluğu aranmalı  ya da fıkıh açısından helal olmasına dikkat edilmelidir. Günümüzde gelenekselliği de içinde barındıran muhafazakârlık kavramının, dindarlıkla özdeşleştirilmesi yanlış sonuçlara sebebiyet verilmektedir. Çünkü muhafazakârlığa din düşmanları, batılı düşünürler geri kalmışlık, sabit, tutucu gibi anlamlar yüklemektedir. İslam’da ise emir ve yasakların her an ve her çağda uygulanabilirliği nedeniyle kıyamete kadar çağdaş olma özelliğini koruyacaktır. Kanaatime göre bir Mümin, kendini  muhafazakârlıkla ifade etmek yerine  Allah’a teslimiyetin en güzel ifadesi olan ''Müslüman'' kelimesini kullanmalıdır. Kuran’ın Müslümanlara hitap ettiği şekilde bizde o hitapla kendimizi ifade etmeli ve tanıtmalıyız. Kur'an, Müslümanlar için Ey iman edenler! İfadelerini, Müslüman ve Mümin kavramlarını her halde beyhude (haşa) kullanmamıştır. Aslında bu inanan insanlara bir kimlik ve şahsiyet inşasıydı.   

Türkiye'de cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan inkılâplar! Bir mankurtlaşmadır. Mesela harf inkılabı... Daha önce Kur'an alfabesini kullanan Osmanlı tebaası cumhuriyet dönemiyle beraber Latin alfabesini kullanıyordu. Milliyetçi ve laik düşünen sözde aydınlar, önceki alfabenin Arap esaslı olduğunu, Türk kültür ve yaşamına(diğer Müslüman unsurları görmezden gelme var) ters olduğunu iddia ediyordu. Sanki aldıkları Latin alfabesi kültürümüze çok alakalıymış gibi.. Batıyla ilişkileri güçlendirmek için Kur'anla iletişimin bozulmasını makul ve mazur görüyorlardı. Kıble batı olunca çözüm de batı da aranıyordu. Kültür ve yaşama aykırı olsa bile Batı her zaman daha iyiydi. Bütün güçler onlardaydı. Ekonomik, askeri, siyasi ve teknolojik güç! Ahlak var ya da yok önemli değil. Değerlerimizle uyuyor mu? Uymuyor mu? Hiç önemli değildi önemli olan geçmişi kötülemek ve her şeyimizi batıya göre uyarlamak. Şapka kanunu mankurtlaşmaydı. Daha önce sarıkların medeniyet timsali olarak görüldüğü, Fahreddin Razi ve Sinan Farabi gibi ilim önderlerinin medeniyet timsali sarığın eski önemi kaybettirilmeye çalışılıyordu. Müslüman toplumunda sarık artık irticai bir simge olarak görülmeye çalıştırılıyordu.
   
Laikliğin ümmet coğrafyalarında uygulanması; bir mankurtlaşmadır; çünkü laikliği doğuran sebepler: Hıristiyanlık inancının anlamını, mahiyetini kaybetmesi, skolastik düşüncenin hakim olması neticesinde bilim, sanat, edebiyat vs. gibi faaliyetlerin yasaklanması, Hıristiyan din adamlarının halkı sömürmesi gibi hallerdi. Şartların kötü olması insanları farklı yanlışa sürüklüyordu. Eskiden dine (Hıristiyanlık) dayandırılan devlet Laiklikle artık dinsizleştiriliyordu. İşin tuhaf tarafındaysa İslam’ın bozulmasının hiçbir zaman imkân dâhilinde olmadığı bilindiği halde aynı olgu; İslam coğrafyalarında da yerleştirilmeye başlanıyordu. İslam’da din, Allah'ın hayatın bütün alanlarında hâkim olmasıydı. Kâinatta yaratılan her şeyin Allah'ın hâkimiyet ve otoritesine amade olmasıydı. Tevhidi bir hayat tarzı kılmak ve Muvahhid insanı inşa etmekti. Laikliğin ümmet coğrafyalarına sürülmesinde ana gaye İslam’ın yönetim esası alınıp gerçek din olgusunu tahrif etmek ve parçalamaktı. Şüphesiz ki din Allah'ındır. Din bozulamaz, mankurtlaşmaz. Ama kendine Müslüman’ım diyenler mankurtlaşabilirler mi? Elbette. Bunu aşikâr bir şekilde görüyoruz. 
  
Burada ifade etmeye çalıştığımız meseleler ümmet coğrafyasında mankurtlaşmalardan sadece birkaç tanesiydi. İslam dünyası, kitle iletişim araçlarıyla, ideolojilerle vs. değerlerinden soyutlanmaya çalışılmaktadır. Kendine Müslüman’ım diyen her şuurlu insan bu tür tehlikelere karşı uyanık olmalıdır. Allah'ın otoritesine boyun eğmekle şereflerin en güzeline sahip olduğunu unutmamalıdır. 
   
Allah'tan ümmetin mankurtlaşmasına karşı bizlere basiret vermesi temennisiyle..
   
Vesselam…

Ammar Özdağ