Hasan El-Benna dava endişesine sahip bir mücahidi vasıflandırırken şöyle diyor: Mücahid bir kişiyi, şu şekilde tasavvur edebilirim.
Bu davayı omuzlamak ve davanın derdiyle dertlenmek her zaman en büyük sorumluluktur. Kişi dava endişesini taşıyorsa davası o insanın ayrılmaz bir parçasıdır. Dava hakkında konuşur, dava için kızar, dava için sevinir, davanın üzerine titrer ve dava için gözyaşı döker.
O endişe her şeyin önüne geçer. Dava endişesi uykusunu kaçırır. Muhasebesini hep bu yönde yapar. Durmak, tembellik olmaz. Endişesi onu sürekli ayakta tutar.
Kendisini geliştirdiği gibi başkalarını da davanın tadını alması için çaba gösterir. Her şeyini bu yola koymuştur. Onun tek endişesi davasıdır. Tarihte gördüğü ders budur. Mücadele tarihi boyunca önderlik yapanlardan hep dava endişesini görmüştür. O terbiyeden dolayı nerede olsa, nerede yaşasa da onun endişesi davasıdır. Dünya endişesi, ev-makam endişesi yoktur. Mal biriktirme, can endişesi yoktur. Onun endişesi Allah’ın razı olmasıdır. Her şeyi veren Allah olduğuna göre en büyük endişesi Allah’ın davasıdır. İslam büyüklerinden İmam Geylani(Allah ondan razı olsun)ne güzel söylüyor:’’Onlar davet makamında kıyam etmişlerdir. Mahlûkat, Hak Teâlâ’yı marifete davet ederler. Hiç durmaksızın kalpleri davet edip; Ey Kalpler! Ey Ruhlar! Ey İnsanlar! Ey Cinler! Haydi, Melik’in(C:C)kapısına gelin, kalplerinizin ayaklarıyla, takva ve tevhidinizin ayaklarıyla, marifetinizle, O yüce Allah korkunuzla, dünya ve ahretteki kanaatkârlığınızla O’na koşun! Derler. İşte onların bütün işleri budur. Bütün amaçları mahlûkatı ıslah etmektir. Kederleri topraktan arşa kadar, bütün yeryüzü ve gökleri kaplamıştır.’’
Yine İmam Hasan El-Benna(Allah razı olsun)’da dava endişesine sahip bir mücahidi vasıflandırırken şöyle diyor: Mücahid bir kişiyi, şu şekilde tasavvur edebilirim. Bütün hazırlığını yapmış, kendine gerekeni almış, fikri kalbinin her yönüne ve bütün benliğine yayılmış, devamlı düşünen, büyük ilgi sahibi, her an hazır vaziyette davet edildiği zaman icabet edip, çağrıldığı zaman giden, gidişi ve gelişi, konuşması ve suskunluğu, şakacı ve ciddi hali, kendisini hazırlamış olduğu sahayı aşmayan, hayatını iradesiyle seçip seçtiği gayeye adayan, O’nun yolunda cihad eden, kalbinde yanan aşkı ve içine gömülü olan elemi, yüzünün hatlarından okuduğun gözlerinin parıltısında gördüğün ve dillinin dönüşünden duyduğun, içinden gelen azami sadakatini ifade eden, sonsuz bir gayret ve uzun vadeli gayeye sahip olan kişidir.’’
İşte bu dava endişesini taşıyan kişi durmak nedir bilmez. Sürekli hareketlidir. Enerji doludur. Ümitsizlik nedir bilmez. Gevşemez, aşkı bitmez. Dava endişesi onu hep koşturur. Bütün hesapları davası içindir. Rahatlığı düşünmez. Tek rahatlığı Rabbine ak yüzle varıp, cennette Resul ve şehidlerle buluşmasıdır. Dünyanın geçici olduğunu bildiğinden, ahiretini düşünür. Küfrün oyunlarına karşı uyanıktır. Fitne ve fesatlığa karşı teyakkuz halindedir. Dava kardeşliği onun için vazgeçilmezdir. Kardeşliği pekiştirmek için çaba gösterir. Dünyanın zevk ve sefahatine kapalıdır. Ailesini davanın endişesi için hazırlar. Çocuklarını bu yolda yetiştirir. Davası için malını, canını ortaya koyar. Resulünü örnek alıp bu konuda yaşamaya gayret gösterir. İnsanları teşvik eder. Fedakârlığıyla örnek olup, ahlakını güzelleştirir. Davasının ondan isteği neyse onu yapar. Davası istediği zaman tereddüt etmeden yerine getirir. Aklında, kalbinde şüphelere yer vermez. Bu konuda iyilikte yarış halindedir. Ölümü düşünüp ona hazırlık yapar. Dava endişesini sürekli diri tutar. Dava endişesinden dolayı geceleri uykusuz kalır.
Blal Çevlik