Meryem’in (as) hurma ağacının altında, kucağında İsa (as) ile beklediği günlerdeyiz. Adanmışlığının, yetim ve öksüz kalışının, Allah’a yakınlaştıkça diğer kulların kıskançlığının ve en son içinden nasıl çıkacağını bilemediği bu mucizevi ama kul zebanının izaha kâfi gelmediği imtihanının her bir karesinin, kötünün tasavvuruyla bile kirlenmemiş zihninden bir bir geçtiği zamanlardayız.
Yeni bir dünyayı doğuracakken bir kadın; biz, yenidünyanın doğurduğu kadınları dolambaçlı yollarda kaybettiği asırdayız.
Herkes kadın üzerinden konuşuyor. Sermayesi kadın olanın ne hikmetse ihyasını vadettiği mevtası da kadın oluyor. ‘Bir ölür bin diriliriz’ sözü, kadını hedef alan modernitenin diline ‘bir öldürür bin diriliriz’ diye düşüveriyor.
Miladi yeni yıla Meryem adının yüceliğini ve içine nelerin dercedildiğini hatırlayan Müslümanlar olarak girmek neleri getirecek önümüze…
Müslüman toplumların değişiminde kadının rolünü ne hikmetse hatırlayabilmiş, kadının değişimin sadece nesnesi değil öznesi olduğunu (umuyoruz ki) idrak edebilmiş olanları, icraya başlayageldikleri kararları ve istişare ettikleri akılları yeniden gözden geçirmeye sevk edecektir mesela.
Neyin nesiydi Meryem?
Meryem evvela adanmıştı bütün kadınlar gibi.
Bütün kadınlar gibi insanı doğurmaya,
Kendisinden akseden meziyetleri barındıran evladı nispetinde, medeniyet doğurmaya adanmıştı.
Bugün ana olma vasfını kadınlar için övünç meselesi olmaktan çıkaran, çünkü kendi kadınlarının kaybettiklerini başkalarında görmeye dayanamayan batı ve ne yazık ki kimi zaman kıymet bilmezlikleriyle ekmeklerine yağ süren babalar ve kocalar; bu kutlu nezrin eda edilmesine, ‘gözden düşürmeyle’ mani olmaktadırlar.
Oysa kucağında İsa (as) duruşuyla, hayallerimizde bile ihtiramı celbeden Meryem, kadının analığının Rabbe adanma vesilesi olduğunun latif bir sunumudur.
Alnı secdedeyken ise ‘sana secde edecek kullarının var edilişine vesile olmak istiyorum’ sedasını duymak için kulak kabartmak yeter.
Meryem’in adanmışlığının özünde, temizliği, fitneden berîliği, cesaret ve dirayeti şahsında tecessüm ettirme vardır.
Beyt’ül Makdis gibi kadınların basamaklarına değmesinin engellendiği bir mescitte Meryem’in ayak sesleri…
Meryem, Allah’ın evlerinin asla sırf erkekler için inşa edilmediğinin, feyzinin bereketinin nisa taifesine de amade edildiğinin en belirgin ispatıdır.
Tek şart ki, girerken ve çıkarken tek bir fitneye mahal vermeyecek bir iffeti bezenme ile… Nitekim doğum yaptığında bile, evvela kanaat getirmeyen gözlerle karşılaşmıştı gözleri. Şeytan sonradan konuşturmuştu fitnesini.
İlginçtir; daha 10- 15 sene önce, hassaten Doğu-Güneydoğu’nun beldelerinde mescitleri; ibadetleri, Kuran dersleri ve sohbetleri ile ihya eden Müslüman kadınları kollarından çekerek kapı dışarı eden; mahallenin yarım akıllı erkeklerini ‘özel hallerinizle camileri mi kirleteceksiniz’ çığırtkanlığıyla üzerlerine süren; kış ortası kaloriferi-sobayı kapatıp soğuk ile sindirmeye çalışan; olmadı mı kolluk kuvvetleriyle nezarethanelere gönderen; cezaevlerinde bekleten TC ve Diyanet, bir anda kadınların camilere çağırılmasına memur edildi.
Gelin de, tüm bunlara sünger çekip, yakın geçmişte namaz vakitleri dışında camilerin kapılarına kilit vuran Diyanet’in, bu büyük ‘projesinde’ bir bit yeniği var demeyin.
‘Ona mescitte bir oda verelim ama himayesini biz üstlenelim’ diyen sesi hiç bu kadar yakından işitmiş miydiniz?
Kibirli idareciler, kendilerinden başkasına adanılmasını kabul etmezler. Hile ve aldatmacalarına karşı yüzlerini gizlemeleri, genellikle kiralık dillerle projelerini seslendirmeleri iledir.
İster istemez Car Nehrine atılan kalemleri yeniden bekliyor insan. Bekliyor ki, kurnazlarınki dibe çöksün. Sinelerinde fitne biriktirenlerle, ilahi ilkeleri nefislerinin önüne set çekenler bir bir açığa çıksın istiyor.
Şimdi Meryem gelse de, camilerden çıkmamakta diretse… Mustazafları Zekeriya diye himayeci seçse…
Meryem dedik… Onun adanmışlığının özünde; kötü olan her şeyi Allah’ın izniyle iyiye dönüştürecek, kendinden sonraki nesli şekillendirecek gücün avuçlarına teslim edilmesiyle, kadının güvenilmez ve şirret olduğu yalanının deşifresi vardır.
Şeklinin şemailinin, şıklığının…vb tek bir bahsi bile edilmeden tarihe mal olmanın mesajı vardır.
Babasız evlat yetiştirmekle; şehit-mahkûm eşlerine, yetim annelerine yarenliği vardır.
İhtilattan ve kem gözden kaçınma ile rızkını temin edebilmenin izni ve nasılları vardır.
Meryem’i asla küçümsemeyen, kadınlığını basitlik olarak düşünmeyen, cinsiyetçi yirmi birinci asır erkeklerine numune, hürmetinin semeresini tek tek elde eden bir Zekeriya vardır.
Tüm bu varların mukabilinde, kafası karışık, kendi güdüleriyle kendisini gütmek isteyenler(!) arasında kalmış muasır kadınlar vardır.
Hz. Meryem’i anlayarak/anlatarak tuzakların-hilelerin ve bil- umum haddi aşan şerirlerin mabeyninde ihlâs ile azim ile feraset ile mümin kadınlar olarak kendimizi yetiştirme duasıyla…
(Hürseda Haber)