Halkın dini gereksinimlerinin karşılanması; inanç çizgisinden sapma kaygısının cevap bulması; ilim ve hilm sahibi öncü zatlara istediği anda, zaman kaybetmeden erişebilme imkânının elde edilmesiyle mümkündür.
Tevhid-i tedrisat kanunuyla kapatılan medreseler, bu ihtiyacı karşılıyor, fetva merciinden öte, kanaat önderi-yol gösterici yetiştiriyordu. Devlet, dini ilimler, lisan eğitimi, sosyal ve felsefi derslerle sadece bilgi sahibi değil, vizyon sahibi öncüler çıkaran bu kadim kurumları viraneye çevirdi. Medreselerin, kimi zaman bilfiil, kimi zaman da ekmeğini suyunu keserek el değmeden ölmesini bekleyen Kemalist sistem, yıllar sonra yeniden semerelerinden istifade etme noktasına gelmiştir. Resmi ideoloji diye bir şey kalmadığını tekrar ede ede değişimin ihtişamını(!) seyre dalanlar itiraz etse de, bu ideolojinin özensiz bir beton yığını gibi ortada durduğunu inkâr edemeyiz.
Müslüman halkın maslahatını gözeterek ya da farklı niyetler belirlense bile, yine müspet anlamda istifade edilecek imkânlar sağlanacaksa, baştan kabul etmemenin bir anlamı da olmayacaktır herhalde.
Ama…
Devlet, din işlerini yürütmede, ‘Diyanet İşleri’ eliyle yaptığı hizmetlerin(!) hep birilerini taklit etme ya da tasvip etmediği insanlar eliyle yapılan güzel işlere alternatif olma; hatta onları silip, yerlerine kaim olma güdüsüyle yapılan çalışmalar olduğu iddiasının aksini ispat edemeyince; ister istemez işkillenmeler baş göstermektedir.
Üstelik bu hususta sicili hiç de temiz değil iken…
İslam’a hizmet edenleri zaptı rapt altına alma, sağından-solundan yolunu daraltma, bu da tutmazsa son olarak canını yakma eğilimi ve eylemlerinin, buna ek olarak aynı hizmeti rafine edilmiş haliyle kendileri verince hiçbir şey olmamış gibi yola devam etme geleneğinin farklı tezahürleri temaşa edilirken…
Gönül istiyor ki, bilinen adıyla ‘mele açılımı’ aynı geleneğin yeni bir hinliği olmadığını ispat etsin ve bütün İslami çevrelerin tam puanıyla icraatlarına devam etsin.
Birkaç yıldır yoğun bir şekilde camide Kur’an dersi verme faaliyetlerini tam hız sürdüren, bu saik ile camileri kendi eliyle bıraktığı ataletten cüz’i miktarda da olsa çekip alan ve binlerce kişiyi bu çalışmada istihdam eden diyanet bu işe nasıl başladı?
Gayretli Müslümanların –doğru dürüst Kur’an kursu yok iken- ‘Suffa’ geleneğinden yola çıkarak camileri yeniden ilim yuvasına çevirmek gayesiyle, en ücra mahalle mescitlerini bile Kur’an ve ahlak dersleriyle ihya etme faaliyetlerini bilenler bilir.
Bilmeyenler için ise şöyle söyleyelim, kadın-erkek binlerce genç, hiçbir maddi karşılık beklemeden, sabahın erken saatlerinde, gün ortasında ya da akşam vakitlerinde camilere akın ettiler. Kucağında bebeğiyle gidenler, protez bacaklarıyla hayatlarını sürdürenler bile uzun uzun yol yürüyerek, az veya çok bildiklerini bilmeyen kardeşlerine öğretmek için, hiçbir zorluğu engel olarak görmeden bahse konu çalışmaya iştirak ettiler, emek verdiler. Onların bu gayretlerini, ilme teşne halk karşılıksız bırakmadı Öyle ki camiler dolup taştı. Yoğunluktan gruplar halinde içeri alınan öğrencilere Kur’an dersi veriliyor, siyer, ahlak, ilmihal vs. konulu sohbetlerden sonra onlardan boşalan yere diğer gruplar alınıyordu. Talep öylesine arttı ki, bu bölgelerde yaşayan ailelerden yüzde 70’inin çocuklarından biri mutlaka bu eğitimden istifade ediyor idi.
Devlet diyanet kılıcını eline aldığı gibi olaya müdahale etti. İmamları ve camii cemaatinin bir kısmını yönlendirmeyle bu fedakâr gönüllülere musallat etti. Yaz tatillerinde, kendi kurslarından mezun kişileri camilerde görevlendirdi. Diyanet, camilerin yanında Kur’an kursu niyetiyle inşa edilen yapılar kapıları kilitli bekletirken, mensuplarına camilerde ders vermelerini emretti. Bu görevli elemanları, gönüllü eğitimcileri benimseyen çevre ahalisinden talep görmeyince, akrabalarını, konu komşu tanıdıklarını öğrencileri olarak başka mahallelerden transfer etmelerini çözüm olarak sundu.
Böylece, halkın devlet eliyle verilenden gayrı bir din eğitimine tabi olmasını engellemeyi amaçlıyordu. Kur’an dersi vermek için görevlendirdiği kişileri, aynı zamanda istihbarat elemanı gibi kullandı. Sonrasında
ayağında botlarla camileri basan güvenlik güçleri elde kalan son çare olarak koyuldu ortaya. Binlerce Müslüman, sadece camide ders verdiği için yıllarca hapis yattı.
Art niyetle başlansa da, hemen her mahallede eğitim veren kurslar ve yaz döneminde dolup taşan cıvıl cıvıl camiler hiçbir halis niyetliyi, bu işin mağduru olsa bile rahatsız etmemiş, amaca ulaştıktan sonra kimin eliyle olduğu önemsenmemiştir.
Aynı zihniyet şimdi de, imkânlar nispetince kız erkek ayrımı yapmadan hizmet veren medreseleri açarak ve ‘’seydalar- mollalar’’ yetiştirmeye çabalayanlara, mollaları kendi bünyesinde toplayarak alternatif olmaya çalışıyor. Kanaat önderleri olmaya aday molaları ‘’resmi kanaatin icracıları’’ yapmak mı tasarlanıyor bilinmez ama iyi niyeti koruyarak, toptan ret/inkârcılığın nahoşluğundan uzak durmak en iyisi olacaktır.
Devlet, medreseleri lağvettikten sonra, dinî hizmetleri ancak kendi verdiği diploma sahiplerine tevdi etmek istedi. Bu amaçla İmam-Hatip Liselerini, İlahiyat Fakültelerini açtı. İpin ucunu elinden kaçırmaya başlayınca da, kat sayı engeli ve işsiz bırakma ile daha önce medreselere yaptığı gibi ekmeği-suyu kesip el değmeden öldürmeye mahkûm etti.
Mollalar akıbetlerinin ne olacağı konusunda müsterih midir?
Medreselerde değerli hocaların rahle-i tedrisinden geçmiş, yıllardır kan davalarından boşanmalara, alım satım ihtilaflarından miras kavgalarına her müşkülde hakem olan alimlerimiz, elbette itibarlarını ve maslahat-zarar hesaplarını yapıp doğru kararı vereceklerdir.
Ama…
Seçilenlere diyanetin vaaz-u nasihat metni dışında ettikleri her sözü maaşlarından kesme tehditleri mi gidecek,
Sistem; bütün sınıf, ırk ve çevrelerin dini olan adil ve ihya edici İslam’ı, ‘’resmî ideolojinin’’ önünü alamadığı her işte afyon niyetine mi verdirtecek,
Bilgi sahiplerini alıp ilimle beraber hilm ve fikir sahiplerini saha dışına mı itecek, göreceğiz.
Konuyla alakası yok ama Şeyhülislam’ın verdiği fetvaları yazıya döktürüp bu kâğıtların ölümünde kendisiyle beraber mezarına konmasını isteyen padişahı bilmem hatırlar mısınız?
Hürseda Haber