Okul önlerinde kızlarıyla bekleyişini izlerken tanıdık Güllü Hanımı. Cesurdu, dirençliydi ve en önemlisi ne yaptığının bilincindeydi. Allah’ın emrinin, sadece kendisinin örtünmesi değil bu yönde ilerlemek isteyen kızına destek olmakla ona da taalluk ettiğinin farkındaydı.

Ayrıca olaylara, söylenenlerin ve yapılanların tutarsızlığına vâkıftı. Hiçbir şekilde yılgınlık ve teslimiyet sezilmeyen; bilakis kendinden emin tavırlarıyla bunları bir bir ortaya döküp anlatmayı da çok iyi biliyordu.

Evet, sırf bu yüzden bu hanımefendi iki yıl on gün hapis cezasına çarptırıldı.

Daha önce Bursa’da benzer bir vakada bir kız öğrenci babası 6 ay hapis cezasına müstahak bulunmuştu. Ne yaptığını, neye karşı çıktığını ve kimi cezalandıracağını bilmeyen; saldırgan, şekilsiz bir zihniyetle yine karşı karşıyayız ne yazık ki.

Sadece üniversite değil ilk veya ortaöğretim öğrencilerine de tesettür özgürlüğü isteyen ailelerin mücadelesi başladığında ne yazık ki İslami kesimden de olumsuz sesler yükselmiş; hatta olayı babaların kız çocukları üzerindeki baskısı olarak değerlendirenler dahi olmuştu. İşte, annelerin tesettür mücadelesinde kızlarının yanında olduklarını göstermeleri bu yüzden önemliydi. Güllü kardeşimiz bunu görüp yola çıkan ve bu mücadelenin içerisinde aktif bir şekilde rol alan Müslüman hanımlardan bir tanesiydi.

Eğitimin her aşamasında başörtüsüne özgürlük mücadelesini verenlerden, yani ilköğretimden itibaren kızlarını muhafaza etmek isteyenlerden şu yakıştırmalarla bahsedildi:

“Zavallı Anadolu kadını ve onu zorla siyasi, politik hedeflerine alet eden zorba, mutaassıp erkekler… Çocuklarının geleceğini kurtarmaktan başka kaygısı olmayan, kendisi başı örtülü namazında-niyazında olduğu halde evladının bir meslek edinmesi ve hayatını kurtarması uğruna dinden uzak yetişmesini çağın bir zarureti olarak görüp razı gelen ama gelenekçi-aşırı fikirli kocalarına bir şey diyemeyip boynu bükük bekleyen anneler… “ İşte bu çirkin değerlendirmeleri ve yanlış yapılan ezberleri unutturma adımlarından büyüğünü atmıştır ve özellikle bu sebeple cezalandırılıp, sindirme hususunda gözlerden kaçmamıştır Güllü Hanım.

Biraz zavallı olup kendini bu kadar net ifade edemese; ezilip büzülmeyi bilse; üzerinden anlamsız yorumlar edilmesine açık kapı bırakacak pasif, İslami bilinciyle değil sadece evladını koruma içgüdüsüyle hareket eden bir anne hassasiyetiyle okul kapısına geldiğini hissettirse; kanaatimce bu kadar ciddi bir intikam duygusunun muhatabı olmayacaktı.

“Başbakanın, cumhurbaşkanının eşinin bile örtülü olduğu bu zamanda başörtüsünün isteksiz, erkek zoruyla takılan bir örtü olarak kullanıldığını ileri süren kalmamıştır artık” demeyin sakın. Bu itham ve iz ‘an, üniversite öğrencileri ve çalışan hanımlar için değil belki ama tesettür serbestiyetini ilk ve orta öğretim çağında da talep ettiğini beyan eden öğrenciler ve ailelerine yönelik olarak sürdürülmektedir ne yazık ki. Üstelik değil sadece tesettür düşmanlarının zihinlerinde, İslami kimlikli şahıslarda dahi yer edebilmiştir.

Suskun İslami kesime bir bakınız. Bilinçaltı, iktidarı koruma hedefine kilitlenen bir grup var, görüyoruz. Bunun dışında bir de hakikaten olaylara bu gözle bakan, üniversite çağından erken dönemlerdeki kızlara örtünme hakkı isteyen, bunun mücadelesini veren Müslümanları geleneksel ya da aşırı olarak görüp onlarla aynı safta görünmeyi liberal, demokrat dostlarına mahcubiyet sebebi gibi değerlendirenler var.

Bunu daha önce çeşitli vesilelerle çeşitli yerlerde dillendirmelerinden, kaleme dökmelerinden biliyoruz. Bu hatalı görüşün, resmi ideolojinin bir süredir makbul gösterdiği ılımlı, ‘biraz sizden biraz bizdenci’, toplumsal uyum adına daha az önemli(!) hükümlerin uygulanmasında tavizkar bir İslami(!) düşüncenin ülke genelinin bilinçaltına kodlanmasının ispatı ve dışavurumu olduğunu da söyleyip; bundan sonrasını sosyoloji ve hatta psikoloji eğitimi almış arkadaşlara havale ediyorum.

Ak Parti Kadın Kolları gerçekleştirdiği ‘Kadın Bakış Açısıyla Yeni-Sivil Anayasa Çalıştayı’ nın raporunda başörtüsü ve kamusal alanla ilgili olarak vardığı sonuç basında yer aldı. ‘Yargıçlık, emniyet görevlisi ve öğretmenlik gibi meslekler istisna tutularak tartışmalar aşılabilir’ demişler ve bu öneri ile erkeklerle eşit olma noktasında başörtüsünün kadınlar için bir engel teşkil etmemesinin anayasal bir hükümle güvence altına alınmasını istemişler. Şimdi bu zihni garabeti yorumlayabilecek olan var mı?

Çocuklarını dindar ve hayırlı birer insan olarak yetiştirmekten başka bir derdi olmayan Güllü Çevik ve onunla aynı inanca sahip olanlar şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da mahkûm edilmeye devam edilecekler. Çünkü inanç ve ibadet hürriyetinin sağlanması noktasında iktidar yine kapıyı tamamen açma değil de yarılama niyetindedir.

Yeni anayasa hazırlama süreci bir hayli gösterişli geçiyor. “Anayasayı hep birlikte hazırlayacağız, ilk defa halkın istediği bir anayasa yapılacak” mealinde sloganlarla süslenen süreç bunu ispat etmeli. Eğitimin her kademesinde yaş ve sınıf sınırı konmaksızın, herkese başörtüsüyle okuma imkânı sunulmalı ve bu hak şifahi olarak ya da bazı bölgelerde uygulanabilir tarzda değil, açık ifadelerle anayasal bir hak olarak teslim edilmelidir.

Hükümet artık bu konuyu sorun olmaktan tamamen çıkarabilir girişimlerde bulunacak cesareti göstermelidir. Herkes biliyor ki, başörtüsü Müslüman toplumun yumuşak karnıdır ve bu konuda kaypaklık edenin kahramanlığına da, din şinaslığına da halel gelir.

Hepsinin evvelinde ise Güllü Çevik’e verilen bu cezanın infazına kesinlikle izin verilmemeli ve bu haddini aşmışlığın, azgınlığın da hesabı sorulmalıdır.

Bu konuda hep birlikte arkasında duracak, sürecin her anının takipçisi olacağız. Tek derdi başörtüsüyle okumak olan Şüheda, okuluyla beraber annesinden de uzaklaştırılma tehdidinden kurtarılıncaya ve büyüyüp anne olunca kendi kızıyla da aynı sıkıntıları yaşamak zorunda kalmayacağını garanti altına alıncaya kadar

(Hürseda Haber)