Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renkle­rinizin ayrı (farklı ve değişik) olması da, O’nun ayetlerin­dendir. Hiç şüphe yok bunda, âlimler için gerçekten(alına­cak dersler) vardır.” Rum, 30/22.

 

İmam İbn Kesir (r.a.) de, bu ayeti tefsir ederken şunları beyan eder:

 

“Burada, diller kasdedilmektedir. Bazıları Arab diliyle konuşmaktadır. Şu Tatarların başka bir dili vardır. Şunlar Gürcü, şunlar Rum, şunlar Frenk, Onlar Berber, onlar Türktür, Habeşli, Hindli, Acem, Saklabîler, Hazarlılar, Er­meniler, Kürdler ve ancak Allah’ın bileceği Âdemoğulların­dan değişik birçok dilleri vardır. Buna ilâveten renkleri, derilerinin rengi de değişiktir.

 

“Ey insanlar! Gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için siz halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Hiç şüphe yok Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat: 13)

 

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır: "Hepiniz Âdemoğullarısınız, Âdem de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar, babaları ve dedeleri ile öğünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar Allah nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler." (Bezzar)

 

Rabbimiz Allah şöyle beyan buyurur:

 

Allah’ın boyası... Allah(ın boyasın) dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz, (yalnızca) O’na kulluk edenle-riz. Bakara, 2/138.

 

Katâde (r.a.) der ki:

 

- Yahudîler, kendi çocuklarını yahudî olarak boyarlar, Hristiyanlar da çocuklarını hristiyan olarak boyarlar. Al­lah’ın boyası ise, İslâm’dır.

 

ez-Zeccac (r.a.) der ki:

 

- Bunun, bu anlamda olduğunu, “boya” kelimesinin (daha önceden geçen): “Millet (din)” kelimesinden bedel ol-duğunu göstermektedir.

 

Mücahid (r.a.) de der ki:

 

- (Allah’ın boyası demek), Allah’ın insanları üzerinde yaratmış olduğu fıtratıdır. Rum, 30/30

 

Ebu İshak ez-Zeccac (r.a.) der ki:

 

- Mücahid’in bu açıklaması, nihayet Allah’ın boyasının İslâm olduğu anlamına gelir. Çünkü fıtrat, yaratmanın başlangıcıdır. İnsanların üzerinde ilk olarak yaratıldıkları fıtrî din ise İslâm’dır.

 

Dünya üzerinde ki diller ten renkleri Allah’ın ayetlarindendir.Kürtçe ve Türkçe de böyledir. Bunu yasaklamak Allah’a isyandır. İnsanlık suçudur. Faşist rejimler bu temel haktan insanları mahrum bırakırlar. Zülüm ederler. Faşist ve totaliter rejimlerin zaten bundan farklı bir karakter sergilemesi beklenmez. Sıradan insanlar ve mütedeyyin insanlar da bu rejimlerimlerin propagandalarına maruz kaldıklarından dolayı dengeli düşünme melekelerini yitirmiş olabilirler. Onları anlayışlarını geliştirmeleri için zamana ihtiyaçları oldukları için mazur görüyoruz. Onlar da empati yaparak bunu aşabilirler.

 

     İnsanların anadillerini konuşma hakları, tabii ki aynı zamanda bu dilin canlılığını ve kültürünü yaşatma hakkını da eğitim hakkını da içeriyor.

 

„Türkiye de Kürtlerin dışında da Türk olmayan yığınla insan vardır“ ifadesi hasta bir bakışın ifadesidir . Varsa var ne yani onlar Türklerden daha mı düşük.

 

Bu hakkı "birine versek diğerleri de ister" mantığına  indirgeyerek geçiştiremezsiniz.

 

Bu basit,  komik ve son derece de bayağı bir yaklaşım.

 

Mevzuya her defasında Kürtler, Asuriler, Gürcüler, Keldaniler,Lazlar, Gürcüler … diye söze girmek, şaş bakışın şeş ile geçiştilemeyeceğini gösgeriyor.          Fransa da 23 Temmuz 2008 tarihinde yapılan bir anayasa değişikliği sonucu, "Bölgesel diller Fransa nın ortak mirasına dahildir." Denilmiş.

 

Türkiye’de kaç kişinin Kürtçe konuştuğunu bilmiyoruz. Buna kasıt yada cehalet deyin. Fransa da yedi “bölgesel dil”i konuşanların sayıları  bellidir, biliniyor. Bir ülkede birden fazla dilin konuşulması son derece normal. Resmi dil de, eğitim dili olarak da kullanılması son derece normal ve doğal. Dünyada bunun örnekleri de az değil.

 

Bazıları şöyle:

Kanada da hem İngilizce hem Fransızca resmî dildir. Filipinler de Filipince hem resmî dil hem de devlet dilidir ve

 

İngilizce

ise resmî dildir.

o       

 

Arnavutluk

:Arnavutça,Yunanca (azınlık dli)

     

 

Bosna-Hersek

Boşnakça, Hırvatça Sırpça

 

 

Finlandiya

Fince, İsveçce, Sami(azınlık dili)

o         

 

Finlandiya

Fince, İsveçce, Sami(azınlık dili)

o         

 

 

Almanya Almanca, Danca(azınlık dili)

o         

 

 

Yunanistan Yunanca, İtalyanca(Rodos ta)

o         

 

Irak

Arapça, Kürtçe

o           

 

İrlanda

İrlandaca, İngilizce, İskoç dili(azınlık olarak)

 

o         İsviçre Almanca, Fransızca, İtalyanca, Romaniş(4 dü de resmi)

o         

 

İtalya

İtalyanca, Arnavutça(güney İtalya da), Katalanca(Sicilya da) Hırvatça,Fransızca,Almanca,Yunanca(bazı bölgeleerde)  

           

 

 

Lüksemburg Lüksemburgca, Fransızca, Almanca Portekizce

 

      Diller insanlığın kültür mirasının ve belleğinin korunmasına, kültürler arasında köprüler kurulmasına yardımcı olan en güçlü araçlardır.

 

      Ne yazık ki, 2500 dil kaybolma tehlikesi altındadır.

 

1999 yılı Kasım ayında gerçekleştirilen UNESCO Genel Konferansı’nda, 21 Şubat gününün her yıl Dünya Anadili Günü (International Mother Language Day) olarak kutlanmasına karar verildi

 

 

     UNESCO Genel Direktörü Koïchiro Matsuura, dillerin ölümü konusunda görüşlerini şöyle belirtmektedir:

 

      “Herhangi bir dilin ölümü kültürel mirasın somut bir biçime sahip olmayan çok sayıdaki farklı biçimlerinin, örneğin, paha biçilemez gelenek ve göreneklerin sözlü ifade biçimlerinin, efsanelerin, masalların, atasözlerinin, tekerlemelerin, bilmecelerin, şiirlerin, de ölmesine neden olmaktadır. Herhangi bir dilin ölümü insanlığın biyolojik çeşitliliği algılamasının da zarar görmesine neden olmaktadır. Çünkü, insanlar doğa ve evrenle ilgili bilgileri gelecek nesillere ancak dil aracılığı ile iletebilmektedirler.

 

     Yeryüzündeki varlığımızın ilk anlarından son anına kadar bize eşlik eden ve hizmet sunan, bizi yaratan ve bir nesilden diğerine bilgilerimiz aktarmamızı sağlayan tek araç dildir. Aile yaşantımızın ve iş yaşamımızın temelinde, okulda, politik alanda, bilimsel araştırmalarımızda, adaletin sağlanmasında dil her olgunun merkezindedir. Dil dinin de merkezinde bulunmaktadır.”

 

Türkiye’ de yıllarca Kürtlerin bir halk olmadığı, Kürtçe’nin de dil olmadığı resmi ağızlardan dillendirilmeye çalışıldı.

 

     Dil bilimciler ise şöyle tarif ettiler:  

Kürtçe, (Kurdî veya Kurdkî) geniş Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İranî kolunun kuzey-batı İrani grubuna girer ve Türkiye nin doğu ve güney doğusu, Suriye nin kuzeyi, Irak in kuzeyi ve dogusu ve Iranin batisinda konusulmaktadir. Bunların haricinde Ermenistan,Gürcistan, Türkmenistan, Lübnan, Afganistan,

Rusya

 

gibi ülkelerde az sayida konusani bulunmaktadir

Orta Doğu nun Arapça, Türkçe ve

 

Farsçadan

sonra en çok konuşulan dördüncü dilidir.

 

Dünyada tahminen 30-40 milyon insan tarafından konuşulur.  Göçler yüzünden Türkiye’nin her yerinde, son onyıllarda Avrupa da da çok sayıda konuşanı bulunmaktadır.

Kaynak: çeşitli siteler