Kadını koruma amaçlı yasa taslağı meclise sunuldu. ‘Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi’ adı verilen taslak kimileri tarafından içeriğinden dolayı kimileri tarafından da isminden ötürü eleştirilmeye başlandı.
Aslında eleştirenlerden bir kısmı başından beri bu konuda bakanlığın istişare ettiği kurum ve kuruluşların üyeleri arasında bulunmakta. Bakanlığın son anda taslağı üzerinde çalıştıkları halden farklı bir içeriğe soktuğunu iddia ediyorlar. Tabii işin aslı nedir tam olarak bilemiyoruz ama bu defa taslağın ismi üzerinden yapılan tartışmanın herkesin aslını astarını ortaya çıkardığını söyleyebiliriz.
Taslağın isminin ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi’ olduğunu söyledik. Doğrusu ismi umut verici…
Fakat içeriğinin geneli konusunda aynı şeyi söylemek ne yazık ki zor. Kadını korurken aileyi hiçe saymayacak bir dizi tedbiri tasavvur ediyorsunuz ama bu tasavvurdan öteye gidemiyor.
İsmini beğenmeyenler ise malum olduğu üzere bizimle tam ters istikamette düşünenler yani kadını aileyle beraber korumanın mümkün olmadığına inananlar…
Kadını korumanın ancak ailenin dağılmasıyla sağlanacağına inananlar…
Ailenin varlığının kadınlar için bir zindan hükmünde olduğuna inananlar…
Kadınların bir süredir ailenin dışına çıkmaya çalıştığını(!) içeri itmenin anlamsız olduğunu savunanlar…
İşte tüm bu kimlik bilgileri sebebiyle aile ve kadın kelimelerinin bir arada bulunmalarına bile tahammül edemeyip, durumun tasarıyı anlamsız kılacağını, amacından uzaklaştıracağını zannedip, önünü almak için örgütlenen, faaliyet gösteren bir grup insan var ortada.
Kimse kusura bakmasın ama bu grubun kendi mutsuzluğunu genele teşmil etmeye çalıştığı açıktır.
Vay efendim neymiş, dünyada bu şekilde hem aileyi hem kadını korumaya çalışmanın bir örneği daha yokmuş. Tabii bunların dünyadan anladıkları batı ve batı medeniyetini çirkin bir özentiyle kopyalayan ülkeler olduğu için örneklerini de ancak görebildikleri açıdan verebiliyorlar. Ancak birçok şeyi görmezden geldikleri de kesin. Avrupa’nın birçok ülkesinde kadını yeniden ‘anne’ konumunda görmenin daha doğrusu görebilmenin yolları aranmakta, hatta yıllara varan ücretli izinlerle teşvik çalışmaları yapılmaktadır.
Aileden koparılan mutsuz kadınlar sokaktaki şiddetin muhatabı olmaktan yorulmuş durumdalar. Bunun için Avrupa ve özgürlükler ülkesi olarak anılan Amerika’da meydana gelen cinsel istismar, dayak ve öldürme oranlarına bakmak yeterli olacaktır.
Bu sözler üzerine savunmaya geçenler ‘ ne yani yabancı dayağı yememek için koca dayağı tercih mi edilmeli’ sözlerini sarf ededursunlar, biz olaylara Müslüman kimliğimizle bakmaya devam edelim.
Peygamberi, hanımlarına bir fiske dahi vurmamış, mazlumların ezilmişlerin kurtuluşu aradığı bir din olan İslam, bir zulme karşılık diğer bir zulme razı olmayı hiçbir şekilde savunmaz ve uygun bulmaz. Sorunları, uygulanabilir, fıtri dokuya münasip reçetelerle çözüme kavuşturur.
İslam eşitlik konusunu iki ayrı nahiyeden ele alır. İlki; insanların Allah’ın huzurunda seviyeleri ki bunda esas olan takvadır. Bahse konu ayette cinsiyet ya da ırklara bırakın vurguyu ima dahi bulunmamaktadır.
İnsanların kendi aralarındaki seviyelerine gelince, temel insani haklarda eşitlik bunun ötesinde ise denklik esastır. Her varlığı eşit görmek ve aynı şeyleri beklemek çoğu zaman lütuftan ziyade zulümdür.
Birtakım kadın örgütleri taslağın ilk halinde bulunup sonra çıkarıldığını iddia ettikleri ‘kadın-erkek eşitliği, fiili eşitlik, toplumsal cinsiyet eşitliği’ gibi kavramların yeniden konmasını istemektedir. Bu kavramlar ilk etapta cazip gelse bile erkeğe verilen birçok sorumluluğu aynı zamanda kadının omuzlarına yüklemek zulmün büyüğüdür.
İslam çalışma, savaşma vb. birçok işi yapma iznini kadına da bir hak olarak verirken zorunluluğu erkeğe getirmektedir. Bu adalettir, dengedir ama eşitlik değildir. Eşitliğin her alanda en iyi hak olduğu da gerçek değildir.
Tüm bu tedbirlerin asıl çıkış noktası olan şiddete gelince, bunun acilen sarılması gereken bir yara olduğu kesindir. Ekranlardan izlediğimiz kadın cinayetleri, darp edilmeleri, kiminin artık günlük hayatının bir parçası haline gelen günlük koca kötekleri güçlünün güçsüzü ezme eğiliminin en bariz numunesidir.
İslam buna asla cevaz vermez. Peygamber’in bu tür davranış sahiplerini kına-namaları da sabittir. Kur’anda’ki ‘hafifçe dövün’ ibaresi ise aslında dayağı neredeyse sıfıra indirme girişimidir. Şiddet öfke anının fiili tepkisidir. Fakat bu ibarenin öncesinde uyarmayı, sonra ayrı yatmayı emreden Kur’an, sükunet haline bıraktığı son çareyi neredeyse uygulanamaz bir duruma getirmektedir.
Ancak tasarıda bir takım gariplikler olduğu görülüyor. Erkeğin karısına sesini yükseltmesi suç sayılabilecek mesela. Bu durum tersinden yaşanırsa ne olacak peki? Bunun dışında erkeğin, karısının nereye gittiğine karışması da suç kapsamına alınacak. Nereye gittiğine karışmaması eve saat kaçta geldiğine kimle görüştüğüne de karışmaması anlamına gelecek ki, bu zaten aile hayatının doğal akışına terstir.
Bu şekilde, aslî yapıyla uyumsuz, kanun diye ortaya atılan uygulamalar, tıpkı bir ur gibi büyüyecek ve tedavi edilemez marazları peyda edecek. Zaten tehlikenin eşiğinde olan ‘aile’ devlet emriyle birkaç adım daha aşağı itilecek.
Hayır, olması gereken kesinlikle bu değil.
Ne kadının güvenceye alınıp eziyet görmesini engellemenin ne de aile kurumunu muhafaza edebilmenin yolu bu değil.
Şiddet ve psikolojik işkencenin ileri boyutlara vardığı durumlarda devlet elbette müdahale etmeli. Fakat iş o boyuta gelmeden, halkın tavsiyelerine en çok itibar ettiği inkar edilemeyecek din adamlarına, alimlere, mollalara yetki verilmeli, onlardan müteşekkil ‘Kadını Çocuk ve Aileyi Koruma’ kurumları desteklenmelidir. Bu kurumlar, her şehirde bölgelere taksim edilmeli ve üyeleri özenle seçilmeli. Bu hakemler, problem yaşanan aileyle yakın diyaloglara girecek, fertlerinin sorunlarını yerinde teşhis edecektir. Verdiği çözümler hem erkeğe hem kadına güven verecek, gönüllü olarak uygulamaya geçirilecektir. Ancak bu şekilde yapıcı çözümler elde edilebilir. Bunun örnekleri çoktur, araştırılıp değerlendirilmelidir.
Halkın doğal ve temel dinamiklerinden istifade etmek varken ithal çözümleri ucube bir şekilde monte etmek, bünyeyi tepkisel bir hale sokmaktan başka bir işe de yaramayacaktır.
(Hürseda Haber)