Bayramdan önce okuduğum bir köşe yazısı beni hayli şaşırtmıştı. Yazarın, böyle bir durum değerlendirmesinde, hele hele o başlık altında dile getirdiği tespitlerini, mevzunun hangi yönüne fayda sağlar diye zikrettiğini merak etmiştim.
Bizim yazı vaktimize kadar konunun üstü tozlanır diye dile getirmekten vazgeçmiştim ama, olmadı…
Sibel Eraslan’ın “İlköğretimde Başörtüsü” adlı yazısından bahsediyorum. Hani şu “çocukları babalar bir yandan çekiyor, devlet öbür yandan” dediği yazısından…
Büluğ çağına gelmiş çocukları tesettürle yükümlü kılan aslında erkeklermiş gibi, çocuğun iyice büyüyüp, fiziksel ve zihinsel açılardan gelişimini tamamladıktan sonra kendi iradesiyle amel etmesini beklemek marifetini tamamen desteklermiş gibi yanlış anlaşılmaları peşinen getirecek sözlerine yer verdiği yazısından…
Medyanın olayı “6-11 yaş arası kızlara örtü hakkı talebine indirme “düzenbazlığına” vurgu yaptıktan az sonra, bahsettiğimiz manalara delil olabilecek notları şerh düşmesi, mezkur “düzenbazlığın” tesirinde kalmışlık intibaı uyandırmaz mı olanca iyi niyetiyle okuyanda bile…
Bugün ilköğretim ikinci kademede eğitim görecek bir kız 12 yaşına girmiş olarak başlıyor 6. sınıfa ve yetişkin bir genç kız olarak bitiriyor 8. sınıfı. İşinden olma pahasına evladının elinden tutup, okula örtülü olarak götüren babanın kızı da 6. sınıf öğrencisiydi.
Daha vahimi, aynı babanın kapısına kızını istemek için biri gelse ona sapık muamelesi yapar ve devamında o kız çocuğu ben artık büyüdüm şöyle bir iş kurmak istiyorum diye ticaret odasına gitse 23 Nisan değil, dön evine deriz sözleriyle zannedersem gönderme yapmak istediği mevzuda maksadını aşmış olmasıdır.
Ne yani bir işyeri açıp idare edebilecek derecede zihinsel erişkinliğe ya da zamanın ve mekanın şartlarına binaen “müstakbel gelin” arayışlarına namzet olacak yine fiziksel ve ruhsal olgunluğa ulaşmak mıdır tesettürün teklifine muhatap olmanın şartı?
Hem nedir bu “baba ve kız” muhabbeti? Anneleri bu konuda isteksiz mi zannediyorsunuz?
“Bizler üniversite ve sonrasında başörtüsü kullanan kadın ve kızların eğitim ve çalışma haklarının adalet mücadelesini verirken, iş nasıl oldu da gelip çocuklara dayandı anlayabilmiş değilim. Medyada illüzyon dedikleri bu olsa gerek” ifadesiyle haklı olarak medyaya yüklenirken, evladını mükellef olur olmaz günah kırıntılarından bile pak olarak büyütmek ve okumak isteyen anne-baba da, üstelik kırmaktan çekinerek; “kimin ekmeğine yağ sürdüğünün farkında değil” diye bu yazının sahibine yüklenmez mi?
Son olarak, “inançlı kesim sisteme dair bütün itimatsızlığı kız çocuklarını koruma üzerinden geliştiriyor” tesbitinin, başka “detay” sayılabilecek isteklerde belki ama, ilköğretimde tesettür talep edenlerden bahseden bir yazı içerisinde yer alması pek şık durmadı.
Beşeri sistemlerin tesis edilmesi aşamasında dönüştürülmesi gerekenler listesinin başında kadın yer alıyorsa, koruma refleksinin de öncelikli olarak kadın üzerinden hissettirilmesi çok mu anlaşılmazdır?
25 Kasım’ı “Kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele” günü ilan edenlerin, bu isim adı altında yaptıkları etkinliklerde Güneydoğu, hassaten Batman’da yedikleri nanelerden haberdar mısınız? Bunlar ilk işe başladıklarında da gencecik kızlar üzerinden giriştikleri ifsada, akabinde de görüldüğü üzere yine Müslüman kadın üzerinden ziyadesiyle devam ediyorlar.
Demem o ki, bazı sözler “peygamber öğüdüne uyup, karanlık basmadan evde olmaya çalışırım” diyecek kadar değerlere bağlı birinden gelince yara açıyor.
Yoksa; dileyen dilediğini desin.
Vesselam…
Doğruhaber Gazetesi