İnsan değerli bir varlıktır. Değerler ancak kullanıldığında anlam kazanır ve insan ancak değerleriyle yaşar. Değerlerin ekseri toplumlar tarafından anlamını yitirdiği bir dönem yaşıyoruz. Erdemin ve ahlakın tükenme noktasında olduğu bir toplumda ''Bilinçli/Şuurlu Müslüman'' olabilmek/kalabilmek Allah'ın insanoğluna bahşettiği lütuftan başka bir şey değildir.
Modernite, İnsanoğlundan değerler adına çok şey aldı. 21. yüzyılda insan aklının doruğa erişmesiyle beraber, kimileri bu yüzyıla akıl çağı ya da bilgisayar çağı demekteydi; Ama unuttukları bir şey vardı. Çağlar ne kadar değişse de, teknolojiye dair gelişmeler ne kadar ilerlese de insan hep aynı insandı: Yiyen-içen, düşünen, ünsiyet kurabilen bir varlık! Müslüman olmaya davet, aslında fıtrata (ilahi hiyerarşiye) bir davetti. İnsanın özüne bir davetti.
Teknolojik ilerlemenin doruk noktada olduğu bu dönemde kitap ve televizyon çok büyük önem arz etmektedir. Bu iki faktör insanoğlunun tabiri caizse, seviyesini belirlemektedir. Tarihi kaynaklar Osmanlı toplumuna matbaanın gelişini 1727 yılına dayandırmaktadır. İbrahim Müteferrika tarafından getirilen matbaadan sonra, Osmanlı toplumu eserlerin çoğaltılması yönünden bir avantaj sağlamış oldu. Şeyhülislamın matbaada dini eserleri basmasını reddetmesi ilginçtir.
Matbaaların/basımevinin o günlerden bu güne dek birçok kitap bastıkları muhakkak. Peki, insanoğlunun ilerlemesi gerçekleşmiş oldu mu? Yani bilgi seviyesinde bir ilerleme oldu mu? Ya da Osmanlı/Türkiye toplumu her türlü kitabı okumakla dini seviyelerinde bir gelişme gerçekleşti mi? Maalesef çoğu insanlar, kitaplar okumakla daha da gerilemiş ve akıl bulandırılması yaşıyor. Kuran’ın müthiş ifadesiyle ''Kitap yüklü merkepler'' olmuşlardı. Bildiğini sanan ve bildiğini ukalaca kullanan; kibir, yalan ve fuhşiyata dayalı batı medeniyetini taklit; bu tür sonuçlara sebebiyet vermekteydi. Burada samimi Müslümanları tenzih ediyorum. Çünkü onlar değerleriyle yaşamasını bilen muvahhidler olmaya devam edeceklerdir.
Kitaplar, Allah'ın (c.c) insanlığa bahşettiği bilgiler manzumesidir. Düşünme ve düşündüklerini aktarabilmenin en etkin yollarından biri de kitaplardır. Rabbimizin Hz. Âdem’e(as) isimleri öğretmesiyle insanlık, varlıklara ve tabiatta belli belirsiz her şeye isim vermeye başlamış ve bir müddet sonra bu bilgileri de kitaplara aktarmışlardır. Modern/bilgi çağı dediğimiz bu asırda kitaplar her şeyi çözecek durumda mıdır? Elbette ki hayır! Çünkü beşeriyetin mutluluğunu tesis edecek eserler çok sınırlı. İnsanlar da sınırlı sayıdaki eselere de lakayt kalıyorlar. Müslüman bilincine sahip insanların yararlanacakları eserlerin yeteri kadar olmaması ekonomik, siyasal, sosyal yapımızı da etkilemektedir. Müminler olarak, eğer bu alanlarda gerilerdeysek bu alanlarda nitelikli eserler vermememizdendir. Müslümanlar, eğer toplumda söz sahibi olmak istiyorlarsa nitelikli eserleri okumaya çalışmalı, okuduğunu da hayata aktarmaya yönelik gayret sarf etmelidir. Modern yüzyılın öve öve bitiremedikleri imandan mahrum insanların eserleri okumadan önce İslami hassasiyet ve donanımı tamamlamak şart. Bu yüzden, Kılavuzumuz olan Kuran’a bakarak hangi eserlerin faydalı ve faydasız olduğunu çok rahat bir şekilde öğrenebileceğiz.
Hemen hemen her insanın dile getirdiği bir sorudur: Ne okuyalım? Ben bu alanda uzman değilim ama insana dair her şeyin okunması taraftarıyım. Çünkü insana dair bütün meseleler Müslümanları da ilgilendirmelidir. Bu alanda nasıl yararlı olabileceğimizi belirleyebilmek için İlim adamları/âlimleri dinlemeli ve onların destek ve denetiminde çalışmalar yapılmalıdır. Her şeyi okumak ama herkesten okumamak… Özellikle İslami alanlarda hiçbir bilgisi ve yetkisi bulunmayan ama varmış gibi gösteren insanlardan öğrenebileceğimiz hiçbir şey yoktur. İlmi, İslam düşmanlarından değil İslam’a müntesip, İslam’la haşir neşir insanlardan öğrenmek elbette daha isabetli olacaktır. Cemil Meriç'e sormuşlar: Üstad ne okuyalım diye. Cemil Meriç, Kitap okumayın isim okuyun demiştir. Buradaki kasıt akil ve nitelikli adamlar olsa gerektir. Hiç bir ilmi olmadığı halde varmış gibi gösteren ve piyasada onlarca kitabı olan o kadar çok insan var ki. Bunları ayıklamalı ve rotamızı ona göre belirlemeliyiz. O (c.c.) öğretmesiydi biz bilemezdik, o tasavvurumuzu inşa etmeseydi algılayamazdık. Bir yerde gördüğüm sözü tekrarlamak istiyorum. Bütün kitaplar tek bir kitabın daha iyi anlaşılması için okunur. O kitap da elbette ki Kuran’dır.
Televizyon ekranlarında bilinçli bir organizasyon var gibi. Nitelikli kanallar o kadar az ki. İnsan hayret etmiyor değil. Batı'dan intikal/ithal edilen yarışma programları, vücutlarının teşhirinden para kazanmaya çalışan sahtekârlar; yalan üstüne yalan haber programları, bize ait hangi değer varsa talan etmeye çalışanlar. Hep televizyonu kullanmaya çalıştılar. Çünkü bu dönemde insanlar etkileyebilecek/değiştirebilecek en etkin faktör TV'yi kullanmaktı. Bunu bilerek uygulamaya çalıştılar. Ne de olsa insanların tamamına yakını artık televizyon kullanıyordu. Deccal vazifesini gören bu küçük ama tesiri büyük aletin yerini hiçbir şey tutamazdı. İslam âlimleri herhalde boşuna ''fitnevizyon'' demiyorlardı.
İnsan değerleriyle yaşar dedik, değerleri talan eden ekranlar karşısında, maalesef aptallaştırılan Müslümanlar var. Günün önemli bir vaktini televizyon karşısında geçiren bu bireyler, ailelerinin geleceğini tehlikeye attıklarının farkında değiller. Televizyon karşısında kendine ''idol'' belirleyen çocuklar, ne yazık ki doğru insanları örnek almıyorlar. Peki, bunun hesabını kim verecek? Hani dinimizde ebeveynler, çocuklarından sorumluydu! Çocuklarımızı belli belirsiz kanallarda, ahlaksızlık propagandası yapan insanlara emanet ederek, herhalde sorumluluğumuzu yerine getiremeyiz.
Televizyon izlemede Amerika’dan sonra ikinciyiz. Bununla övünülmeli mi? İzlenen programlara baktığımız zaman tüylerin diken diken olmaması için herhalde ar perdesinin yırtılması gerekiyor. Çoğunun içinde gayri meşru ilişkiler. Gelenek ve töreleri ayaklar altına alıp ülkede kutuplaşmaya sebebiyet vermek. Her türlü fitne var yani anlayacağınız. Bu fitneden sakındırmak için çocuklarımıza kitaplarımızı sevdirsek; karakterlerini televizyon başlarındaki kanallarda değil de bize ait değerlerle büyütsek daha iyi olmaz mı?
Sohbet geleneğimizin canlanması için, televizyon gibi yanlış etkilere sebebiyet veren kitle iletişim araçlarından ödün vermemiz gerekecektir. Nitelikli kitap okuma oranımızı arttırmalı, geleceğimize ve çocuklarımıza başkaları değil biz yön vermeliyiz. İlla televizyon izleyeceksek de sınırlı sayıdaki İslami kanallardan istifade etmeye gayret etmeliyiz. Okumanın çok düşük olduğu bir toplumda televizyonun etkisini asgariye indirmek kolay olmasa gerek. Onu sorumlu insanlar sevdirerek yapabilirlerse meyvelerini alacağından hiç kuşkum yok.
Okumanın ve yaşamanın O’nun izni dairesinde olması temennisiyle.
Vesselam…
(Ammar ÖZDAĞ)