Kahramanlık üzerine bir söz söylenecekse Hüseyin ile başlar Zeynep ile devam eder. Zeyneb’in eli ve de sesi neredeyse 1400 sene öncesinden şimdinin ensesi kalın, din kisvesi altına gizlenmiş makam düşkünlerinin boğazına ve kulaklarına erişir. Sırtını dayadığı, üzerine kan sıçramış çadır direklerinden, tahtına nazır saray sütunlarına her ay ayrı bir figür nakşedenleri ‘ yeter ‘ çığlığıyla darmadağın eden Zeyneb…
Tarihin en büyük miraslarından biri, onun mücahide kadınlara bıraktığı mirastır. Korkma, geri durma, sebat et, diren ve onurunu kaybetme! Fiili öğütlerinin tesirlerini ve karakterinin sayısız kadına aksettiğini görmemek mümkün mü? O halde sadece Medine’de, Kerbela’da, Kufe’de, Şam’da değil, zulmün gezdiği her diyarda kalbi imanla coşan mü’minelerin adı olsun Zeyneb…
Zeyneb’in, Yezid’in sarayındaki haykırışı, vakarının ve imanının enginliğini korkaklara sergileyen asil mi asil konuşması da, yıllardır zindan kapılarında bekleşen seçkin mü’mine kadınların sesi olsun.
Saraylar da Kemalist rejimin zindanları mesela.
Mesela yarı açık kabristan niyetiyle inşa olunan Medrese-i Yusufiye nam F Tipleri olsun…
On yıl-yirmi yıl paslı demir kapıların açılmasını bekleyen mü’min kadınların vefası Zeyneb’in sadakati, babasını öldürmüşlere bakar gibi bed bakışlı üniformalının, sürdürdükçe küçülteceğini sandığı bakışlarına inat dimdik duruşu da Zeyneb’in duruşu olsun.
Minicik yavrusuyla başladığı zindan ziyaretleri, artık kucağında değil, yanında, koltukta oturan genç evladıyla beraber koyulduğu seferle devam eden vefa kahramanları…
Her bir tanesi tatlı tatlı inen kar, yeryüzünü kapladı mı masumiyeti kalmıyor. Kat kat sarılı bebeği ve koluna sıkı sıkı tutunmuş diğer çocuklarıyla bata-çıka yürüdükleri yol uzadıkça ‘ anne üşüyorum parmaklarım yok sanki’ serzenişini duya duya ilerleyen, içi alev alev, ayaklarında buz ciğerlerinde kor analar…
‘Sabret, az kaldı çok az, bak görüyor musun’ diye diye elleriyle işaret ettikleri yer kontrol kulesidir onların. ‘Evet, askerin silahının ucu parlıyor’ cevabıyla yutkunup, belki ısınır diye kavradığı minik elleri var gücüyle sıkan, avuçları kar bakışları çakmak çakmak analar…
Ya da Temmuzun ortası… Toprağı kavurdukça sıcak, beklemek iyice zorlaşıyor. Allah’ım! Sanki ayakkabılarının tabanı yokmuş ve cilbabı ateşten kızıl bir parça olmuş. Evden getirdikleri şişe şişe buzlar çoktan erimiş de, suyun son damlaları talibini bekliyor. Hayatlarında kimseye söz geçirememişlerin, tahakkümün tadını çıkarmak isteyenlerin yeridir zindan girişleri. Bekle ki ferman gelsin de kapısı açılıversin. Birinci posta çıkmadan ikinci posta giremez! ‘Anne hadi babama…’ dedikçe çocuk, terlemiş saçlarını ve güneşten kızarmış gözlerini seyre dalan analar…
Birinci kapı... İkinci kapı… Üçüncü kapı… Dedektörle kontrolden her geçişte çocuk huysuzlanıyor ‘ Söyle onu bana sürmesinler anne’ Kimliğini göster onay al, kimliğini göster adres ver. Canları isterse yeni bir belge daha gerekebilir. Her zaman böyle girmesi bir şeyi değiştirmez. Hele de yeniyse görevli. “Ne iyi bir kapı kuluymuş” göstermelidir. Ziyaretçinin kimliği eskimiştir mesela, geçen defa işaretlemiştir değiştir diye, ama nafile. Bu, görüşe almamaya yeterli bir sebeptir. ‘Yalvaracağımı mı sanıyorsunuz, boşuna! Ama insanlıktan nasibini almamışların akıbeti sizleri de bekliyor, görüşeceğiz’ der dirençle. ‘Babam şeker almıştır anne, dönmeyelim’ diye örtüsünü çekiştiren yavrusundan dolu dolu gözlerini gizleyen, saatlerce geri dönüş yolunda ilahından çokça sabır dilenen, kalbi mütevekkil, ağzı zikirli analar…
Yıllar öncesini hatırlarlar. Koşuşturma sesleri… Koca caddenin bir ucundan bir ucuna dizilmiş araç konvoyu… Kapıda da birkaç zırhlı araç var. Gecenin bir yarısı kırılasıya vurulan kapı ve ardında şaşkın şaşkın bakan minik çocuklar. Botlar ve silahlardı akıllarında kalan. Tekbir sesleri… Gür bir sesle başlayıp boğuk boğuk biten tekbir sesleri… Yere yatırılan eşin, yüzünün sol yanına her Allah deyişiyle bastırılan kundura ökçeleri… Her defasında daha şiddetli… Tekme tokat evden çıkarılışlar, haftalarca gözaltılar. Hakaret, kan, çığlık ve aç kurtlar…
Ateşe verilmiş çadırlar ve cayır cayır apartman daireleri…
İçlerinde kadınlar, Kerbela’dan milenyuma…
Hepsinin adı Zeyneb olsun.
Ve bütün Zeynep’ler Kevser’in başında Hüseyinlerle haşrolsun.
Hürseda Haber