Silahlı çatışmaların içindeki çocukların fırlattığı taşlar, ilk kez bana zarar verdiğinde Filistin deydim. Ramallah yakınlarında İsrail in düzenlediği bir askeri operasyon sonrasında olan biteni haberleştirmek için arabamla ilerliyordum.
Taş atan Filistinli çocuklar

Nereden geldiğini bile göremediğim 12-13 yaşlarında olduklarını tahmin ettiğim bir grup çocuk, taş yağmuruna tuttu arabamı. Yüzlerinde hiç unutmadığım bir ifade vardı ama aradan geçen sekiz yıla rağmen çocukların yüzündeki ifadenin "yaramazlık yapıyorum işte" ifadesi mi yoksa "halkımın mücadelesine katılıyorum" ifadesi mi olduğunu hala düşünüyorum.

İntifada başladıktan hemen sonra gittiğim Ortadoğu da kaldığım dört yıl boyunca Filistinli çocuklardan çok şey öğrendim; benim silah sesi ya da bomba sesi dediğim sesin kaynağını tam olarak tanımlamayı mesela...

Yakınlarda bir yerler havaya uçurulacaksa kırılmasınlar diye pencereleri açmayı... Dışarıda bu kadar çok şey olurken, ağabeyler elleri gözleri bağlı götürülürken, aileler çocukların üstüne kilit bile vursa çocukların evde tutulamayacağını.

Yazın gidilen kamplarda gözü kapalı makineli tüfek söküp takmayı öğrenmekten keyif aldıklarını.

Bu kampları düzenleyen Filistinli örgütlerin de çocuklara çocuk olarak yaklaşmayı lüks saydıklarını. Geleceğe dair hiçbir umutları olmayan Filistin çocukların büyüyünce ne olacaksın sorusuna neredeyse tek bir yanıt verdiklerini: şehit.

Türkiye örneği

Türkiye de, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerde, toplumsal gösterilerde de çocuklar ortaya çıkıyorlar. Kimileri onları Filistinli çocuklara benzetip sempatiyle yaklaşıyor, kimileri de ülkeyi Filistin çevirme planında kullanıldıkları iddiasıyla ateş püskürüyor.

En son bu 15 Şubat ta PKK lideri Abdullah Öcalan ın yakalanmasının yıldönümünde çocuklar sokaklardaydı, bazıları gözaltına alındı, bazıları nasihat edilip evlerine gönderildi.
Van da 2008 de düzenlenen bir gösteri

Bildik ezberler tekrarlandı, çocuklar kullanılıyor, aileler çocuklarına sahip çıkmıyor, çocuklara oyuncak dağıtılınca taş atmayı bırakırlar.

Filistin de de böyleydi, o çocuklar üzerine söz söyleyenler, ya onları küçük generaller diye övüyordu, öldürüldüklerinde ya da hapse atıldıklarında ağıtlar yakıyordu, bu durum çocukların yaz kampı adı altında askeri eğitime tabii tutulmasını engellemiyordu ve İsrail yanlıları da elbette Filistinli örgütleri suçluyordu. Ama çok az kimse, gerçekten de o çocuklara ne hissettiklerini, neden taş attıklarını soruyor ve anlamaya çalışıyordu.

Türkiye de çok az kişi bu çocukları anlamaya çalışıyor onlardan biri de Boğaziçi Üniversitesi sosyoloji bölümünden Yardımcı doçent Nazan Üstün. Çocuklarla birebir konuşarak yapılan bir akademik çalışmada yer alan Üstün e göre, çocukların en temel özelliklerinden biri göç mağduru olmaları.

Göç yaraları

Kendileri ailelerinin 1990 larda tabi tutulduğu zorunlu göçten sonra doğmuş olsalar bile, göçün travmasını yaşıyorlar.

Şehirde tutunamayan ailelerinin özellikle babalarının onların gözünde bir otoritesi yok. İyi yürekli, ahlaklı gerilla efsanelerine inanıyor ve onları süper kahraman olarak görüyorlar.

Üstün e göre, kendi kültürel tanımlamamızdaki çocuk anlayışıyla bu çocukları anlamak mümkün değil, bizim kültürel anlayışımızda oyun oynayan, şekerden hoşlanan, annesi kızınca üzülen, gelecek hayalleri olan çocuklar değil onlar, gerçeklikleri, yaşam koşulları çok farklı ama bu elbette onların çocuk olduğu gerçeğini değiştirmiyor, çünkü 18 yaşının altındalar, bedensel, ruhsal ve zihinsel gelişimleri de henüz tamamlanmamış.

Ama bu gerçeği unutan birçok kişi ve kurum da var, başta ceza kanunu ve terörle mücadele kanunu gibi. Bir gösterinin yanından geçmiş olmak bile yetişkin gibi yargılanmak ve ağır cezalar almak için yeterli sayılıyor.

Birçok sivil toplum örgütünün, aydının bir araya gelerek oluşturduğu çocuklar için adalet çağrıcıları bu durumu düzeltmek için var gücüyle çalışıyorlar ama, şimdilik meclis e önce sevk edilen sonra da geri çekilen üstelik çocukların sorunlarını da tam olarak çözmeyen bir tasarıdan başka bir şey yok.

Kürt çocuklar, Filistinli çocuklar ya da Birleşmiş Milletlerin geçen hafta açıkladığı gibi silahlı çatışmaların bir parçası olmak zorunda bırakılmış 300 bin çocuk asker nerede olursa olsunlar, bir an önce büyümesi gereken çocuklar olarak görülüyor ama soruna çocuk hakları temelinde yaklaşmayanların unuttuğu bir gerçek var; çocukluk çağı çalınanların yalnızca sorunları büyüyor.

bbc